"Hâkimiyetin şe'ni, müdahaleyi reddetmektir. Hattâ, en ednâ bir hâkim, bir memur, daire-i hâkimiyetinde oğlunun müdahalesini kabul etmiyor." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bazı risalelerde gayet kat'î ispat ettiğimiz gibi, hâkimiyetin şe'ni, müdahaleyi reddetmektir. Hattâ, en ednâ bir hâkim, bir memur, daire-i hâkimiyetinde oğlunun müdahalesini kabul etmiyor. Hattâ, hâkimiyetine müdahale tevehhümüyle, bazı dindar padişahlar, halife oldukları halde mâsum evlâtlarını katletmeleri, bu redd-i müdahale kanununun hâkimiyette ne kadar esaslı hükmettiğini gösteriyor. Bir nahiyede iki müdürden tut, tâ bir memlekette iki padişaha kadar, hâkimiyetteki istiklâliyetin iktiza ettiği men-i iştirak kanunu, tarih-i beşerde çok acip hercümerc ile kuvvetini göstermiş."

"Acaba âciz ve muavenete muhtaç insanlardaki âmiriyet ve hâkimiyetin bir gölgesi bu derece müdahaleyi reddetmeyi ve başkasının müdahalesini men etmeyi ve hâkimiyetinde iştirak kabul etmemeyi ve makamında istiklâliyetini nihayet taassupla muhafazaya çalışmayı gör; sonra, hâkimiyet-i mutlaka rububiyet derecesinde; ve âmiriyet-i mutlaka ulûhiyet derecesinde; ve istiklâliyet-i mutlaka ehadiyet derecesinde; ve istiğnâ-yı mutlak kadîriyet-i mutlaka derecesinde bir Zât-ı Zülcelâlde, bu redd-i müdahale ve men-i iştirak ve tard-ı şerik, ne derece o hâkimiyetin zarurî bir lâzımı ve vâcip bir muktezası olduğunu, kıyas edebilirsen et." (1)

Hâkimiyet başkaların müdahalesini ve tasarrufunu kabul etmez. Bir köyde iki muhtar, bir şehirde iki vali, bir ülkede iki padişah olmaz ve olamaz. Şayet olursa nizam bozulur, kargaşa olur. Bir şeye ve bir yere tam manası ile hâkim olmak, başka birilerinin hâkim olmasını reddetmekle mümkündür. Yani bir padişahın bir memlekete tam manası ile hâkim olabilmesi, başka padişahların olmamasını gerektirir.

Şehirler kesretli de olsa tamamı memlekette vahdete ererler. Memleket kimin ise, bütün şehirler de onundur. Bir şehrin bütün mahalleleri, sokakları da kesreti ifade eder. Onlar da şehir olmakta vahdete ererler. Artık o şehrin bazı mahalleleri yahut semtleri ve sokakları başkalarının hâkimiyetine verilemez. Keza, bir sarayın da bütün odaları, salonları ve sair bölümleri kesreti ifade eder. Onlar da saray olmakta vahdete ermişlerdir. Artık bu sarayın bazı bölmeleri bir başka sultana isnat edilemez.

Cüz’i ve basit iktidar sahibi olan zayıf ve aciz insanlar bile hâkimiyetin küçük bir tecellisi olan işlerine başkalarının müdahalesini kabul etmiyorsa, kudreti sonsuz olan Allah’ın saltanatında hâkimiyet ve müdahale elbette muhal olur. Yani Allah’ın sonsuz kudretinde ve saltanatında başkaların müdahale etmesi ve hâkimiyet kurması imkânsızdır.

"Kemâl-i intizamından bir memleket hükmünde, belki bir şehir hükmünde, belki bir saray hükmündedir.” (22. Söz, 1. Makam)

(1) Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

Bazı dindar padişahlar, halife oldukları halde mâsum evlâtlarını katletmelerinin izahı nasıldır?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Adalet-i Mahza: Cemaat için fert feda edilemez. "Bir gemide dokuz cani bir masum olsa, o gemi batırılamaz." görüşünü savunuyor ki; bu aynı zamanda Kur’ân’ın adalet anlayışıdır.

Adalet-i İzafiye: Cemaatin selameti için ferdin hakkı feda edilebilir anlayışıdır. Bu görüşe göre "dokuz caninin cezalandırılması için bir masum feda edilebilir." Yalnız bu anlayış ancak adalet-i mahzanın tatbikinin mümkün olmadığı yerde geçerlidir. Aksi taktirde meşru olmaz, tam aksine zulüm ve cinayet olur.

Bazı padişahların kardeşlerini veya masum evlatlarını öldürmeleri de meşru ve caiz değildir. Padişahlar, devletinin bekasını, birliğini ve dirliğini düşünerek, vehimden gelen nedenlerle masum evlatlarını ve kardeşlerini katletmeleri Kur’ân adaleti ile bağdaşmaz. Lakin bu noktadaki yanlışları onların küllî hizmet ve faziletlerini nazardan düşürmemelidir. Hatalarına hata, sevaplarına sevap nazarı ile bakmak gerekiyor. Padişahlar da insandır ve hatadan beri değillerdir. Padişahlardan bazıları hislerine kapılarak veya saltanatlarını muhafaza etmek niyetiyle bu hususta yanlış karar verdikleri ve haksız yere evlatlarını veya kardeşlerini katlettikleri bir vakadır.  

Ayrıca Peygamber Efendimiz (asm.) “Ölülerinizi hayırla yâd ediniz” buyurduğu gibi, vefat eden kimselerin hayırlı hizmetlerini ve güzel yanlarını nazara vermek, onları hayırla yâd etmek vicdanî bir vazifedir. Hem Cenab-ı Hak, mahşer günü haseneleri seyyielerine ağır gelen kullarını cennete koyacağını müjdelemiştir. Hâlbuki Osmanlı padişahlarının yapmış olduğu hizmetler, yere göğe sığmayacak kadar âlidir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...