"Fakat nasıl sen Güneş'e yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun. Fakat Güneş'in ziyası, Güneş'in aksini, cilvesini senin ayinen vasıtasıyla senin eline verir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Ayet-i kerimede haber verildiği gibi, Cenab-ı Hak bize şah damarımızdan daha yakındır. İlim sıfatıyla hücrelerimize, atomlarımıza karar her şeyimizi bilmekte, kudret sıfatıyla her işimizi görmektedir. Biz ise ondan “nihayet derecede uzağız.” Yani aklımız onun mukaddes zatının ve sıfatlarının mahiyetini bilmekten çok uzaktır. Biz ancak esma tecellileri olan mahlukat âleminde nazarımızı ve fikrimizi dolaştırabiliriz.
Cenab-ı Hak, maddeden ve mekândan münezzeh olduğundan, onun mahlukata yakınlığı ve mahlukatın ondan uzaklığı mesafe olarak değildir. Bizim ondan uzaklığımız iki şekilde anlaşılabilir:
Birisi; biz onun kemalini idrakten çok uzağız. Sadece ilahi sıfatlardan bir örnek verecek olursak; Allah’ın kudreti sonsuzdur; biz sınırlı kudretimizle onun kudretinin sonsuzluğunu anlamaktan çok uzağız.
Diğer mana: Bizim varlığımız "mümkin", Allah’ın varlığı ise "vacip"tir.
Mümkinin mahiyeti vacibin mahiyetinden çok uzaktır; hiçbir cihetle benzerlikleri, yakınlıkları yoktur.
Okuduğunuz kitaba bir sinek konsa, o sinek zahirde kitabın içindedir, ama hakikatte kitaptaki manaları anlamaktan çok uzaktır. İnsan da kâinat kitabının arz sayfası üzerinde küçük bir canlı gibidir. İlim, hikmet, kudret, azamet gibi nice muhteşem manalarla dolu olan bu kitabı yazan Cenâb-ı Hakk’ın zatını idrak edemez. Ama Cenab-ı Hak bize bizden yakındır. Bizi bildiği ve yarattığı gibi, bizde tasarruf etmekte ve bütün ihtiyacımızı görmektedir. Zahirimiz de onun elinde batınımız da. Saçımız zahir, kanımız batın kabul edilirse, saçımızı uzatan da o, kanımızı deveran ettiren de.
Allah zatı itibari ile değil, isim ve sıfatları ciheti ile her şeyin yanında hazır ve nazırdır.
On Altıncı Söz'deki Güneş misali bu büyük hakikati akla yakınlaştırmaktadır. Güneş zatı itibarı ile bizden çok uzak olmasına rağmen, ısısı ve ışığı ile göz bebeğimizin içine kadar girmektedir.
Besmelenin Allah’ın rahmet hazinesinin anahtarı olmasında şöyle latif bir nükte vardır:
Sonsuz kibriya sahibi olan Allah ile insan arasındaki münasebetin sebebi, Allah’ın sonsuz merhamet ve şefkatidir. Yani nihayetsiz zillet ve hakaret içinde olan insanı Allah’a muhatap ve dost yapan sır onun rahmetidir. Öyle ise insanı Allah’a yaklaştıracak ve dost kılacak en kısa yol o ilahi rahmete karşı şükür vazifesini salih amel ile yerine getirmesidir.
"Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de onu bil, hürmetle bildiğini bildir." (Lem’alar, 14. Lem’a, İkinci Makam)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü