"Cilve-i kudret-i Rabbaniye olan kuvveti, bir zikudret ve müstakil bir kadir telakki etmek" ile "Tabiat, Allah’ın sanatı ve şeriat-ı fıtriyesidir." cümlelerini devamlarıyla izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Felsefenin hükmettiği fen ilimleri, işin maddi cihetini ve sebepler boyutunu inceliyor; onların arkasında hakiki manada iş gören Allah’ın kudretini göremiyorlar. Onlar o sebebe bir isim ve unvan takmakla işi çözdüklerini zannediyorlar. Hâlbuki isim ve unvan vermek, işin mahiyetini ve hakikatini asla çözemiyor ve çözemez de.
Materyalist ve pozitivist felsefe, kanun dedikleri şeyin arka cephesinde iş gören hakiki faili, yani Allah’ın kudretini, her şeyin onun (c.c) idare ve tasarrufunda olduğunu bir türlü göremiyor ya da görmek istemiyor. Kudret ile kanun arasındaki kuvvetli bağı ve münasebeti koparıp, tabiat dedikleri muhayyel bir şeye dayandırmaya çalışıyorlar.
Bir şeyin var olması için illa gözle görülür, elle tutulur olması gerekmiyor. Elle tutamadığımız gözle göremediğimiz nice varlıklar var. Şimdi bunlar tutulmuyor ve görülmüyor diye inkâr mı edilecek? Hâlbuki fen ilimleri bunların varlığını kati olarak ispat ediyor
Bütün mahlukat yüksek bir seda ile Allah’ın her şeye kadir olduğunu ilan ediyor. Sayısız denecek kadar yıldızların sema âlemini şenlendirmeleri, yine üç milyon olarak ifade edilen canlı türlerinin bütün fertleri yanında bütün bitki türlerinin de gayet kolay ve sanatlı olarak yaratılmaları birlikte düşünüldüğünde, bütün bu icraatları yapan kudretin sonsuz olduğu açıkça anlaşılır.
Işığın hızı saniyede 300 bin kilometre olduğu halde, ışığı hâlâ dünyaya ulaşmamış yıldızların olduğu söylenmektedir. Bu ise sonsuz bir kudreti açıkça ilan eder.
Canlı türlerinden birisi insandır. İnsan nevinin bütün fertlerinde her saniyede elli milyon hücrenin ölmesi ve bir o kadarının da yaratılması İlâhî kudretin sonsuz olduğunu bildirmeye yeter.
Sonsuz denilince öncelikle aklımıza sonu gelmez bir mesafe gelir. Kudretin sonsuzluğu böyle değildir. Konuyu, Üstat Hazretlerinin “Ezelî olan elbette ebedîdir” cümlesinin ışığında değerlendirmek gerekir. Allah’ın bütün sıfatları gibi kudret sıfatı da ezelidir ve mahlukata sonradan ihsan edilen kuvvet ve kudretlere benzemez. Mahlukatın kudreti hadis olduğundan fânidir, yani öncesi olduğu için sonu da vardır.
Bütün mahluk kuvvetleri sınırlıdır. Onlara bu kuvveti ihsan eden Allah’ın zatı gibi kudreti de ezelidir. Allah ezelî kudretiyle böyle binlerce âlem yaratsa kudretinde hiçbir noksanlık olmaz. Çiçeği de aynı sonsuz kudretiyle yaratır, yıldızı da. Çiçeğe az, yıldıza fazla kudret sarf etmiş değildir. Onun kudretinde tecezzi ve inkısam olmaz. O halde, ilahi kudretin sonsuzluğunu, ne kadar eşya yaratsa o kudrette bir bölünme ve noksanlık olmayacağı şeklinde anlamak gerekiyor.
Kâinat ile bir çiçek, Güneş ile bir karınca, büyüklük ve küçüklük noktasından farklı olabilirler; ama bu cilveler ardında tecelli eden sonsuz kudret aynıdır, değişmez. Kudret sıfatının büyüğe çok, küçüğe az şeklinde bir tecellisi söz konusu değildir.
İnsanın kuvveti onun ruhunun bir sıfatıdır. Ruh mahluk olduğu gibi, kuvveti de mahluktur. Keza, güneş mahluk olduğu gibi cazibesi de mahluktur. Yerküresi mahluk olduğu gibi çekimi de mahluktur. Bütün mahlukat ordusuna ihsan edilen bütün kuvvetler ilahi kudretin birer tecellisidir. Tabiatperestler bu kuvvetleri kendi başlarına diledikleri işi yapabilecek müstakil kudretler olarak görmekle hakikatten sapmışlardır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü