"Arzın evvel-i hilkatine bakıyoruz ki, mayi haline gelen bir madde-i seyyaleden taş ve taştan toprak halk edilmiş. Mayi kalsaydı, kabil-i sükna olmazdı." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Evet, arzın evvel-i hilkatine bakıyoruz ki, mayi haline gelen bir madde-i seyyâleden taş, ve taştan toprak halk edilmiş. Mayi kalsaydı, kabil-i süknâ olmazdı. O mayi taş olduktan sonra demir gibi sert olsaydı, kabil-i istifade olmazdı. Elbette buna bu vaziyeti veren, yerin sekenelerinin hacetlerini gören bir Sâni-i Hakîm'in hikmetidir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi İkinci Pencere)
Dünyanın Güneş'ten kopmuş bir ateş kütlesi olduğu bilinmektedir. Bu kütlenin soğuma safhalarından birincisi onun nardan bir sıvıya dönüşmesidir. Daha sonra safhalar hâlinde o kütle sertleşmiş, taşlaşmış, üzerine toprak serilmiş ve büyük kısmı okyanuslar ve denizler olarak mayi hâlinin bir başka türlüsünü daha doğrusu zıt bir şeklini sergilemiştir...
Son noktaya geldiğimizde yeryüzü, denizinde balıkların, ormanında ceylanların, şehirlerde insanların yaşadığı bir hayat merkezi hâline gelmiştir. Güneş'in muhteşem bir hidrojen deposu olduğu biliniyor; onun tam zıddı olan oksijeni bu dünyaya kim getirdi?
- Ve bu iki zıt kutbu birleştirerek hayatın kaynağı olan suyu kim yarattı?
- Dünyamızı atmosferle kim kuşattı?
- Dünyaya gelen bu misafirlere gözü, kulağı, eli, ayağı, kanadı, tırnağı, mideyi ciğeri kim ihsan etti?
Bütün bu suallerin cevabı şu âyet-i kerimede veriliyor:
“Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.” (Hicr, 15/21)
Allah’ın her ismi bir hazine. Ve her şey o hazineden belli bir ölçü ile hassas bir mizan ile muayyen miktarlarda indiriliyor.
"Elbette buna bu vaziyeti veren, yerin sekenelerinin hâcetlerini gören bir Sâni-i Hakîmin hikmetidir."
Bütün hayvanlar ve bir cihetle de bütün bitkiler yerin sakinleridir. Ve bu yerküremiz bu sakinlerin yaşamasına en uygun bir şekilde yaratılmıştır. Kendimizi misal alarak konuşalım:
İnsanlar henüz yaratılmadan onların gözlerine ışık verecek Güneş yaratılmış ve onun dünyaya ulaşan ışığı insanın ihtiyacına göre ayarlanmıştı. Mideler henüz yaratılmadan rızıklar yaratılmış ve tam insanın midesinin hazmedeceği şekilde tanzim edilmişti. Akciğer yok iken hava yaratılmış ve insanın kanını temizleme kabiliyetiyle donatılmıştı.
Misaller artırılabilir.
Eğer dünya sıvı olarak kalsa idi, canlıların meskeni olamazdı. Taş ve toprak olduktan sonra şayet demir ve çelik gibi sert olsa idi, insanların hayatı için yine elverişli olamazdı. Dünya öyle bir ayarlanmış ki, ne yumuşak ne de sert. Bu da ancak insanların ihtiyacını ve hayat şartlarını bilen birisi tarafından verilebilir. Kör ve sağır tabiatın bu ihtiyacı bilip ona göre ayarlaması elbette düşünülemez, denilerek Allah’ın varlığı ve birliği ispat ediliyor.
Toprak tabakası sanki dünyanın direği olan dağların üstüne atılmış bir çadır gibidir. Zelzeleler, dağların kraterlerinden nefes alması ile sükûnet buluyor, içindeki zararlı gazlar dışarı atılıyor. Böylece zeminin hayata hizmeti dengelenmiş ve sağlama alınmış oluyor.
Ayrıca toprağın altı ve dağlar hazine yatağı gibidir. İnsana lazım olan bütün madenler bu ikisi içinde istif edilmiş. Aynı zamanda dağlar, havanın içindeki zararlı gazları tarayan ve temizleyen bir filtre gibidir. Bütün bu hikmetler düşünüldüğünde Allah’ın varlığı ve birliği ve hususi şefkati Güneş gibi parlar ve aklı olana tevhidi ispat eder.
Metinde geçen Arabî ibarenin manası:
“Her şeyin melekûtu (iç yüzü, hükümranlığı, tasarrufu) elinde olan Allah’a iman ettim.”
Bu ibarenin kaynağı olan Yâsîn Suresi 83. ayet-i kerimenin meali şöyledir:
“Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir! Siz yalnız ona döndürüleceksiniz.”
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Kābil (قابل) → “Kabul eden, elverişli olan.”
Süknâ (سُكْنَى) → “Oturmak, yerleşmek, sakin olmak.” (masdar)
Kabil-i süknâ:oturmayı kabul etmeyen.
Burada arz için bahsedildiği için kabul edip etmemek mecazi anlam olur. Bu da elverişli değil anlamında kullanılır.
Yani arz mayi kalsaydı oturmaya elverişli olmazdı.
1. Yaratılışın düzeni: Hikmet sırasına göre
Allah, kâinatı insan için hazırlanmış bir misafirhane gibi düzenlemiştir.
Yani önce “ev”, sonra “misafir.”
Önce “rızık”, sonra “rızık yiyen.”
2. Kur’an’ın işaret ettiği yaratılış sırası
Kur’an-ı Kerîm’de insanın yaratılışından önce yeryüzünün hazırlanışı açıkça anlatılır:
> “Sizin için yeryüzünü döşek yaptı, orada size geçim vasıtaları yarattı.”
(Bakara, 22)
> “Yeri döşedi, oradan suyunu ve otlağını çıkardı.”
(Nâzi‘ât, 30–31)
Bu ayetlerin anlamı doğrudan işaret ediyor, yani nass var, inkarı küfre götürür. İnsan önce yaratıldı, sonra nimetler indi demek bu anlamda küfre götürür.
3. Bilimsel açıdan da bu sıra doğrulanıyor
Modern bilim de bunu destekliyor:
1. Bitkiler, insanlardan çok önce (yaklaşık 450 milyon yıl önce) yeryüzünde vardı.
Fotosentez sayesinde atmosferdeki oksijeni ürettiler.
Böylece insanlar ve hayvanlar için solunabilir hava oluştu.
2. Hayvanlar (balıklar, sürüngenler, kuşlar, memeliler) zamanla geldi.
Ekosistemi dengeledi, döngüleri tamamladı"
Açıklamanızın izahını yapay zeka böyle cevapladı. Bakara ve Nâzi‘ât için verilen ayetlerin de yeryüzünü döşek(somut) yapması, Kabil-i süknâ(soyut) yani insan için yaşanabilir bir yer haline getirmesi olduğu, buradan yeryüzünde nimetlerin, rızkların insanların yaratılmadan önce hazırlandığını ayet nassıyla gösteriyor Kabili süknâ ile döşek burada aynı manada dır, fark detaydadır.
Bir ev düşünün.
· "Kabili süknâ" demek, "Bu ev yaşanabilir bir evdir." demektir. (Nitelik/Sonuç)
· "Döşek yapmak" demek, "O eve taşınmadan önce, sana rahat edesin diye yatağını yapmak, yastığını koymak, ısıyı ayarlamak, suyu getirmek..." gibi hazırlık eylemlerinin tümüdür. (Fiil/Süreç)
Çünkü ayette geçen firaş; yani döşek, yatak anlamı taşıdığı gibi ve bu yatak, döşek anlamına göre daha dardır mecazdır yatak odasındaki yatak kasıt değildir, daha ziyade yaşam alanıdır ve bu anlam:
1. Konfor ve Huzur: Yatak, insanın en çok dinlendiği, kendini güvende hissettiği, huzur bulduğu yerdir. Dünya da Allah tarafından insanoğlu için öyle bir yer kılınmıştır. Yerçekimi, atmosfer, su döngüsü, mevsimler... Her şeyiyle üzerinde "huzurla yaşayalım" diye döşenmiştir.
2. Hazır Oluş: Bir yatak, yatmaya hazırdır. Üzerinde uyumak için ekstra bir çaba gerekmez. Aynı şekilde, dünya da yaşamak için biz gelmeden önce hazırlanmıştır. Havası, suyu, toprağı, bitkileriyle... Her şey "döşenmiş" ve insanın hizmetine sunulmuştur.İnsan bu nimetlerden yaralandıktan sonra huzurla yatabilir. Bu mana da yeryüzü yataktır.
Bu anlamda sıkıntı var mı?