"Elbette derece-i rububiyette hakiki bir hâkimiyet-i mutlaka, bir Kadir-i Mutlak'ta bütün şiddetiyle müdahaleyi reddetmek gerektir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Hâkimiyet başkalarının müdahalesini ve tasarrufunu kabul etmez. Bir köyde iki muhtar, bir şehirde iki vali, bir ülkede iki padişah olmaz ve olamaz. Şayet olursa nizam bozulur, kargaşa olur.
Bir şeye ve bir yere tam manası ile hâkim olmak, başka birilerinin hâkim olmasını reddetmekle mümkündür. Yani bir padişahın bir memlekete tam manası ile hâkim olabilmesi, başka padişahların olmamasını gerektirir.
Şehirler kesretli de olsa tamamı memlekette vahdete ererler. Memleket kimin ise, bütün şehirler de onundur. Bir şehrin bütün mahalleleri, sokakları da kesreti ifade eder. Onlar da şehir olmakta vahdete ererler. Artık o şehrin bazı mahalleleri yahut semtleri ve sokakları başkalarının hâkimiyetine verilemez.
Keza, bir sarayın da bütün odaları, salonları ve sair bölümleri kesreti ifade eder. Onlar da saray olmakta vahdete ermişlerdir. Artık bu sarayın bazı bölmeleri bir başka sultana isnat edilemez.
"Kemal-i intizamından bir memleket hükmünde, belki bir şehir hükmünde, belki bir saray hükmündedir.” (Sözler, 22. Söz, Birinci Makam)
Cüz’i ve basit iktidar sahibi olan zayıf ve aciz insanlar bile hâkimiyetin küçük bir tecellisi olan işlerine başkalarının müdahalesini kabul etmiyorsa, kudreti sonsuz olan Allah’ın saltanatına müdahale ve ortaklık elbette muhal olur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Peki burada insanın nefsi emmaresi de dahil olmuyor mu? Tek olma isteği. Sadece kendi yönetmek. İnsanların sadece kendisine teveccüh etmesi vb. Allah ise nefsi emmareden münezzeh değil midir?