"Buradaki dağlara bedel, orada yıldızlar o vazifeyi görürler." İzah eder misiniz? Dağların yaptıkları bu vazifeleri yıldızların yapacağına dair ayet veya hadis var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem bu dünya hanında misafir yolcular için koca dağları levazımatlarına ve istikbaldeki ihtiyaçlarına muntazam ihtiyat deposu ve cihazat ambarı ve hayata lüzumu olan çok definelerin mükemmel mahzeni olmak cihetinde işaret, belki delâlet belki şehadet eder ki, bu kadar kerîm ve misafirperver ve bu kadar hakîm ve şefkatperver ve bu kadar kadîr ve rububiyetperver bir Sâniin, elbette ve herhalde, çok sevdiği o misafirleri için, ebedî bir âlemde, ebedî ihsânâtının ebedî hazineleri vardır. Buradaki dağlara bedel, orada yıldızlar o vazifeyi görürler."(1)

Her varlık gibi, dağların da birçok yaratılış gayesi vardır. O gayelerin bazılarını Üstad Hazretleri yukarı da beyan ediyor. Dağların bu dünyada yaptıkları bu mühim vazifeleri, ahirette yıldızlar yapacaklardır.

Bu dünyada dağların içine istif ettiği sayısız ve harika nimetleri insana ihsan eden sonsuz kerem sahibi Allah, ahirette ummadığımız şeylerin vesilesi ile cennet ehline en mükemmel ihsanlarda bulunabilir ve bulunacaktır. Zira Allah sonsuz kudret sahibidir.

Dağlar bu dünyada nasıl bir nimet kaynağı ise, ahirette de ona benzer fakat ondan daha üstün nimetlerin menbalarının olabileceğine işaret ediliyor.

"İKİNCİ ASIL: Mesâil-i İslâmiyenin tabakatı vardır. Biri burhan-ı kat'î istese, diğeri bir zann-ı galibî ile iktifa eder, başkası yalnız bir kabul-u teslimi ve reddetmemek ister. Öyleyse, esâsât-ı imaniyeden olmayan mesâil-i fer'iye veya vukuat-ı zamaniyenin her birinde bir iz'ân-ı yakîn ile bir burhan-ı kat'î istenilmez. Belki yalnız reddetmemek ve teslimiyetle ilişmemektir."(2)

Üstad Hazretlerinin ifade ettiği gibi, delillerin mahiyet ve çeşitleri muhteliftir. Kimisi çok zahir ve berrak şekilde ispat eder, kimisi de hafi ve kanaat şeklinde meseleyi ispat eder. Bu yüzden, her mesele için kat’î ve zahir delil istenilmez. Tarihî vakalarda da durum böyledir. Çok şeyler vardır ki, insanlık kabul eder, ama elinde vesika ve zahir bir delil yoktur.

İslam’da, “kaziye-i makbule” denilen fazilet ve ilim sahibi olan âlim ve evliyaların sözleri delilsiz olarak kabul edilebilir. Bu zatların bu gibi ifade ve meramlarında kat’î ve zahir delil istenilmez. Zaten bu gibi ifadeler ümmeti bağlayan, kabul ya da inkârında mes’ul eden şeyler değildirler.

Bazen bir şey görünür, ama başka birisine gösterilmesi imkânsızdır. Bu kabilden çok latif ve ince mânaları büyük zatlar hissetmiş ve görmüş, lakin kat’î ve zahir olarak ispat edememişlerdir.

Manevî âlemde çok berrak ve sarih olan şeyler, maddî âlemde çok ince ve münasebetsiz görünebilir. Bu sebeple makbul ve insanlar arasında hüsn-ü kabul görmüş veli zatların keşif ve tespitleri şayet şeriatla tezat ve tenakuz teşkil etmiyorsa, onları kabul etmekte bir beis yoktur. Onlar da zaten bu gibi keşif ve tespitlerini ayet ve hadislerin işarî ve remzî mânalarından tahric ediyorlar.

Ayet ve hadislerin mânası sadece zahir ve sarihinden ibaret değildir, onların çok dal ve budak mesabesinde mânaları da vardır. Bizim onları göremememiz veya anlayamamız olmadıkları mânasına gelmez. Hadiste bu mâna şu şekilde ifade ediliyor:

"Her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, Üçüncü Şua (Münacat).
(2) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal.
(3) bk. İbni Hibban, Sahih 1:146; el-Münavî Feyzü'l-Kadîr, 3:54.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...