"Demek ruhun manevi güzelliğidir ki, ilim vasıtasıyla san´atında tezahür eder." cümlesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Üçüncü hüccet: Malûmdur ki, mevzun ve muntazam ve mükemmel ve güzel san'atlar, gayet güzel bir programa istinad eder. Mükemmel ve güzel bir program ise, mükemmel ve güzel bir ilme ve güzel bir zihne ve güzel bir kabiliyet-i ruhiyeye delâlet eder. Demek, ruhun mânevî güzelliğidir ki, ilim vasıtasıyla san'atında tezahür ediyor."(1)

Kişinin iç güzelliği nasıl ki, ahlak ve davranışlarına yansıyor ise, aynı şekilde ruhun güzellik ve kemali de ilim, irade ve kudret vesilesi ile eser ve sanatına yansır. Mesela çok güzel işlemeli bir saat, ustasının saatçilikte ne kadar mahir ve hünerli olduğuna işaret eder. Saat ile saatçi arasında sanatçılık bağı vardır. Saatçinin sanatkarlığı saat üstünde maddi olarak belirir ve insanlar bu belirti ile onun bu hususta ne kadar mükemmel olduğunu anlar.

Burada, Cenab-ı Hakk’ın hem zatının, hem şuunatının, hem sıfatlarının, hem isimlerinin, hem yaptığı iş ve icraatlarının ve eserlerinin nihayetsiz kemalde ve cemalde olduğu, baştan aşağıya, aşağıdan başa doğru gösteriliyor. Eserden yola çıkılarak, eser sahibinin zatı, sıfatı ve isimleri hakkında bilgi ediniliyor. Onun meleke ve mahareti hakkında bir kanaate ulaşılma hedefleniyor.

Felsefe ve ilm-i kelamda, en sağlam yol ve ikna edici delil, eserden müessire doğru gitmek olarak kabul edilmiştir. Yani, eser sanatlı ve hikmetli ise, eser sahibi de sanat ve hikmet sahibidir, neticesine ulaşmak gibi. Ortada mükemmel bir sanat harikası vardır. Bu sanat harikasına sahip olmak için, o sanatta görünen isimlere sahip olmak gereklidir. O isimlere sahip olmak, sıfatlara sahip olmayı gerektirir. O sıfatlar ise, Zatın hal ve keyfiyetinden kaynayıp geliyor; yani, şuunattan geliyor. O şuunatın mahalli ve dayandığı yer ise, ulvi bir varlık olan Zat-ı Akdes'dir.

Allah’ın mükemmel icraat ve sanatlarının arkasında, mükemmel isimler işliyor. O isimler, farklı mana ve tecelliler ile eser ve sanata şekil ve estetik katıyor. O mükemmel, sayısız isimlerin arkasında ise, mükemmel, ezeli ve ebedi, yedi sıfat duruyor. Bu yedi sıfat, yani hayat, ilim, irade, kudret, sem, basar ve kelam, isimlerin gerçek arka planıdır. Yani bütün isimler bu yedi sıfattan türer, çıkar. Bu yedi sıfat olmasa, isimler işlemez, çalışmaz. Bu yedi sıfat, biri birisiz olmaz. Yani, ilim, kudretsiz; kudret ilimsiz olmaz. Hepsi birbirine lazım ve vacip derecesinde lüzumludur.

Bu mükemmel yedi sıfatta, şuunat-ı Zatiye dediğimiz, Allah’ın zatına ait, anlamaktan aciz olduğumuz, ama varlığını ve tecellilerini gördüğümüz, hal ve keyfiyetlerden kaynayıp geliyor. Lezzet-i mukaddese, memnuniyeti mukaddese gibi. Bu şuunatlar, sıfatların mebdeidir, yani başı ve ilk çıkış noktasıdır. Bu mükemmel şuunat da, mükemmel bir Zat’a dayanır ve mükemmel bir Zat-ı Akdesi bize gösterip ispat eder.

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...