"Esmâ-i İlâhiyeyi tezyif", tahkir gibi ifadeleri nasıl anlayabiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kâinat dediğimiz şey, Allah’ın isimlerinin tecellileridir. Onun basit görmek, onda tecelli eden esmâyı düşünmemek tezyif, tahkirdir.

Mevcudâta, mevcudat adına bakmak, tesâdüfe vermek ve mânasız görmek bir tahkirdir. Zirâ, mevcudatın kıymeti isim ve sıfatlara bakan yüzdedir. Mevcudatı tahkir etmek, Esmâ-i İlâhi'yeyi tahkir etmektir.

Temsilde hata olmasın; bir çocuğu babasından başkasına nisbet etmek yalnız çocuğa değil, babasına da hakaret olduğu gibi, eşyaya küfür nazarıyla bakmak, sahipsiz görmek veya tesadüfe havale etmek de onlarda tecelli eden esmâyı tahkir etmektir.

Yirmi Üçüncü Söz’de küfrün büyük bir seyyie ve azim bir tahrib olduğu üç ayrı cihetiyle nazara veriliyor:

“Küfür bir fenalıktır, bir tahribtir, bir adem-i tasdiktir. Fakat o tek seyyie, bütün kâinatın tahkirini ve bütün esmâ-i İlâhiyenin tezyifini, bütün insaniyetin terzilini tazammun eder.” (Sözler)

Küfrün kâinatı tahkir olduğu bu derste şöyle ifade ediliyor: Şu mektubât-ı Samedâniye derecesinde ve kıymetinde olan kâinatı mânâsız, gayesiz bir derekeye düşürdüğü için, bütün kâinata karşı bir tahkir olduğu gibi,…”

Üstadımız “İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi,…” buyuruyor. Buna göre bir insan herhangi bir günah veya isyana girdiğinde bu menfi hareketini bütün bir kâinatın yardımıyla yapıyor. Meselâ kumar oynuyorsa bedenindeki bütün organlardan yer küresine, havaya, güneşe kadar her şey onun bu işine yardımcı olmuş oluyor. Bu ise kâinata büyük bir hakarettir.

Bütün varlık âlemi esmâ-i İlahiyenin tecellileri olduğundan kâinatın tahkiri, bütün esmâ-i İlâhiyenin tezyifini netice verir. İnsan bütün esmâya mazhar olduğundan böyle şerefli bir mahlûku küfür bataklığına düşürmek büyük bir cinayettir.

Küfrün, mahlûkatın hukukuna bir tecavüz olduğu konusunda şu maddeleri arz etmekte fayda görüyoruz:

a. Bazen büyük bir devletin küçük bir elçisini hiçe saymak, gönderdiği mektubu yırtmak savaş sebebi olabilir. Bu noktada elçinin ve mektubun küçüklüğüne değil, yapılan hareketin büyüklüğüne bakılır. İnkârcılığı meslek edinen kâfir de, Allah’ın elçisi olan Hz. Muhammed’i (sav.) ve Allah’ın fermanı olan Kur’an’ı hiçe saydığı için büyük bir cinayet işlemiştir. Bunun da cezası ebedî cehennemdir.

b. Her şey kendine mahsus bir lisanla: “Allah vardır, birdir, her şeyin sahibidir, bizler de Onun mahlukları, Onun mektuplarıyız.” derken, kâfir bu hakikati inkâr etmekle bütün varlık alemini yalancılıkla itham etmektedir.

c. Ağzından çıkan bir kelimeye bile mânâsız denilmesine kızan insan, bütün kâinata “mânâsız” demekle, sanatkârının hukukuna büyük bir tecavüz etmiş olmaz mı?

d. Bütün mahlûkat Allah’ın birer memurudurlar. Kâfir ise onları memuriyet makamından indirip, vazifesizlikle ve gayesizlikle itham eder.

İşte Cenâb-ı Hak, mahlûkatının hukukuna yapılan bu tecavüzlere karşı kâfiri ebedî cehennem hapsine mahkûm eder.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...