"Eskisine temayül gösterse, bilmediği halde İslâmiyetin muhalefetinden neş’et eden eski seyyiatı, bazı ecnebîlerin zannı gibi İslâmiyete isnat etmektir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Halihazırdaki İslam alemi, eskiye nazaran çok berbat ve sefil bir duruma düştü, deyip, eski dönemlere bir meyil ve rağbet gösteren muhataba Üstat; "Bizim şu anki berbatlığımız ve sefaletimiz eski hata ve günahlarımızın bir neticesidir." diyor.
Eski dönem ise Osmanlının son dönemleridir ki, bu dönemlerde Müslümanlar, İslam’a muhalif bir hayat yaşadıkları için, ceza olarak sefil ve berbat bir hale düştüler.
Ama maalesef bu sefalet ve berbat halin faturası, ecnebilerin mesnetsiz iddiası gibi, İslam’a kesilmiştir. Hâlbuki durum tam tersinedir. İslam’a, yaşayış olarak sırt çevirmenin cezasıdır bu sefalet ve fakir hâl.
Netice, "Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal." kaidesiyle, ya tekrar doğru İslamiyeti yaşayıp bütün dünyaya dindar ve şanlı ecdadımız gibi nizam vereceğiz. Ya da bozulmuş bir nizamın ve sistemin hasretiyle yanıp, kendimizi ve evlatlarımızı perişan edeceğiz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Biraz daha açar mısınız?
Zekât, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyyattır. Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak, ya lüzumsuz yerlere verecektir ya bir musîbet gelip alacaktır.
Hakikatli bir rüya-i hayaliyede, Birinci Harb-i Umumînin beşinci senesinde, bir acib rüyada benden soruldu:
“Müslümanlara gelen bu açlık, bu zayiat-ı maliye ve meşakkat-i bedeniye nedendir?”
Rüyada demiştim:
“Cenâb-ı Hak bir kısım maldan onda bir (HÂŞİYE-1) veya bir kısım maldan kırkta bir (HÂŞİYE-2) kendi verdiği malından birisini bizden istedi; tâ bize fukaraların duâlarını kazandırsın ve kin ve hasedlerini men etsin. Biz hırsımız için tamahkârlık edip vermedik. Cenâb-ı Hak, müterakim zekâtını kırkta otuz, onda sekizini aldı.
“Hem her senede yalnız bir ayda, yetmiş hikmetli bir açlık bizden istedi. Biz nefsimize acıdık; muvakkat ve lezzetli bir açlığı çekmedik. Cenâb-ı Hak, ceza olarak, yetmiş cihetle belâlı bir nevi orucu beş sene cebren bize tutturdu.
“Hem yirmi dört saatte bir tek saati, hoş ve ulvî, nurânî ve fâideli bir nevi talimat-ı Rabbaniyeyi bizden istedi. Biz tembellik edip o namazı ve niyazı yerine getirmedik. O tek saati diğer saatlere katarak zayi ettik. Cenâb-ı Hak, onun kefareti olarak, beş sene talim ve talimat ve koşturmakla bize bir nevi namaz kıldırdı” demiştim.
Sonra ayıldım, düşündüm, anladım ki o rüya-i hayaliyede pek mühim bir hakikat vardır...
HÂŞİYE-1: Yani her sene taze verdiği buğday gibi mallardan onda bir.
HÂŞİYE-2: Yani eskiden verdiği kırktan ki her senede galiben ve lâakal rıbh-i ticarî ve nesl-i hayvanî cihetiyle, o kırktan taze olarak on adet verir.
Mektubat, Yirmi İkinci Mektub - İkinci Mebhas, s. 321