"Cumada hutbe, zaruriyat ve müsellemâtı tezkirdir; nazariyâtı talim değildir. İbare-i Arabiye daha ulvî ihtar eder. Hadis ile âyet muvazene edilse görünür ki, beşerin en belîği dahi, âyetin belâğatine yetişemez, ona benzemez." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Cumada hutbe, zaruriyat ve müsellemâtı tezkirdir; nazariyâtı talim değildir. İbare-i Arabiye daha ulvî ihtar eder. Hadis ile âyet muvazene edilse görünür ki, beşerin en belîği dahi, âyetin belâğatine yetişemez, ona benzemez."(1)

Cuma hutbesinin makamı ihtar ve ikaz makamıdır. Yoksa içtihad ve te’villerin, dinî meselelerin talim edilip öğretildiği bir makam değildir. Uzun uzadıya izah edilmesine ve tafsilata girilmesine ihtiyaç yoktur, kısa ve öz bir şekilde okumak kâfidir. En tesirli ve icmalî ifade ise, ayet ve hadislerin Arapçasının zikredilmesidir. Bu itibarla cuma hutbelerinde ayet ve hadislerin zikredilmesi kâfidir. İnsanlar, bu kudsî lafızlardan daha büyük bir haz duyarlar. Bu büyük haz ve tesiri bozmamak için zarurî noktalarda tercüme ve izaha izin verilmemiştir.

"Halbuki, bir âmi, ne kadar cahil dahi olsa, Kur'ân'dan ve hutbe-i Arabiyeden şu meâl-i icmâliyeyi anlar ki, 'Herkese ve bana malûm olan imanın rükünlerini ve İslâmiyetin umdelerini, hatip ve hafız ihtar ediyor ve ders veriyor, okuyor.' der, kalbinde onlara karşı bir iştiyak hasıl olur. Acaba kâinatta hangi tabirat var ki, Arş-ı Âzamdan gelen Kur'ân-ı Hakîmin i'cazkârâne, müfehhimâne ihtarlarına, tezkirlerine, teşviklerine mukabil gelebilsin?" (2)

En cahil adama bile sorsanız, beş vakit namazın Allah’ın bir emri olduğunu bilir. Ama aynı adam namaz konusunda gayet gevşektir, belki cuma namazını bile kılmaz. Burada esas ve lazım olan, avam insanları farzlara teşvik etmek ve haramlardan sakındırmaktır. Hutbelerin makamı insanların kalbini harekete geçirmek içindir. İnsanların kalbini ise Allah’ın kelamı harekete geçirir yarım yamalak meal ya da tercümeler değil. Bu yüzden Türkçe hutbe bid’attir. Lakin bid'atin olması cuma namazının sıhhatine zarar vermez, sadece sevabını azaltır. Bu bid'atleri bahane ederek cuma terk edilemez.

Üstad Hazretleri bu hakikati şöyle izah ediyor:

"Meselâ, bazı gafiller, hutbenin Türkçe okunmasını istihsan ediyorlar ki, halkın bilhassa siyasî ahvalden haberleri olsun. Halbuki bu gibi ahval-i siyasiye yalandan, hileden, şeytanî fikirlerden hâli değildir. Hutbe makamı ise, ahkâm-ı İlâhiyenin tebliği için ittihaz edilmiş bir makamdır."

"Sual: Avâm-ı nâs Arabîden haberdar değildir; fehmedemez."

"Cevab: Avâm-ı nâs, zaruriyat ve müsellemat-ı diniyeye muhtaçtır. Ve hutbe makamı da bu gibi hükümlerin tebliği içindir. Bu hükümler kisve-i Arabiye içinde tafsilen değilse de icmâlen avâm-ı nâsa malûm ve mâruftur. Maahaza, lisan-ı Arapta bulunan şehâmet, yükseklik, meziyet, satvet diğer lisanlarda yoktur."(3)

Avam insanlar dinin temel konularının, yani emir ve yasakların ihtar ve ikaz edilmesine muhtaçtırlar. Âlimleri ve havas tabakatı alâkadar eden meselelerin cuma hutbesinde izah edilmesine lüzum yoktur. Zaten bunun için zaman da müsait değildir. İhtar ve ikaz konusunda da hem Allah ve Resulünün ifadeleri hem de aslî şekli daha tesirlidir.

Dipnotlar:
(1)Mektubat, Hakikat Çekirdekleri.
(2) Sözler, Yirmi Yedinci Söz.
(3) Mesnevî-i Nuriye, Hubâb.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...