Block title
Block content

Diğer varlıkların tahammülünden kaçındığı emaneti insanların yüklenmesi ve kabul etmesi nasıl olmuştur? Bu mesele iradî midir, yoksa ızdırarî midir? Zaman-ı Âdemden şimdiye kadar insanlığın manen farklılaşıp başkalaşmasına bu ene nasıl sebebiyet veriyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bunun bir temsil olduğu kabul edildiğine göre, ortada ne ihtiyar vardır, ne de ızdırar vardır; emaneti ancak insan mahiyetinin üstlenebilecek istidatta olduğunu beyandan ibarettir.

Onuncu Söz’ün On Birinci Hakikati’nde geçen şu ifadeler konuyu en güzel şekilde aydınlatmış bulunuyor:

“Hâkim-i Bilhak, Rahîm-i Mutlak; insana öyle bir istidad verip, yer ile gökler ve dağlar tahammülünden çekindiği emanet-i kübrayı tahammül edip, yani küçücük cüz'î ölçüleriyle, san'atçıklarıyla Hâlıkının muhit sıfatlarını, küllî şuunatını, nihayetsiz tecelliyatını ölçerek bilip…”(1)

Demek oluyor ki, emaneti yüklenen, insan istidadıdır. Yükü ise, kendisinde bulunan sıfatları, fiilleri, halleri iyi değerlendirerek Cenâb-ı Hakk’ı bütün isim ve sıfatlarıyla tanımaktır.

Meselâ, güneş kendisinde bulunan kuvvete “benim kuvvetim” diyecek bir istidada sahip olmadığı için, o muazzam kuvvetini ölçü alarak Allah’ın kudretini bilmekten mahrumdur. İnsan ise beş-on kiloluk bir taşı kaldırdığında bunu ölçü alabilmekte ve “Ben nasıl bu taşı kaldırıyorsam Halık’ım da bütün gezegenleri kolayca çeviriyor, bütün yıldızları düşürmeden durduruyor.” diyebiliyor.

Yine güneş, ilim ve irade sıfatlarından mahrum olduğundan, onları ölçü alarak Allah’ın ilim ve irade sıfatlarını bilemez. Görmesi ve işitmesi de olmadığından  Allah’ı  Basîr ve Semi’ olarak tanıyamaz.

Biz nasıl, maddî bir bedene sahip olduğumuz ve belli bir mekânda bulunduğumuz için Allah’ın mekândan münezzehiyetini anlayamıyorsak, ayette geçen varlıklar da Allah’ın sıfatlarını ve esmâsını bilemiyorlar. Bunun için, kendilerine mahsus tespihlerini ifa etmenin ötesinde bir marifet kazanmaları söz konusu olmuyor.

Bu konuda çok önemli gördüğüm bir vakıayı nakletmek istiyorum. Meselemize ışık tutacağını sanıyorum:

 Kör bir adama “Sen, görme denilince ne anlıyorsun?” diye soruyorlar. Adam şu enteresan cevabı veriyor:

 Siz diyorsunuz ki "Falan adam geliyor.", ben hayret ediyorum ki “Ne biliyorlar?!.”

İşte bu adam görmenin ne olduğunu anlama yükünü kaldıracak istidatta değildir ve o yükü yüklenemez.

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, On Birinci Hakikat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...