"Esbab-ı zahirîyeyi perestiş edenleri aldatan, iki şeyin beraber gelmesi veya bulunmasıdır ki, 'iktiran' tabir edilir, birbirine illet zannetmeleridir." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İktiran: Sebep ile neticenin beraber gelmesine denir. Elma ile elma ağacının, yumurta ile tavuğun, süt ile ineğin, bal ile arının insan zihnine beraber gelmeleri gibi. Hâlbuki Allah yumurtayı tavuksuz, sütü ineksiz, elmayı ağaçsız da verebilir.

Neticeyi sebeplerden bilenleri aldatan nokta; sebep ile neticenin sürekli beraber olmalarıdır. Yumurtanın sebebi tavuktur ve bu Allah’ın bir âdeti ve kanunu olmasından dolayı, sürekli olarak böyle cereyan ediyor. İşte bu ikisinin beraber gelmesi ve sürekli olması yumurtanın tavuk tarafından yapıldığı zannını doğuruyor. Bu zanna iktiran denir.

Determinist (âlemde her şeyi sebeplere veren bir felsefe) ve maddeci felsefeyi de yanıltan nokta; sebep ve neticenin sürekli beraber gelmesidir.

Kâinatta her şeyin illeti Allah’ın irade ve kudretidir. Sebepler ise, arada sadece bir perde ve bir vasıtadır. Bunun en büyük ispatı, sebeplerin adi ve basit, onlardan çıkan neticenlerin mükemmel olmasıdır. Elma mükemmeldir, ağaç ise adi, basit, şuursuz ve şefkatsiz bir vasıtadır. Ağacın elmayı icat ettiğini savunmak, akıl işi değildir. Zira elmanın teşekkülünde bütün kâinat çarkları işliyor. Bütün kâinatı kudret elinde tutamayan elmayı icat edemez. Bir insan, ağacın, bütün kâinatı sevk ve idare ettiğini kabul ederse, o zaman "elmayı ağaç yapmıştır" diyebilir. Bunu en ahmak bir insan bile kabul etmeyeceğine göre, elmanın tek yaratıcısı Allah’tır.

Görme, bilgi edinme yollarından sadece birisidir. Bu duygu, akılla desteklenmezse ve kalpten medet almazsa insanı aldatabilir.

Meyveyi daldan koparırız. Bu her zaman böyle olagelmiştir. Dal ile meyve arasında, “mukarenet” yani yakınlık vardır. Bu hadiseye gaflet nazarıyla ve üstünkörü bakan bir insan, o ilahi mucizeyi ağacın yaptığını sanabilir. Suyu ve toprağı ağaç yapan bir kudretin, o ağaçtan da meyveler çıkardığını düşünmek istemez. Meyvenin ifade ettiği ince manaların ağaçla bir ilgisi olmadığını da anlamaya yanaşmaz.

Mesela, o meyve insana rızık olarak takdim edilmiştir; ağaç bunun gafilidir. Onun tadı, kokusu, rengi insana göre ve insan için verilmiştir; ağaç bundan habersizdir.

İnsanoğlu o meyveyi yemekle bir şükür imtihanı geçiriyor. Ve o meyveden ileride cennet nimetleri yahut cehennem azabı çıkacaktır. Ağaç bunu bilmenin çok ötelerindedir.

Demek oluyor ki, o ağaç bu hâliyle, üzerine yazılan hikmetli sözlerden hiç haberi olmayan bir sayfadan farksızdır.

O ilim ve sanat yüklü yazıyı okuyanlar, kâğıdı hiç dikkate almazlar bile. Bütün nazarlarını yazıya ve yazara hasrederler. Ama gel gör ki, yazı ile kâğıt arasındaki bu yakınlığa aldanarak, yazıyı kâğıdın yazdığını iddia edecek kadar bir düşünce sefaletine düşenler de çıkabilmektedir.

Böyle birisi, meyveyi dalından koparırken, ne kadar harika bir sahne sergilediğinin farkında değildir. Ağacın gövdesinden büyükçe bir dal uzanmış, ondan yine bir başka dal çıkıvermiş ve bu ikinci dala meyveler takılmış. Bunun bir benzeri de meyveyi koparan adamda sergileniyor. Gövdeden kol uzanmış, koldan el çıkıvermiş ve bu el, beş parmağının marifetiyle, o meyveyi tutmayı ve koparmayı başarmış.

Bu asırlarca böyle olagelmiş ve böyle de gidecektir. Ama insanın kolu her devirde gövdesinden çıkmış diye insanoğlu, “kolumu gövdem yaptı” diyebiliyor mu? Aynı şekilde, eli koluna bağlı diye, “elimin ustası kolumdur” hükmüne varıyor mu?

Nur Külliyatı’nda bu hakikat şöylece ders verilir:

"...devamlı mukarenet, illiyete delil olamaz." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

"Mukarenet"in yakınlık, birleşmek, bitişmek gibi manalara geldiği daha önce ifade edilmişti.

“Devamlı” kelimesinden hareketle, meselenin bir de tersini düşünelim. Yani, mukarenet süreklilik arz etmesin; bazen olsun, bazen olmasın.

Bir ağaç bazen elma, bazen armut, bazen muz, bazen patates, bazen domates verseydi, belki o zaman, bu işleri ağacın kendi iradesiyle yaptığı vehmine kapılanlar olabilirdi. Ama mukarenetin devamlı olması, ağaca atfedilen o vehmî iradeyi ortadan kaldırır; onun bir İlahi memur olduğunu ders verir ve yaptığı şeylerde hakiki illet olmadığını akıl sahiplerine âdeta haykırır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 8.765
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Emre Rüzgâr

Çok önemli bir konu bu ya. Temel teşkil ediyor.

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Aslan2002

"Bir ağaç bazen elma, bazen armut, bazen muz, bazen patates, bazen domates verseydi, belki o zaman, bu işleri ağacın kendi iradesiyle yaptığı vehmine kapılanlar olabilirdi. Ama mukarenetin devamlı olması, ağaca atfedilen o vehmî iradeyi ortadan kaldırır;.." Burada verdiğiniz sebeple neticenin sürekli beraber ve devamlı olarak gözükmesine verdiğiniz örnekte aklıma takılan; elma ağacı zaten armut veremez çünkü üzerindeki cihazlara buna müsait değil yani biri elma ağacı genetiği o şekilde ama portakal genetiği mesela farklı burada bu örneği nasıl açıklarsınız? Yani tohumdaki genetik elma üzerine kurulu portakal yapamaz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bahsettiğiniz "genetik program" veya "cihazların müsait olmaması" durumu aslında soruda geçen düşünceyi destekleyen bir ara basamaktır. Bu durumu şu iki noktayla açıklayabiliriz:

1. Kanun ve İrade Ayrımı

Elma ağacının genetiğinin elmaya programlanmış olması, bir doğa kanunudur. Ancak bir kanun, kendi başına o işi yapan "güç" değildir; sadece işin hangi kurallarla yapıldığını gösteren bir tarifnamedir. Tıpkı bir anayasanın tek başına suçluyu hapse atamaması, ancak bir irade ve güç (devlet) tarafından uygulanması gibi; genetik kodlar da birer "plan" hükmündedir. Bu planın sürekli aynı sonucu vermesi, tesadüfü dışlar ve arkasındaki sabit bir iradeyi gösterir.

2. Sebeplerin Acziyeti

Genetik kod dediğimiz şey, nihayetinde karbon, hidrojen ve azot gibi akılsız ve cansız atomların bir dizilimidir. Bu cansız atomların bir araya gelip "Şu dizilimle elma yapalım, şu dizilimle portakal kokusu verelim" şeklinde bir karar alma yeteneği yoktur.

  • Eğer ağaç her seferinde farklı meyve verseydi (bir gün elma, bir gün muz), biz buna "mucize" derdik.

  • Ağaç her seferinde aynı meyveyi (elma) verdiği için biz buna "adetullah" (doğa kanunu) diyoruz.

Buradaki temel mantık şudur: Elma ağacının elma vermek için "müsait cihazlara" sahip olması, o cihazları oraya yerleştiren ve her seferinde aynı sonucu (mukarenet) çıkaran bir tasarrufu gösterir. Yani genetik kod, işi yapan asıl özne değil, o işin yapılması için kullanılan bir prosedürdür. Süreklilik ise bu prosedürün kör bir tesadüf değil, kasıtlı bir tercih olduğunu ispatlar.

"Mukarenet" (Beraberlik) Kavramı

Örnekteki asıl can alıcı nokta mukarenet kavramıdır. Mukarenet, iki şeyin (tohum/genetik ve meyve) sürekli beraber görünmesidir.

Eğer ağaç her gün kafasına göre farklı meyveler çıkarsaydı, "Bu ağacın bir bilinci var, bugün canı muz çekmiş" diyebilirdik. Ancak ağaç, kendisine yerleştirilen programa (genetiğe) milim şaşmadan, mahkum bir şekilde uyar. Bu zorunlu ve sürekli uyum, ağacın bir "karar verici" olmadığını, aksine bir "uygulayıcı" veya "memur" olduğunu kanıtlar. Burada bu inceliğe işaret ediliyor. 

Yazılım Örneğiyle Açıklama

Bir bilgisayar oyununda "A" tuşuna bastığınızda karakter her zaman zıplıyorsa, bu "A" tuşunun kendi iradesiyle zıplama kararı aldığını göstermez. Aksine, o tuşa o görevin sabit olarak verildiğini ve arkada bir yazılımcının olduğunu gösterir.

  • Eğer "A" tuşu bazen zıplatsa, bazen ateş etse, bazen ekranı kapatsaydı; o zaman "Bu tuş bozuk veya kendi kendine karar veriyor" diyebilirdik.

  • Netice: Genetiğin elmaya uygun olması bir engel değil, aksine o elmanın bir plan dahilinde yapıldığının en büyük delilidir. Elma ağacı "elma yapmaya müsait" olduğu için değil, "elma yapmaya programlandığı" için elma verir.

Özetle örnek; ağacın bir özne (yapan) değil, bir nesne (üzerinde iş yapılan) olduğunu anlatmak için "istikrarı" (aynı meyveyi vermesini) delil olarak kullanır.

 

 

 

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...