Yirmi Altıncı Söz Dördüncü Mebhasın sonundaki, "Elhasıl" kısmını açar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
"Elhasıl: Madem hayat, esma-i hüsnanın nukuşunu gösterir. Hayatın başına gelen her şey hasendir."
"Mesela gayet zengin, nihayet derecede sanatkâr ve çok sanatlarda mahir bir zat; âsâr-ı sanatını hem kıymettar servetini göstermek için âdi bir miskin adamı, modellik vazifesini gördürmek için bir ücrete mukabil bir saatte murassa, musanna yaptığı gömleği giydirir, onun üstünde işler ve vaziyetler verir, tebdil eder. Hem her nevi sanatını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam o zata dese: 'Bana zahmet veriyorsun. Eğilip kalkmakla vaziyet veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun.' demeye hak kazanabilir mi? 'Merhametsizlik, insafsızlık ettin.' diyebilir mi?"(1)
Cenab-ı Hakk’ın esma-i ilahiyesini gösteren en parlak, en şeffaf ve en geniş ayine hayattır. Madem hayat bu kadar ehemmiyetli, güzel ve müntehap bir şeydir; onun yaratıcısı tarafından onun başına gelen her ahval dahi mahiyeti itibariyle güzel olacaktır.
İradesi ve lütfu ile insanları yokluğun karanlıklarından varlık sahasına çıkaran Allah (cc), onu harika cihazlarla, eşsiz duygu ve latifelerle donatmış, ilahi isimlerinin en azam tecellisine mazhar etmiştir.
Hem bazı isimlerinin tecellisi için kullarını ve mahlukatı çeşitli musibetlere, değişik ve hâl ve etvara maruz bırakır. İnsan ise hikmetini bilmediği bu değişik haletlerden dolayı bazen üzülür, bazen de sevinir. Hâlbuki yaratılan her bir mahlukun kendine bakan ciheti ve kıymeti bir ise, saniine bakan gayeleri binlerdir. O halde bütün hadisata, her şeyin yegâne sahibi olan Allah’ın muradı canibinden bakarsak, kaderin derin sırlarını bir nebze de olsa anlaşılmış olur.
İşte elemler ve musibetler, lütuf ve ikramlardan ziyade nukuşu esma-i ilahiyeyi daha bariz daha teferruatlı tezahür ettirdiğinden, insanın kemalat arşına seyrü sülûkunda daha müessir bir vasıta olduğundan, kader-i ilahi onlara müsaade etmiş ve zihayatlara musallat etmiştir. Burada netice itibariyle hep hayırlar ve güzellikler mevcuttur.
1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Dördüncü Mebhas.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Madem hayat, esma-i hüsnanın nukuşunu gösterir. Hayatın başına gelen her şey hasendir." Katl ve zina gibi ruha eylem veren hadiseler noktasında nasıl değerlendirmek gerekir?
Hayatın Esma-i Hüsna'nın (Allah'ın güzel isimleri) nukuşunu (nakışlarını/tezahürlerini) gösterdiği ve bu nedenle başına gelen her şeyin hasen (iyi, güzel) olduğu prensibi, genellikle musibetler, hastalıklar veya zorluklar gibi kişinin iradesi dışındaki olayların ardındaki ilahi hikmet ve rahmete işaret eder. Bu bakış açısı, olayların neticesini, yani imtihanı kazanıp kaybetme, mertebe kazanma ve ilahi isimlerin tecelli etmesi yönüyle değerlendirir.
Ancak, katil ve zina gibi fiiller, bireyin külli iradeye tabi cüz'i iradesiyle (tamamen kendi tercihiyle) işlediği, başkasının hakkını ihlal eden ve dinen büyük günah (kebâir) sayılan zulüm ve şer içeren fiillerdir.
Bu tür fiilleri, bahsi geçen "her şey hasendir" prensibi noktasında değerlendirirken dikkat edilmesi gereken ana ayrım şudur:
Fiilin Kendisi (Zulüm ve Şer)
Katil ve zina fiillerinin kendisi haksızlık, zulüm ve şerdir ve Esma-i Hüsna'ya zıt tecellilere yol açar (Örneğin: Kadir-i Mutlak isminin zulme izin vermemesi, Adl isminin gereği ceza verilmesi). Bir fiilin hasen olması, o fiilin hükmü ve neticesi ile ilgilidir, fiilin özü ile değil.
Fiilin Sonuçları (İlahi İsimlerin Tecellisi)
Hadisenin bütünü, fail (suç işleyen) ve mazlum (suçsuz mağdur) açısından, yine de Esma-i Hüsna'nın tecellisine bir zemin hazırlar:
Mağdur için bu durum, büyük bir imtihan, günahlara kefaret, manevi makam kazanma ve Sabur, Adl, Rahîm gibi isimlerin tecellisini görme vesilesi olabilir. Bu noktada mağdurun başına gelen, ilahi irade ve hikmet açısından netice itibariyle hasen olabilir.
Fail için ise bu fiil, Hâkim, Adl, Kahhâr gibi isimlerin ceza ve adalet tecellisini gerektirir. Failin bu suçu işlemesi, kendi iradesiyle seçtiği bir şerdir, ancak bu şerrin varlığı, Adl isminin tecellisine (cezalandırma) ve Tevvâb isminin tecellisine (tövbe kapısının açık olması) bir vesile olur.
Katil ve zina gibi cüz'i iradeyle işlenen fiillerin özü ve işlenmesi (kulun tercihi) şer ve zulümdür. Bu fiillerin hasen olarak değerlendirilmesi, fiilin kendisinden değil, neticesinden ve o fiil sebebiyle ortaya çıkan ilahi hikmetlerden kaynaklanır.
Yani fiilin kendisi şerdir ve insan, iradesiyle zalim olur.
Ama aynı fiilin sonuç ve neticesi hasendir Allah, bu şerrin varlığını dahi Adl ve Hâkim gibi isimlerinin tecellisi için bir zemin yaparak külli planda hikmete çevirir. Mağdur içinse bu, büyük bir manevi kazanç ve imtihan vesilesidir. Bu bakımdan hadisenin mutlak sonucu (Esma-i Hüsna'nın tecellisi) hasendir.
Bir şey ya bizzat güzeldir yada neticeleri itibariyle güzeldir zina ve cinayet bizzat güzel olmasada neticeleri (İlahi isimlere tecelli etme alanı ve zemini olması) açısından güzel olabilir.
Ancak zina ve cinayet gibi fiiller için "neticeleri açısından güzel olabilir" ifadesini kullanırken, bunun kesinlikle fiilin tasvip edildiği veya meşrulaştırıldığı anlamına gelmediğini çok net bir şekilde ayırt etmek gerekir.
Cinayet ve zina, kulun kendi cüz'i iradesini kullanarak işlediği, başkasına zulüm ve haksızlık içeren büyük günahlardır. Bu fiiller bizzat şerdir ve dünyada da ahirette de ceza ve mesuliyet gerektirir. Burada "güzel" demek, şerri tasvip etmek olur.
Allah'ın Hâkimiyeti (Külli İrade ve Hikmet):
Olaylar zincirinin bütününe ve nihai sonucuna bakıldığında ise; bu şer fiillerin dahi varlığı, İlahi Hüküm ve Adaletin tecellisine zemin hazırlar:
Cinayet ve zinanın varlığı, Adl (Adalet) isminin tam olarak tecelli etmesini sağlar. Eğer şer olmasaydı, adaletle cezalandırma, af ve merhamet gibi isimlerin bu boyutta tecellisi eksik kalırdı.
Mağdurun (cinayet veya zina mağduru) çektiği acı ve uğradığı haksızlık, onun için büyük bir imtihan, günahlara kefaret ve yüksek manevi makamlar kazanma vesilesi olur. Bu açıdan, mağdurun ahiretteki neticesi hasendir.
"Cinayet ve zina, bizzat güzel değildir (şerdir), fakat bunların varlığı ve meydana gelmesi, İlahi Adalet, Hikmet ve diğer Esma-i Hüsna'nın külli manada tecellisine ve neticeleri itibarıyla hasen (hayır) olan sonuçlara vesile olabilir."
Bu, Allah'ın, en büyük şerri dahi, büyük bir hayrın ortaya çıkmasına hizmet eden bir sebep zincirinin parçası yapma kudretidir.