"Emin bir halife-i arz... Göz görmemiş ve kulak işitmemiş ve kalb-i beşere hutur etmemiş... Onlara ebediyet ve bekà verdi." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Halife: Başkasına halef olan, onun makamına kaim, onun yerine duran ve onun için bazı hususlarda vekil olan kimse demektir.

İnsanın halife olmasının manası ise şudur: İnsan Allah Teâlâ’nın emirlerini ve nehiylerini Cenab-ı Hakk’ın namına, O’nun vekili olarak tebliğe ve duyurmaya memur kılınmıştır. Bu vazifesi sebebiyle insana “halife” denilmiştir. Zira bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:

عَنْ اَنَسٍ ، قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم مَنْ اَمَرَ بِاالْمَعَرُوفِ وَ نَهَى عَنِ الْمُنْكَرِ فَهُوَ خَلِيفَةُ اللَّهِ فِى اْلاَرْضِ وَ خَلِيفَةُ كِتَابِهِ وَ خَلِيفَةُ رَسُولِهِ

Enes İbn-i Malik (r.a.) Hazretlerinden nakledilmiştir. Allah’ın Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Kim iyiliği emreder ve kötülüğü nehyederse işte o, yeryüzünde Allah’ın halifesidir, kitabının halifesidir ve Resulü’nün halifesidir.”

Cenab-ı Hak cümlemizi kendisine halife eylesin. Âmin!

Üstadımız’ın mezkûr ifadesini Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle beyan buyurmuştur:

عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ ، قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم ، قَالَ اللَّهُ تَعَالَى أَعْدَدَتُ لِعِبَادِىَ الصَّالِحِينَ مَا لاَ عَيْنٌ رَأَتْ ، وَ لاَ أُذُنٌ سَمِعَتْ ، وض لاَ خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ ، وَ اقْرَؤُوا اِنْ شِئْتُمْ ؛ فَلاَ تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Ebu Hureyre (r.a.) Hazretleri’nden nakledilmiştir. Allah’ın Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Allah Teâlâ buyurdu ki:

“Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatırına ve hayaline gelmeyen nimetler hazırladım.”

Ebu Hureyre, isterseniz şu ayeti okuyunuz, buyurdu:

“Müminlerin yaptıklarına karşılık olarak, onlara ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.” (Secde, 32/17)

Ahiretin ebedî olduğuna dair Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek lisanından şu hadis-i şerifi nakletmek istiyoruz.

عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ ، قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم يُؤْتَى بِاالْمَوْتِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُوقَفُ عَلَى الصِّرَاتِ فَيُقَالُ : يَا اَهْلَ الْجَنَّةِ ، فَيَطَّلِعُونَ خَائِفِينَ وَ جَلِينَ اَنْ يُخْرَجُو مِنْ مَكَانِهِمُ الَّذِى هُمْ فِيهِ ثُمَّ يُقَالُ : يَا اَهْلَ النَّارِ ، فَيَطَّلِعُونَ مُسْتَبْشِرِينَ فَرِحِينَ اَنْ يُخْرَجُو مِنْ مَكَانِهِمُ الَّذِى هُمْ فِيهِ ، فيُقَالُ : هَلْ تَعْرِفُونَ هَذَا ؟ قَالُو : نَعَمْ هَذَا الْمَوْتُ ، قَالَ ، فَيُؤْمَرُ بِهِ فَيُذْبَهُ عَلَى الصِّرَاتِ ثُمَّ يُقَالُ لِلْفَرِيقَيْنِ كِلاَ هُمَا : خَلُودٌ فِيمَا تَجِدُونَ ، لاَ مَوْتَ فِيهَا اَبَدًا

Ebu Hureyre (r.a.) Hazretleri’nden nakledilmiştir. Allah’ın Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kıyamet günü ölüm getirilir. Sırat üzerinde durdurulur ve ‘Ey cennet ahalisi!’ diye nida edilir. Cennettekiler, (bu çağrı üzerine) içinde bulundukları (o güzel) yerden çıkarılacakları korku ve heyecanıyla bakarlar. Sonra da ‘Ey cehennem ahalisi!’ diye nida edilir. Onlar da içinde bulundukları (o fena) yerden çıkarılacakları ümit ve sevinciyle bakarlar. (Ölüm gösterilerek) ‘Bunu tanıyor musunuz?’ denilir. (Cennetlikler ve cehennemlikler hepsi bir ağızdan) ‘Evet! Bu ölümdür.’ derler."

Sonra Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Bundan sonra emredilir ve sırat üzerinde ölüm kesilir. Sonra her iki tarafa birden ‘Haydi bulunduğunuz hâl üzere ebediyet sizindir, burada artık ölüm yoktur.’ denilir."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...