"Şirkin hakikati yok." ifadesini izah eder misiniz? Bu söz, "Şirk diye bir şey yoktur." şeklinde anlaşılmaz mı? Bazı sitelerde şirkin hakikati şunlardır diye bilgiler geçiyor...

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hakikat" burada iki mânaya geliyor: Birisi; “işin iç yüzü”, diğeri ise “hakikati” demektir.

"Şirkin hakikati yoktur" demek, şirkin; hakikat olmadığı, doğruluk payının olmadığı demektir. Zaten bütün semavî dinlerin esas gayesi, şirkin hakikatsiz olduğunu, tevhidin doğruluğunu ilan etmektir.

"Şirk" kelimesinin altında yatan mâna iyi anlaşılırsa, şirkin neden doğru olmadığı da anlaşılır.

Şirk; Allah’a şerik koşmak, putlara tapmaktır ki bu, açık şirktir.

Şirkin diğer bir mânası ise; "eşyayı sebeplere, tabiat ya da tesadüfe" vermektir. Balı arıya, sütü ineğe, meyveyi ağaca vermek gibi. Bunlar şirk-i hafi yani gizli şirktir.

Şirk-i hafinin başka şekilleri de var. Sebeplere olduğundan fazla tesir ve ehemmiyet vermek, bilhassa insanlar hakkında, “o olmasaydı mahvolurdum, şunun yardımı olmasa acımdan ölürdüm” gibi ifadeler de şirk-i hafiye girer. Halbuki bütün mülk Allah’ın olduğu gibi, bütün hayırlar da O’nun elindedir. Sebepleri de yaratan O’dur, onlardan çıkan neticeleri de.

Allah, ışığı güneşle gönderdiği gibi, meyveyi ağaçla, sebzeleri  toprakla, balı arıyla, balıkları  denizle gönderiyor. Bazı nimetlerini de diğer insanların eliyle gönderiyor.  Mesela, şifayı doktorun eliyle veriyor. Bunu böyle düşünmeyip de,  “Falan doktor olmasa babam ölmüştü.” diyen adam Şafi isminde Allah’a ortak koşmuş oluyor. 

Bir çiçeğin tesadüfen veya kendiliğinden vücut bulması muhaldir. Zira o çiçek üstünde san’atkârına işaret eden sayısız nakışlar ve deliller vardır. Çiçeğin tesadüfen meydana geldiğini vehmetmek, bir uçağın mühendis ve usta olmadan kendiliğinden ortaya çıktığını kabul etmek gibi bir ahmaklıktır. Basit bir fiil bile failsiz olmadığına göre, çiçek gibi benzer harika ve mükemmel san’at eserlerinin kendiliğinden failsiz bir şekilde vücut bulması mümkün değildir.

Bir aşçı olmadan yemeklerin kendi kendine olduğunu kabul etmek nasıl bir akılsızlık ve büyük bir hezeyan ise, aynı şekilde elma, armut, üzüm, karpuz, domates ve patates gibi harika meyve ve sebzelerin kendiliğinden tesadüfen meydana geldiğini söylemek veya sebeplerin ve tabiatın yaptığını iddia etmek de ondan daha büyük bir akılsızlık, hamakat, hurafe ve hezeyandır.

Arkeologlar iki taşın üst üste olmasını bile tesadüfe vermeyip "Burada bir medeniyet yaşamış" diyorlar. Şu kâinat medeniyetinde ve dünya şehrinde harika gezegen ve yıldızların hassas bir nizam ve ahenk ile dönüp dolaşmalarını tesadüfe vermek akıl kârı değildir.

Birinci fikre göre fail sebeplerdir. Diğerinde ise tesadüf fikridir. Yani bir san’at eseri tesadüf neticesinde o vaziyeti almış. Hâlbuki bu fikre göre san’atın san’atkârı sebeplerdir. Mesela, elmayı icad eden ağaç, balı yapan arı, sütü veren inektir. Sebepler burada ilahlaştırılıyor. Tesadüf fikrinde ise elma ağaç sayesinde değil, tesadüfen meydana gelmiştir. Sütü inek değil, tesadüf o kıvama getirmiştir. Arı rast gele uçarken bala rastlamıştır ve hakeza.

Bütün bu mantıksız ve akıl dışı düşünceleri reddedip, her şeyi tedbir ve idare eden, ilmi sonsuz ve kudreti nihayetsiz olan Allah’a iman etmek, en büyük ilimdir, en kâmil fikirdir ve en büyük bir hakikattir. Küfür ve şirkin hiçbir doğruluğu ve hakikati yoktur.

Ayrıca bazen bir fikrin yanlışlığını ve saçmalığını ispat etmek için, farazî bir şekilde o fikir gerçekmiş gibi değerlendirilebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...