"Kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır, çirkinlik de güzeldir. Halbuki şu dâr-ı dünyadaki musibetler, beliyyeler, o hükmü cerhediyor." soru ve cevabı açar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
"DÖRDÜNCÜ MEBHAS"
"Eğer desen: Birinci Mebhasta ispat ettin ki, kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır, çirkinlik de güzeldir. Halbuki, şu dâr-ı dünyadaki musibetler, beliyyeler o hükmü cerh ediyor."
"Elcevap: Ey şiddet-i şefkatten şedit bir elemi hisseden nefsim ve arkadaşım! Vücut hayr-ı mahz, adem şerr-i mahz olduğuna, bütün mehâsin ve kemâlâtın vücuda rücuu ve bütün maâsî ve mesâib ve nekaisin esası adem olduğu delildir."
"Madem adem şerr-i mahzdır. Ademe müncer olan veya ademi işmam eden hâlât dahi şerri tazammun eder. Onun için, vücudun en parlak nuru olan hayat, ahvâl-i muhtelife içinde yuvarlanıp kuvvet buluyor. Mütebâyin vaziyetlere girip tasaffi ediyor ve müteaddit keyfiyatı alıp matlup semeratı veriyor ve müteaddit tavırlara girip Vâhib-i Hayatın nukuş-u esmasını güzelce gösterir."
"İşte, şu hakikattendir ki, zihayatlara âlâm ve mesâib ve meşakkat ve beliyyat suretinde bazı hâlât arız olur ki, o hâlât ile hayatlarına envâr-ı vücut teceddüt edip zulümât-ı adem tebâud ederek hayatları tasaffi ediyor. Zira, tevakkuf, sükûnet, sükût, atalet, istirahat, yeknesaklık, keyfiyatta ve ahvalde birer ademdir. Hattâ en büyük bir lezzet, yeknesaklık içinde hiçe iner."(1)
Üstadımızın verdiği cevabı izah etmeye çalışalım.
Evvela, Cenab-ı Hakk’ın şefkat ve merhameti sonsuzdur. Bütün mahlukattaki bütün şefkatler onun merhamet ve şefkatinin bir zerresi dahi olmaz.
İnsan mahdut şefkatiyle musibetlere maruz kalanlara üzülüyor, acıyor, huzursuz oluyor ve uykusunu kaçırıyor. Sonsuz şefkat sahibi olan Cenab-ı Allah’ı da -hâşâ- kendi ile mukayese ederek hadisata kendi dar nazarıyla bakıyor. Yani elinden gelse bu musibetlere mani olacak.
Nihayetsiz şefkat sahibi olan Allah, eğer bazı kimselere bela ve musibet veriyor ve onları yapan zalimlere fırsat veriyorsa, insan haddini aşmadan, meseleyi hikmet-i ilahiyeye bırakarak, onun altında rahmet cihetini düşünmeli, hayatını azaba çevirmemeli ve isyana kapı açmamalıdır. Elinden bir şey geliyorsa yapmalı, dua ve niyazda bulunmalıdır.
Her bir şeyin varlığı yokluğundan hayırlıdır. Bu bir sünnetullah kanunudur. Bir varlığın ve eşyanın mahiyeti ve keyfiyeti ne olursa olsun mademki yoklukta kalmayıp vücut nimetine mazhar olmuş, bu büyük bir hayırdır ve güzeldir. Şeytan bile nice hikmet ve maslahata mebni olarak yaratılmıştır. İşte musibetlere, belalara ve afetlere de bu nazarla bakılırsa, nice hayırlı cihetleri, rahmet yönü anlaşılır.
Her musibet bir kahır tecellisi değildir. Neticesi güzel olan birçok musibetler vardır; Allah’ın has kullarının derecesini artırmak, günahkâr kullarının da hatalarına keffaret olmak üzere takdir edilen musibetler gibi.
Evet, vücut mutlak hayır, yokluk ise mutlak şerdir. Çünkü bütün güzelliklerin, iyiliklerin ve kemalatın varlığı vücuda bağlıdır. Bütün isyanlar, günahlar ve hatalar ise yokluğa ve ademe müncerdir. Mademki şerler ademe yani yokluğa bina ediliyorlar. O halde yokluğu netice veren haller, tavırlar ve hâdiseler dahi şerre veya yokluğa hizmet eder. O sebepten dolayı vücudun en parlak mertebesi olan hayat, bela ve musibetlerle tasaffi eder ve kemal bulur.
Bütün şerleri, çirkinlikleri ve canımızı yakan her türlü hadisatı bu nokta-i nazardan değerlendirmek ve kaderin mirsadıyla bakmak lazımdır.
Tahavvülat ve tebeddülat mahlukatın terakkisinde vazgeçilmez bir kanundur. Zira durmak, sükûnet, tembellik, istirahat, yeknesaklık; bir manada yokluktur. Durgun bir su birikintisi mikrop yuvası haline gelir. Akan bir nehir hususiyetini muhafaza eder. Ondan çok güzel ve hayırlı neticeler zuhur eder. Hareketli bir demir kendini korur ve varlığını uzun süre muhafaza eder. Sabit olan bir demir paslanır ve çürür; sanata medar özelliğini kaybeder. Bu sebepten dolayı kâinatta hiçbir varlık hareketsiz değildir.
“Kaderin her şeyi güzeldir.”
Taşın büyümesi değil, büyümemesi iyidir.
Aynı şekilde, ağacın görmemesi, hayvanın da anlamaması iyidir.
Başımızda saç bitmesi güzeldir, alnımızın ise çıplak olması.
Gözümüzün görmesi güzeldir, midemizin ise görmemesi.
Gündüzün ışığı güzeldir, gecenin ise karanlığı.
Böyle binlerce örneği bir araya getirdiğimizde şu hakikat bütün güzelliğiyle kendini gösterir: “...Kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır.”
İnsanın bütün organlarının yerleri, şekilleri, vazifeleri, büyüklükleri ve sair hususiyetleri hep kader ile takdir edilmişlerdir ve hepsi de güzeldir. Keza, bizi kuşatan âlemin de havadan sudan, Güneş'e Ay'a kadar, bütün unsurları en faydalı ve hikmetli şekilde takdir edilmişlerdir. Aynen bunun gibi, insanların başına gelen hadiseler, tabi tutuldukları farklı imtihan şekilleri, uğradıkları musibetler de yine kader ile takdir edilmiştir. Bunların sırlarını anlamaktan âciz olduğumuzu ders vermek üzere Kur’an-ı Kerim'de Hazret-i Musa (as) ile Hz. Hızır’ın seyahatlerine yer verilir. Bir büyük peygamberin dahi vakıf olamadığı bu ince sırları anlamamızın mümkün olamayacağı ders verilir.
Yine başka risalelerde, güzellik iki bölümde incelenir: “Hüsn-ü bizzat, hüsn-ü bilgayr.” Bir şey ya zatında güzeldir, sıhhat gibi yahut neticeleri itibariyle güzeldir, hastalık gibi. Bizzat güzel olanları herkes rahatlıkla bilir, ama neticesi itibariyle güzel olanları bilmenin çok zor olduğu, sözünü ettiğimiz “Hazret-i Musa (as) ve Hz. Hızır” kıssası ile ders verilmiştir.
1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Dördüncü Mebhas.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Burada "bütün maasi ve mesaib ve nekaisin esası adem olduğu" kısmında musibetlerin adem olduğu yazıyor. Ama "Elemler, musibetler nev’inde olan keyfiyat, bazı esmâsının ahkâmını göstermek için lemeât-ı hikmet içinde bazı şuâât-ı rahmet ve o şuâât-ı rahmet içinde lâtif güzellikler vardır" kısımlarında da hayatı safileştirmek, kemalata erdirmek ve zulümat-ı adem tebâud ederek hayatları tasaffi olur, diyor? İzah eder misiniz?
Bu soru, Risale-i Nur’un varlık (vücud) ve yokluk (adem) felsefesinin en can alıcı noktalarından birine dokunuyor. İlk bakışta "Musibetlerin esası adem (yokluk/şer) ise, nasıl oluyor da aynı musibetler hayatı safileştirip kemalata erdiriyor ve rahmet tecelli ettiriyor?" sorusu çelişkili gibi görünse de, aslında muazzam bir sebep-sonuç ilişkisine dayanır.
Bu derin hakikati iki temel başlık altında ve ardından aralarındaki harika köprüyü kurarak izah edelim:
1. Musibetlerin Esasının "Adem" (Yokluk) Olması Ne Demektir?
İslam felsefesinde ve Bediüzzaman’ın izahlarında şer, günah ve musibetlerin kendilerine ait pozitif, yaratılmış müstakil bir varlıkları yoktur. Onlar birer "yokluk", "tahrip" veya "terk" halidir.
Örneklerle Anlayalım: Karanlık, ışığın olmamasıdır (ademidir). Soğuk, ısının çekilmesidir. Körlük, görme sıfatının yokluğudur. Aynı şekilde günahlar ve musibetler de birer yapıcı eylem değil; bir sınırın aşılması, bir emrin terk edilmesi veya mevcut bir düzenin, sağlığın ve huzurun bozulması (yani o huzurlu varlık halinin ademe/yokluğa uğraması) şeklindeki yıkımlardır.
Bu yüzden metinde "bütün maasi (günahlar) ve mesaib (musibetler) ve nekaisin (noksanlıkların) esası ademdir" denir. Bir musibet geldiğinde (örneğin bir hastalık), aslında vücuttaki o mükemmel sağlık ve denge düzeni sekteye uğramış, yani sağlığın "yokluğu" (ademi) ortaya çıkmıştır.
2. Monotonluk (Yeknesaklık) "Adem"e Yakındır
Bediüzzaman’ın sisteminde çok mühim bir düstur vardır: "Yeknesaklık (monotonluk), ademin (yokluğun) bir biraderidir."
Bir hayat sürekli aynı çizgide, hiç sarsılmadan, acı çekmeden, hastalanmadan devam etseydi, durağanlaşırdı. Durağanlık ise zamanla hissizleşmeyi, potansiyelin çürümesini ve nihayetinde yokluk karanlığına (zulümat-ı adem) benzeyen manevi bir ölümü netice verirdi.
İşte bu durağan yokluktan kurtulmak için hareket gerekir. Çünkü hareket varlıktır, hayattır.
3. Köprü: Musibet "Adem"dir ama Neticesi "Vücud"u Kamçılar
Sorunuzun can alıcı cevabı buradadır: Musibetin kendisi (düzenin bozulması yönüyle) bir "adem"dir. Ancak bu adem, insanın içindeki potansiyel varlık çekirdeklerini çatlatıp filizlendiren bir kamçıdır.
Süreç aynen şöyle işler:
Varlığın Yenilenmesi (Teceddüd-ü Envar-ı Vücud)
İnsan bir musibetle (yani sağlığın veya huzurun ademiyle/yokluğuyla) karşılaşınca sarsılır. Bu sarsıntı onun durağanlığını bozar. Kul, acizliğini anlayıp Rabbine iltica eder, sabreder, dua eder, mücadele eder. Bu sabır ve mücadele süreci, insandaki gizli kalmış sabır, şefkat, metanet, tevekkül gibi "varlığa ait" (vücudî) kemalâtı ortaya çıkarır.
Esmanın Tecellisi
İnsan hastalanmasa, Şâfî (Şifa veren) ismini tam anlayamaz. Açlık çekmese, Rezzak isminin kıymetini bilemez. Musibetin getirdiği o "yokluk" (sağlığın veya rızkın geçici ademi), kalpte çok parlak ilahi isimlerin pencerelerini açar. Yani o karanlık zemin olmasa, yıldızlar gibi parlayan esma tecellileri görünmez.
Zulümat-ı Ademin Uzaklaşması
Hareket eden, sarsılan, olgunlaşan hayat; adeta pasından arınan bir demir gibi parlar. Durağanlığın getirdiği o "yokluk karanlıkları" (zulümat-ı adem) insandan uzaklaşır. Hayat temizlenir, safileşir (tasaffi eder).
Özetle
Musibet, mahiyeti ve yapısı itibariyle bir "yokluktur" (sağlığın, huzurun, düzenin bozulması/ademi). Ancak ilahi hikmet ve rahmet noktasındaki vazifesi itibariyle, insanı durağanlıktan kurtarıp manevi kemalâta ulaştıran, onu "mutlak yokluktan" koruyup "hakiki varlığın" nurlarına ulaştıran lütufkar bir kamçıdır.
Böylece o musibetin dış yüzündeki acı ve adem (yokluk) kabuğu kırıldığında, içinden tatlı bir rahmet ve kemalât meyvesi çıkar.
"İşte, şu hakikattendir ki, zihayatlara âlâm ve mesâib ve meşakkat ve beliyyat suretinde bazı hâlât arız olur ki, o hâlât ile hayatlarına envâr-ı vücut teceddüt edip zulümât-ı adem tebâud ederek hayatları tasaffi ediyor"
Hayvanların günahları ve Cennette mertebelerinin artması olmayacağını biliyoruz. Neden onlara hastalık, acı, meşakkat gelir?
Hayvanların günahı veya cennette mertebe kazanma davası yoktur; ancak onlara gelen hastalık ve acılar şu iki hikmetle hayatlarını safileştirir ve kemale erdirir:
İstidatlarını (Yeteneklerini) İnkişaf Ettirmek: Acı ve zorluklar, hayvanları durağanlıktan (yeknesaklıktan) kurtarır. Hareket etmelerini, mücadele etmelerini sağlayarak içlerindeki hayati güçleri, savunma mekanizmalarını ve becerileri açığa çıkarır.
İlahi İsimlerin Aynası Olmak: Çektikleri zahmetler ve ardından gelen rahatlamalar sayesinde, üzerlerindeki Şâfî, Rezzâk, Rahmân gibi pek çok ilahi ismin tecellileri parlar ve tazelenir; böylece varlık nurları yenilenmiş olur.
Kısacası; onlardaki safileşme ve kemalat, manevi makam anlamında değil, fıtri kabiliyetlerin uyanması ve ilahi esmaya daha parlak bir ayna olmak anlamındadır.
Peki bazı hayvanlar hastalanarak vefat ediyor. Hatta kedi köpek sahiplenen insanlardan duyuyorum. Acısından ses çıkara çıkara vefat etmiş. Bunların hikmeti nedir? Sonunda vefat var.?
Bu yürek burkan durum, ilk bakışta sadece bir acı ve yok oluş gibi görünse de arkasında çok derin üç saniyeli rahmet kapısı saklar:
Ruhlarının Baki Kalması: Hayvanların bedenleri ölür fakat ruhları baki kalır. Dünyadaki o şiddetli acı, fani beden kafesinden kurtulup baki ruhlar alemine geçişin şiddetli bir doğum sancısı gibidir. Ahirette onlar için fıtri bir mükâfat ve lezzet vardır.
"Halık-ı Rahîm"in Şefkat Tecellisi: O acı anında çıkardıkları sesler, aslında fıtri bir dua ve iltica halidir. O seslerle, kainatın mutlak merhamet sahibi olan yaratıcısına sığınarak fani hislerden sıyrılıp kendi fıtratlarının zirvesine ulaşırlar.
İnsan Ruhunu Yoğurması: Bu vefatlar, insanları bencilce bir sahiplenme duygusundan arındırır. İnsana acizliğini, dünyanın geçiciliğini ve her canlının asıl sahibinin Allah olduğunu hatırlatarak insandaki merhamet, sabır ve şefkat gibi en yüce insani duyguları kemale erdirir.
Kısacası; ölüm onlar için mutlak bir yok oluş (adem) değil; acı kabuğunun kırılmasıyla ebedi bir rahatlığa ve ruhani bir selamete kavuşma anıdır. Cüzi bazı acıların olması normaldir.