"Evet, bazen bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur." cümlesini izah eder misiniz; bunun tersi de olabilir mi?
Değerli Kardeşimiz;
"Evet, bazen bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü bazen bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlâhîye medar olur." (Lem'alar, Yirminci Lem'a.)
"... 'Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.' diye dua etti." (Enbiyâ, 21/87)
"Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın kıssa-i meşhuresinin hülâsası: Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümit kesik bir vaziyette, لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّۤ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ münâcâtı, ona sür'aten vasıta-i necat olmuştur." (bk. age., Birinci Lem'a.)
Hz. Yunus (as), düştüğü durumdan kurtulmanın tek çaresi olarak tevhidi görüyor ve duasında bunu belirtiyor. Zira onu (as) koca bir okyanustan, milyonlarca balıktan bir tanesinin karnından, karanlıklı ve fırtınalı bir havadan ancak her türlü noksandan mukaddes ve münezzeh olan, gücü her şeye yeten ve hükmü her şeye geçen Allah kurtarabilir. Hz. Yusuf (as) da bu mülahazayla bu duayı okuyor ve bu şekilde niyazda bulunuyor.
Hz. Yunus (as)’in: "Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum." dua ve niyazı ile necat bulması, buna güzel bir örnektir.
"Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir masumun duası hürmetine, denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeye başlar." (Mesnevi-i Nuriye, Katre'nin Zeyli)
“Beyanda sihir vardır.” Güzel söz kadar insanın aklına, kalbine ve vicdanına tesir edecek bir kuvvet yoktur. Harp meydanında bulunan binlerce insan, söylenen güzel bir sözün tesiri ile vatanı, bayrağı ve milleti uğruna en aziz ve en mukaddes olan hayatını feda eder. Bazen bir söz insanın kalbini fethedip onun hidayetine ve ebedî saadetine vesile olur. Altmış yetmiş sene küfürde yaşamış bir insan, Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olsa ve hemen vefat etse doğrudan cennete gider. Çünkü o Cennete girmenin şartı olan sözlerin en güzelini söyleyerek İslâmiyet’i kabul etmiştir.
Bazen de ağzımızdan öyle bir şey çıkar ki, gayretullaha dokunur, onun celal ve kahrını celp edebilir; bundan da titremek gerekir. Hatta ilm-i kelam kitaplarında, elfaz-ı küfür ve bunlardan sakınmak adına bir bab açılmış, bu konu titizlikle işlenmiştir.
Üstad Hazretlerinin şu ifadeleri de bu konuda çok manidar:
"Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma. Çünkü çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında gök, yıldızlarıyla beraber içine girip gark oluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i hafızanda, senin sahife-i a'mâlin ekseri ve sahaif-i ömrün ağlebi içine girdiği gibi, çok cüz'î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, istiab eder." (Lem'alar, 17. Lem'a, On Dördüncü Nota.)
Allah herkesi içinde bulunduğu şartlara göre imtihan eder ve ona göre sevap verir. Yirminci Lem'ada geçen şu ifadelere yeniden bakalım:
"Cenâb-ı Hakkın rızası ihlâs ile kazanılır; kesret-i etbâ' ile ve fazla muvaffakiyetle değildir."
"Evet, bazen bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur."
"Ey sevaba hırslı ve a'mâl-i uhreviyeye kanaatsiz insan! Bazı peygamberler gelmişler ki, mahdut birkaç kişiden başka ittibâ edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etbâ' ile değildir. Belki hüner, rızâ-i İlâhîyi kazanmakladır." (Lem'alar, Yirminci Lem'a.)
Keza, okuma yazma bilmeyen bir abinin durumu, Üstad'ımız tarafından şöyle ifade edilmektedir:
"Ümmî, fakat allâmelerin işini gören ve esrâr-ı Kur'âniyeye karşı Isparta'nın intibahına sebep olan, âhiret kardeşim Âdilcevazlı Bekir Ağanın Sözler hakkındaki ihtisâsâtıdır." (Barla Lahikası, 54. Mektup.)
Bekir Ağabey’in durumu bize gösteriyor ki, hizmet yalnız Risale okumak ve anlatmak değildir. Bekir Ağabey, okuma yazması olmadığı için, risaleleri okuması olanlara verir ve kendisine okuyup anlatmasını istermiş. Muhatap okuyunca, kendisi de istifade edermiş.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü