"Taaddüd-ü zevcat ve esir ve köle gibi bazı mesaili... Tafsilini müstakil bir risale ile beyan etmek fikrindeyim." Böyle bir risale yazılmış mı, külliyattan konu ile ilgili derleme yapabilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri hem zamanın sıkıntıları ve musibetlerin çokluğundan hem de iman hakikatleri ile ilgili daha önemli konuları işleme hikmetinden risalelerde bu meseleleri ön plana çıkarmıştır. Bu nedenle yazmayı düşündüğü bu gibi (sorunuzda geçen) konular da tebei kalmıştır. Her ne kadar bu konuyu müstakil bir eserde alamadıysa da diğer önemli ve bağlantılı konulara da değinerek müstakil bir "Hanımlar Rehberi" eserinin hazırlanmasına vesile olmuştur.

Tesettür, taaddüt-ü ezvac, takva ve evlilik gibi konulara değinirken diğer yakın ve bağlantılı olan esirlik, cariyelik ve kölelik gibi konulara da farklı yerlerde değinmiştir.

Bu meseledeki gibi diğer küçük Risaleler de öyle bir durum vardır. Mesela Hastalar Risalesinde, Hz. Eyyüb (a.s)'ın kıssasını anlatan 2. Lem'a, 17. Mektup olan "Çocuk Taziyenamesi" bölümlerini içermesi buna şahittir.

Aynı şekilde "İçtihad Risalesi"nde 29. Mektup'tan bazı kısımları içermesi, İhtiyarlar Risalesinde de ana ve baba hukukundan bahseden 21. Mektubun bulunması gibi birçok küçük risaleye bu gözle bakmak lazımdır.

"Bazı ecnebilerin serrişte etmesi" demesi ile "Hanımlar Rehberi"nde yer alan 32. Söz'ün 3. Mevkıfında geçen (2. Noktanın 2. Mebhası) aşağıdaki bölüm sanki bu ecnebilere bir cevap gibi olmuştur.

"Ehl-i dalaletin vekili, tutunacak ve dalaletini ona bina edecek hiçbir şey bulamadığı ve mülzem kaldığı zaman şöyle diyor ki: "Ben, saadet-i dünyayı ve lezzet-i hayatı ve terakkiyat-ı medeniyeti ve kemal-i san'atı; kendimce, âhireti düşünmemekte ve Allah'ı tanımamakta ve hubb-u dünyada ve hürriyette ve kendine güvenmekte gördüğüm için, insanın ekserîsini bu yola şeytanın himmetiyle sevkettim ve ediyorum.

Elcevab: Biz dahi Kur'an namına diyoruz ki: Ey bîçare insan!
Aklını başına al!
Ehl-i dalaletin vekilini dinleme! Eğer onu dinlersen hasaretin o kadar büyük olur ki, tasavvurundan ruh, akıl ve kalb ürperir.
Senin önünde iki yol var:"

(...)

"İşte ey bedbaht ehl-i dalalet ve sefahet!
Şu dehşetli sukuta karşı ve ezici me'yusiyete mukabil; hangi tekemmülünüz, hangi fünununuz, hangi kemaliniz, hangi medeniyetiniz, hangi terakkiyatınız karşı gelebilir?

Ruh-u beşerin eşedd-i ihtiyaç ile muhtaç olduğu hakikî teselliyi nerede bulabilirsiniz?

Hem güvendiğiniz ve bel bağladığınız ve âsâr-ı İlahiyeyi ve ihsanat-ı Rabbaniyeyi onlara isnad ettiğiniz hangi tabiatınız, hangi esbabınız, hangi şerikiniz, hangi keşfiyatınız, hangi milletiniz, hangi bâtıl mabudunuz, sizi sizce i'dam-ı ebedî olan mevtin zulümatından kurtarıp, kabir hududundan, berzah hududundan, mahşer hududundan, sırat köprüsünden hâkimane geçirebilir, saadet-i ebediyeye mazhar edebilir?

Hâlbuki kabir kapısını kapamadığınız için, siz kat'î olarak bu yolun yolcususunuz.
Böyle bir yolcu, öyle birisine dayanır ki, bütün bu daire-i azîme ve bu geniş hududlar, onun taht-ı emrinde ve tasarrufundadır."
(Sözler, 32. Söz, 3. Mevkıf; Hanımlar Rehberi, s. 71)

Aslında Risale-i Nur'da geçen ama dağınık bazı kısımları toplayıp, bir küçük Risale hâline getirmek ihtiyacı bazı zamanlarda duyulmuştur. Üstad'ımızın naşir talebeleri, bu minvalde eserler ve küçük risaleler meydana getirmiştir. Hizmet Rehberi, Namaz Risalesi vb. risaleler meydana gelmiştir. Bunun bu şekilde yapılması, ihtiyaç duyulduğunda eklenme yapılmadan bu tür küçük risaleler oluşturulmasına bir ruhsat anlamındadır. Üstad'ımız bu konuda şöyle diyor:

"Aziz, sıddık kardeşlerim!

"Onuncu Şua namında, yazdığınız Fihriste'nin İkinci Kısmı bana şöyle kuvvetli bir ümid verdi ki: Risale-i Nur benim gibi âciz ve ihtiyar ve zayıf bir bîçareye bedel, genç, kuvvetli çok Saidleri içinizde bulmuş ve bulacak.

Onun için bundan sonra Risale-i Nur'un tekmil ve izahı ve haşiyelerle beyanı ve isbatı size tevdi' edilmiş tahmin ediyorum. Bir emaresi de şudur ki: Bu sene çok defa ihtar edilen hakikatleri kaydetmek için teşebbüs ettim ise de çalıştırılamadım. Evet, Risaletü'n-Nur, size mükemmel bir mehaz olabilir.

Ve ondan erkân-ı imaniyenin herbirisine, meselâ Kur'an'ın Kelâmullah olduğuna ve i'cazî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı bürhanlar cem'edilse ve hakeza mükemmel bir izah ve bir haşiye ve bir şerh olabilir.

Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş, başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor." (Barla Lahikası, 285. Mektup; Kastamonu Lahikası, 35. Mektup)

Teadüd-ü Ezvac Hakkında

Konuyla ilgili derleme niyetiyle aşağıdaki kısımları arz edebiliriz:

"S. Taaddüd-ü zevcat gibi bazı mesaili, bazı ecnebiler serrişte ederek, medeniyet nokta-i nazarında şeriata bazı evham ve şübehatı îrad ediyorlar.

C. Şimdilik mücmelen bir kaide söyleyeceğim. Tafsilini müstakil bir risale ile beyan etmek fikrindeyim. İşte İslamiyet'in ahkâmı iki kısımdır:

Birisi: Şeriat ona müessistir, bu ise hüsn-ü hakikî ve hayr-ı mahzdır.
İkincisi: Şeriat, muaddildir.

Yani gayet vahşi ve gaddar bir suretten çıkarıp, ehvenü'ş-şer ve muaddel ve tabiat-ı beşere tatbiki mümkün ve tamamen hüsn-ü hakikîye geçebilmek için zaman ve zeminden alınmış bir surete ifrağ etmiştir.

Çünkü tabiat-ı beşerde umumen hükümferma olan bir emri birden ref' etmek, bir tabiat-ı beşeri birden kalbetmek iktiza eder. Binaenaleyh şeriat vâzı-ı esaret değildir, belki en vahşi suretten böyle tamamen hürriyete yol açacak ve geçebilecek bir surete indirmiştir, ta'dil etmiştir.

Hem de dörde kadar taaddüd-ü zevcat tabiata, akla, hikmete muvafık olmakla beraber şeriat bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekiz-dokuzdan dörde indirmiştir. Bahusus taaddüdde öyle şerait koymuştur ki; ona müraat etmekle hiçbir mazarrata müeddi olmaz. Bazı noktada şer olsa da ehven-i şerdir..." (Münazarat; Hanımlar Rehberi s. 65)

"Dördüncü Hikmet: Malûmdur ki; kesret-i nesil herkesçe matlubdur. Hiçbir millet ve hükûmet yoktur ki, kesret-i tenasüle tarafdar olmasın. Hattâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا فَاِنّ۪ى اُبَاه۪ى بِكُمُ الْاُمَمَ -ev kema kal- Yani: "İzdivac ediniz; çoğalınız. Ben kıyamette, sizin kesretinizle iftihar edeceğim."

Hâlbuki tesettürün ref'i, izdivacı teksir etmeyip, çok azaltıyor. Çünkü en serseri ve asrî bir genç dahi, refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asrî, yani açık-saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki de fuhşa sülûk eder. Kadın öyle değil, o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünkü kadının -aile hayatında müdür-ü dâhilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan- en esaslı hasleti sadakattır, emniyettir." (Lem'alar, Yirmi Dördüncü Lem'a)

"İkinci Esas: Medeniyet, taaddüd-ü ezvacı kabul etmiyor.

Kur'anın o hükmünü kendince muhalif-i hikmet ve maslahat-ı beşeriyeye münafî telakki eder.
Evet eğer izdivacdaki hikmet, yalnız kaza-yı şehvet olsa, taaddüd bilakis olmalı. Halbuki, hattâ bütün hayvanatın şehadetiyle ve izdivac eden nebatatın tasdikiyle sabittir ki; izdivacın hikmeti ve gayesi, tenasüldür.

Kaza-yı şehvet lezzeti ise, o vazifeyi gördürmek için rahmet tarafından verilen bir ücret-i cüz'iyedir. Madem hikmeten, hakikaten, izdivac nesil içindir, nev'in bekası içindir.

Elbette, bir senede yalnız bir defa tevellüde kabil ve ayın yalnız yarısında kabil-i telakkuh olan ve elli senede yese düşen bir kadın, ekseri vakitte ta yüz seneye kadar kabil-i telkih bir erkeğe kâfi gelmediğinden, medeniyet pek çok fahişehaneleri kabul etmeye mecburdur." (Sözler, 25. Söz, 1. Şule, Üçüncü Şua)

"Kur'an ayetlerini nüzul tarihine göre tercüme ve tertip eden İngiltere'nin en mutaassıb papazlarından Rodwell (Radvel), şu hakikatları itiraf ediyor: Kur'an Arabistan'ın basit bedevilerini öyle bir istihaleye uğratmıştır ki, bunların âdeta meshur olduklarını zannedersiniz.

Hristiyanların telakkisine göre Kur'anın nâzil olmuş bir kitab olduğunu söyleyecek olsak bile, Kur'an putperestliği imha, Allah'ın vahdaniyet akidesini tesis, cinlere, perilere, taşlara ibadeti ilga, çocukları diri diri gömmek gibi vahşi âdetleri izale, bütün hurafeleri istîsal, taaddüd-ü zevcatı tahdid ile, bütün Arablar için İlahî lütuf ve nimet olmuştur." (İşaratü'l-İ'caz, Ecnebî Filozofların Kur'ân'ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri)

"Hatta medeniyet nazarında, şeriatın en ziyade tenkide maruz olan mesaili, keşşaf zaman gösterdi ki; hayat-ı içtimaiyeye en ziyade lâzım o esaslardır.

Mesela riba, kumar, müskirin hurmeti; talak, taaddüd-ü zevcatın cevazı, mesturiyet-i nisvan ve zekâtın vücubu, unsuriyetten gelen fikr-i milliyeti ve hevesin serbestiyetini red ve men'i gibi mesail... (Şuuat, Noktanın Zeyli, Haşiye)

Esirlik ve Kölelik ile İlgili Değerlendirmelere

"İKİNCİ NÜKTE:

Şu Vehhâbi meselesinin âlem-i İslâmın an’anesi itibariyle nasıl ki üç esası var; öyle de, âlem-i insâniyet itibariyle dahi üç esası vardır:

Birincisi: Ehl-i dünyanın ve maddî tarihin nazarıyla, nev-i beşerin hayat-ı içtimâiyesi noktasında bakılsa, görülüyor ki hayat-ı içtimâiye-i siyâsiye itibariyle beşer birkaç devri geçirmiş.

Birinci devri; vahşet ve bedevîlik devri,

İkinci devri; memlûkiyet devri,

Üçüncü devri; esir devri,

Dördüncüsü; ecir devri,

Beşincisi; malikiyet ve serbestiyet devridir.

Vahşet devri dinlerle, hükûmetlerle tebdil edilmiş, nim-medeniyet devri açılmış. Fakat, nev-i beşerin zekîleri ve kavîleri, insanların bir kısmını abd ve memlûk ittihaz edip hayvan derecesine indirmişler.

Sonra bu memlûklar dahi bir intibâha düşüp gayrete gelerek o devri esir devrine çevirmişler; yani, memlûkiyetten kurtulup fakat el-hükmü li’l-ğâlib1 olan zâlim düsturuyla yine insanların kavîleri zayıflarına esir muâmelesi yapmışlar.

Sonra, İhtilâl-i Kebîr gibi çok inkılâplarla, o devir de ecîr devrine inkılâp etmiş. Yani, zenginler olan havas tabakası, avâmı ve fukarayı ücret mukabilinde hizmetkâr ittihaz etmesi, yani sermaye sahipleri ehl-i sa’yi ve ameleyi küçük bir ücrete mukabil istihdam etmeleridir.

Bu devirde sû-i istimâlât o dereceye vardı ki, bir sermayedar, kendi yerinde oturup, bankalar vâsıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı halde; bir biçare amele, sabahtan akşama kadar, tahte’l-arz madenlerde çalışıp, kut-u lâyemût derecesinde, on kuruşluk bir ücret kazanıyor. Şu hal, müthiş bir kin, bir iğbirar verdi ki, avâm tabakası havâssa ilân-ı isyan etti.Şu asrın tâbiriyle, sosyalistlik, bolşeviklik sûretinde, evvel Rusya’yı zîr ü zeber edip geçen Harb-i Umumîden istifade ederek, her yerde kök saldılar. Şu bolşevizmin perdesi altındaki kıyâm-ı avâm, havâssa karşı bir kin ve bir tezyif fikrini verdiğinden, büyüklere ve havâssa âit medâr-ı şeref herşeyi kırmak için bir cesaret vermiş." (Mektubat, 26. Mektup, 6. Risale...)

"Beşer esirliği parçaladığı gibi, ecîrliği de parçalayacaktır. Bir rü'yada demiştim: Devletler, milletlerin hafif muharebesi; tabakat-ı beşerin şedid olan harbine terk-i mevki ediyor. Zira beşer, edvarda esirlik istemedi, kanıyla parçaladı. Şimdi ecîr olmuştur; onun yükünü çeker, onu da parçalıyor.

Beşerin başı ihtiyar; edvar-ı hamsesi var. Vahşet ve bedeviyet, memlukiyet, esaret, şimdi dahi ecîrdir, başlamıştır geçiyor." (Sözler, Lemeat)

"Cihad-ı dinîde olsa, kâfirlerin çoluk-çocuklarının vaziyetleri aynıdır. Ganîmet olabilir; Müslümanlar, onları kendi mülküne dâhil edebilir.

Fakat İslâm dairesinde birisi dinsiz olsa; çoluk-çocuğuna hiçbir cihetle temellük edilmez, hukukuna müdahale edilmez. Çünkü o masumlar, İslâmiyet rabıtasıyla dinsiz pederine değil, belki İslâmiyet'le ve cemaat-i İslâmiye ile bağlıdır.

Fakat kâfirin çocukları, gerçi ehl-i necattırlar; fakat hukukta, hayatta pederlerine tâbi' ve alâkadar olmasından, cihad darbesinde o masumlar memluk ve esir olabilirler." (Emirdağ Lahikası-I, 18. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Nurun fedaisi

Cevabınız için Allah razı olsun.. Bir yeri tam anlayamadım; "İhtiyaç duyulduğunda kanaatimizce eklenme yapılmadan bu tür küçük risaleler oluşturulabilir." yazıyor, yazıda.. Bu yerleri sadece metin olarak derlenmesi mi Üstâd Hz nin niyet ettiği o risalenin fikrine hizmet eder? Nurlarda geçen yerlere dipnotlar/hașiyeler ile açıklama veya ara geçişler ile ayet hadis ve izahlar eklemek de dahil olur mu? Hangi şekilde olursa murad-ı Üstâd'a tevafuk ederiz? 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Kendi müstakil eserinde dipnotlar/hașiyeler ile açıklama veya ara geçişler ile ayet hadis ve izahlar şeklinde çalışmalar yapabilir. Ama bunu Risale-i Nur adına yapamaz. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...