"Ve ehl-i keşif ve ilham bütün evliya ve sıddıkînin şehadetiyle..." Cümlesi hangi mânada delil olarak kullanılıyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İKİNCİ ASIL: Mesâil-i İslâmiyenin tabakatı vardır. Biri burhan-ı kat'î istese, diğeri bir zann-ı galibî ile iktifa eder, başkası yalnız bir kabul-u teslimi ve reddetmemek ister. Öyleyse, esâsât-ı imaniyeden olmayan mesâil-i fer'iye veya vukuat-ı zamaniyenin her birinde bir iz'ân-ı yakîn ile bir burhan-ı kat'î istenilmez. Belki yalnız reddetmemek ve teslimiyetle ilişmemektir."(1)

Üstad Hazretlerinin yukarıda beyan etttiği gibi, delillerin mahiyet ve çeşitleri muhteliftir. Kimisi çok zahir ve berrak şekilde ispat eder, kimisi de hafi ve kanaat şeklinde meseleyi ispat eder. Bu yüzden her mesele için kat’î ve zahir delil istenilmez. Tarihî vakalarda da durum böyledir. Çok şeyler var ki, insanlık kabul eder, ama elinde vesika ve zâhir bir delil yoktur.

İslam düşünce sisteminde kaziye-i makbule denilen, fazilet ve kariyer sahibi olan âlim ve evliyaların sözleri, delilsiz olarak kabul edilebilir. Bu zâtların bu tür ifade ve meramlarında kat’î ve zahir delil istenilmez. Zaten bu gibi ifadeler ümmeti bağlayan, kabul ya da inkârında mes’uliyet getiren şeyler değildirler. Bazen kişiye bir şey görünür veya onu hisseder, ama başka birisine gösterilmesi imkânsızdır. Bu kabilden çok latif ve ince mânaları büyük zâtlar hissetmiş ve görmüş, lakin kat’î ve zahir olarak isbat etmemişlerdir.

Manevî âlemde çok berrak ve sarih olan şeyler, maddî âlemde çok ince ve münasebetsiz görünebilir. Bu sebeple makbul insanlar arasında kabul görmüş veli zâtların keşif ve tesbitleri, şayet şeriat ile tezat etmiyor ve ona mugayir bir durum ihtiva etmiyorsa, onları kabul etmekte bir beis yoktur. Onlar da zaten bu gibi keşif ve tesbitlerini ayet ve hadislerin işarî ve remzî mânalarından çıkarıyorlar. Ayet ve hadislerin mânası sadece zahir ve sarihinden ibaret değildir, onların çok dal ve budak mesabesinde mânaları da vardır. Bizim onları göremememiz, olmadığı mânasına gelmez. Hadiste bu mânâ şu şekilde ifade ediliyor:

"Her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır."(2)

Bu makamlara işaret eden hadis-i şeriflerden bir tanesi şöyledir:

Abdullah ibni Mesud (ra.)’dan rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte, Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

"Sizin birinizin sahrada hayvanı kaçarsa, 'Ey Allah'ın kulları hapsedin! Ey Allah'ın kulları durdurun!' diye seslensin. Çünkü Allah'ın yer yüzünde hazır bulunan kulları vardır, onu tutarlar. "(3)

Veli zâtlar keşif yolu ile o hâdiseleri görüp tasdik edebilirler. Bunun yolları ve usulleri farklılık arz edebilir. Kimisi rüya yolu ile kimisi yakaza âleminde, kimisi ilham yolu ile kimisi ruhun derece-i hayatına çıkıp maziyi müşahade etme tarzı ile kimisi de ruhun temessül etmesi şeklinde o hâdiselere ve mu’cizelere şahitlik edebilirler.

Mesela Celalettin Suyutî Hazretlerinin manevî âlemde Allah Resulü (asm) ile hadis müzakeresi yapmasına ilmî bir delil nazarı ile değil, kaziye-i makbule nazarı ile bakılmalıdır. Kaziye-i makbule, mesuk ve mutemed zâtların sözlerine itimad edilmesi demektir. İslam âlimleri eserlerinde bu gibi makbul kaziyeleri kullanmışlar ve delil olarak kabul etmişlerdir. Ama bu deliller ilmî bir delil değil, nazarî delillerdir.

Kaynaklar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal.
(2) bk. İbni Hibban, Sahih 1:146; el-Münavî Feyzü'l-Kadîr, 3:54.
(3) bk. Ebu Yâ'la, Müsned, No: 5269, 9/177; İbni Hacer, el- Metâlibu'l-Âliye, No: 3375, 3/239; Taberanî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, No: 10518, 10/217; Deylemî, Müsned-i Firdevs, No: 1311,1/330.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...