Evladın anne babaya itaati hususunda -baba ve anne hizmetten habersiz ise de- dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
Değerli Kardeşimiz;
Dinimiz anne baba hukukuna büyük bir ehemmiyet vermiş ve onların isteklerini yerine getirmeyi evladın en mühim bir vazifesi olarak görmüştür. Bu nedenle anne ve babanın meşru arzu ve isteklerini yerine getirmeye gayret göstermemiz gerekir.
Anne ve babamız yaşlandıkları zaman, onlara bakmak ve onların hatırlarını kıracak hareket ve davranışlardan kaçınmak gerekir. Anne babaya isyanın büyük günahlar sınıfından sayılmasının esas noktası; onların zayıf ve bakıma muhtaç oldukları bir durumda, onları terk edip, hizmetlerini görmemek ve hürmetsizlik etmektir.
Müslüman olan bir anne baba ne kadar günahkâr olursa olsun onlara hürmette kusur etmemek, maddî ve manevî ihtiyaçlarını temin etmek lazımdır. İtaat etmek ayrıdır, isyan etmemek ayrıdır. Allah-u Teâlâ’ya isyan olmadıkça anne-babaya mutlak itaat emredilmiştir. Allah’ın emirlerine aykırı olan isteklerine ise uyulmaz. Ama isyan da edilmez. Bu istekleri yerine getirilmez ve sessiz kalınır ve hürmet göstermeğe devam edilir.
Ana-baba evlâda haksızlık yapsalar ve ona zulmetseler bile, yine de evlat, onları üzmemeye, küstürmemeye çalışmalıdır. Ana-baba kötü bile olsa, yine onlarla iyi geçinmeli, ziyaretlerine gidilmeli, hiç olmazsa bazı vesilelerle hatırları sorulmalıdır. Onların günah olan emirleri yapılmaz ama, yine de onları üzücü söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır. Anne baba evladına Allah’a isyan etmesini, O’nun emirlerine karşı gelmesini, dinimizin yasakladığı şeyleri yapmasını isterlerse o zaman onlara itaat edilmez. Çünkü Allah’ın emirleri anne babanın hakkından önde gelir. Meşru olmayan isteklerini yapmadığımızdan dolayı mesul olmadığımız gibi, “Hakkımı helal etmem!..” derse de bu sözü dikkate alınmaz.
Kalpleri çeviren Allah’tır. Ona iltica etmek gerekir. Çocukların anne babalarına gösterdikleri bu saygı, sevgi ve hürmet onların kalplerinin yumuşamasına yol açabilirler. Hedef ve gaye onları kazanmak olmalıdır.
Anne ve baba dine muhalif bir şey teklif ederlerse onlara itaat edilmez lakin burada da onların kalbini kırmadan müsbet hareket etmek ve yumuşak huyluluk göstermek esastır.
Esma Binti Ebi Bekr (radiyallahû anha) anlatıyor:
"Henüz müşrik olan annem yanıma geldi. Nasıl davranmam gerekeceği hususunda Hz. Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam)'den sorarak:
'Annem yanıma geldi, benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?' dedim.
'Evet, ona gereken hürmeti göster.' dedi." (Süyûtî, el-Câmiu's-Sağîr, 3642; el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:335; el-Elbânî, Sahîhu'l-Câmii's-Sağîr ve Ziyâdetuhu)
Hadiste zikri geçen, Esma'nın annesi hakkında birçok münakaşalar var. Bizim için hadisin ifade ettiği ahkâm mühimdir. Anne ve baba kâfir olsa bile onlara karşı insanî vazifelerimizi, evlatlık alâka ve hürmetini göstermek gerektiği anlaşılmaktadır. Hatta bu hadisten "kâfir bile olsa anne ve babaya nafaka vermenin vacib olduğu" hükmü çıkarılmıştır. Kâfir bile olsa anne ve babaya karşı hürmet etmek ve nafaka vermek meselesinin ehemmiyeti şuradan anlaşılmaktadır ki, yukarıdaki hadis üzerine vahiy gelmiş ve mesele Kur'an-ı Kerîm'de hükme bağlanmıştır.
"Sizinle din hususunda muharebe etmemiş, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış olanlara iyilik, onlara adaletle muamele etmenizden Allah sizi menetmez. Çünkü Allah, adalet yapanları sever." (Müntehine Suresi, 60/8)
Müşrik bile olsa anne ve babaya hürmet hususunda şu ayet daha açıktır:
“Eğer onlar (ebeveyn) sence ilimde (yeni) olmadık herhangi bir şeyi bana eş tutman üzerinde seni zorlarlarsa, kendilerine itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana dönenlerin yoluna uy…" (Lokman Suresi, 31/15)
Bu izahlara göre Müslüman olan bir anne baba ne kadar günahkâr olursa olsun, onlara hürmette kusur etmemek lazım geldiği kendiliğinden anlaşılır. İtaat etmek ayrıdır, isyan etmemek ayrıdır. Allah Teâlâ’ya isyan olmadıkça anne-babaya mutlak itaat emredilmiştir. O halde Allah’ın emrine aykırı olmayan her isteklerini yerine getirmek gerekir; Allah’ın emirlerine aykırı olan isteklerine ise uyulmaz. Ama isyan da edilmez. Bu istekleri yerine getirilmez ve sessiz kalınır. Saygı devam eder. Bir ayette şöyle buyrulur:
“Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.” (Ankebut Suresi, 29/8)
Peygamber Efendimiz (asm.) de şöyle buyururlar: “Allah’a isyan olan yerde, (ana baba da olsa) mahlûka itaat edilmez.”
Evet, “Hakk’ın hatırı âlidir, hiçbir şeye feda edilmez...”
Sa’d b. Ebi Vakkas, annesine hürmet ve itaat eden biri idi. Müslüman olunca, annesi ona: “Ey Sa’d! Bu yaptığın nedir? Ya sen bu yeni dinini bırakırsın ya da ben yemem, içmem ve sonunda ölürüm. Sen de benim yüzümden; 'anasının katili', diye ayıplanırsın” dedi.
Sa’d bin Ebi Vakkas: “Anneciğim böyle yapma. İyi bil ki, ben bu dini bırakmam” diye cevap verdi. Böylece iki gün iki gece bekledi. Annesi ne yedi ne içti. Bunun üzerine Sa’d bin Ebi Vakkas tekrar ona şöyle dedi: “Vallahi anne, iyi bil ki, senin yüz canın olsa, bunlar birer birer çıksalar, ben yine de dinimden dönmem. İster ye ister yeme. Artık sen bilirsin” dedi. Oğlunun bu kararlılığı karşısında annesi direnmekten vazgeçti.
Aynı şekilde; anne ve baba iman hizmetine mâni oluyorlar ve istemiyorlar ise; kırmadan ve dökmeden yine hizmete devam etmek esastır. Yoksa nasıl olsa ben haklıyım ve hak yolundayım deyip, onlara sert davranmak ve incitmek doğru bir yaklaşım olmaz. Bu hususta ne onları kırıp inciteceğiz ne de onlara itaat edeceğiz, böyle hassas ve latif bir siyaset takip etmemiz gerekir.
Evladın, maddî ve dünyevî hususlarda anne ve babaya mutlak itaat etmesi gerekir. Dünyanın menfaatleri yüzünden onlara hürmetsizlik ve itaatsizlik etmek, onları kırıp incitmek, çok çirkin ve kötü bir haslettir. Bu zamanda sırf dünya hayatında daha rahat edebilme gayesi ile anne ve babalarını huzurevlerine bırakan ve onlara bakmayanlar, insan suretinde canavar bozmalarıdır, insanlıktan nasibi olmayan zararlı hayvanlardırlar. Üstad bu konuyu, Yirmi Birinci Mektub'ta gayet güzel ve tafsilatlı bir şekilde izah ediyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Zamana göre değişen şartlar var tabii ki. Mesela, rahmetli Nafiz abi, medrese hizmeti görürken umreye gidecekler varmış. Abdullah Yeğin abi demiş ki, gidersiniz, yaşınız genç. Bu kardeşimizin bu hizmeti, o denli hayırlı olabilir. İmana sahip çıkın demiş. Tahiri abinin de bir akrabası hac organizasyonu ile ilgilendiği zaman Üstad müsade etmemiş. Diğer taraftan Müslüman olsa da kendini ancak hacda tam anlamıyla bulanlar da var. Şimdi ise abiler ele geçen fırsatın değerlendirmesini tavsiye ettiler. Ben de o yönlü hareket ettim ve hayrını gördüm. Bununla beraber zamana göre değişmeyen hususlar da var. Mesela, Üstadın dünyamın yarısı dediği valide vefat etmesi ve içtimai hayattan ayrılması sonucu Hüsrev abiyi bir taraftan teselli, diğer taraftan ise tebrik ediyor belki. Atıf abiye de, hayat-ı dünya ve içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamayı emrediyor. Şener Dilek abi diyor ki, her nur talebesi, bir sahabenin meşrebini taşıyor. Aynı karakter Asr-ı Saadet'de vardı. Tenasüh yani reenkarnasyon iddia edenlerin de aslında farkına varmadan isnat ettikleri hakikat bu. İmam Rabbani'nin mektubu Üstada hitap etmesi gibi, Üstad da, saff-ı evvel nur talebelerinin meşrebini taşıyan bizleri muhatap alıyor. Hüsrev ve Atıf abilerin karakteristiğini taşıyan kimseler için halen geçerli aynı hususlar. Şu var ki, ulaşım ve iletişim imkanları arttığı için, hem ziyaret ile anne baba hakkını gözetmek ve hem de hizmeti devam ettirmek mümkün artık