"Fasık-ı mahrum bulmaz ne lezzet ve ne necat." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Avrupa muhabbeti gayr-ı meşru muhabbet, hem taklit ve hem ülfet.
Âkıbeti mükâfat: mahbubun gaddârâne adaveti, cinâyat.
Fâsık-ı mahrum bulmaz ne lezzet ve ne necat."
(Sözler, Lemeât, Gayr-ı meşru tarik, zıdd-ı maksuda gider)

Avrupa'nın müspet değil menfi olan sefih, ahlaksız medeniyetine meftun olup onu körü körüne taklit edenler için neticede elde edilen şey, onların acımasız, merhametsiz sömürü ve zulmüdür.

Osmanlının Avrupa'ya gönderdiği Jön Türkler onların müspet gelişmelerini yani terakki ve teknolojisini almak yerine onların sefih, dinsiz ve ahlaksız cihetlerini aldılar. Onları çağdaşlık ve medeniyet diye sahiplendiler. Neticesinde Avrupa’nın o zalim devletleri Osmanlıyı yıktılar. Vatan topraklarını işgal edip gerçek emperyal yüzlerini gösterdiler.

Onlara duyulan körü körüne saygı ve sevginin neticesi gaddârâne bir adâvet, cinâyet oldu.

“Fasık-ı mahrum bulmaz ne lezzet ve ne necat.” Bediüzzaman Hazretlerinin dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan, nefsinin peşinde koşarak günaha dalan insanların hem dünyada gerçek lezzeti bulamayacağını hem de ahirette kurtuluşa (necat) eremeyeceğini vurguladığı derin bir hakikati özetler.

Dünyada Lezzeti Bulamaz: Günahlar, insana geçici bir zevk verse de sonunda pişmanlık ve vicdan azabı getirir. Kalp ve ruh, Allah’ı zikretmek için yaratılmıştır. Eğer bir insan kalbini ve ruhunu günahlarla karartırsa, o kişi nefsini tatmin etmek isterken gerçek mutluluktan uzaklaşır. Yani dünya hayatında ne huzur bulabilir ne de lezzetli bir yaşam sürebilir.

Ahirette Kurtuluş Bulamaz: Ahiret hayatı, bu dünyadaki amellere göre şekillenir. Fasık bir insan, eğer günahlarına tövbe etmezse ve Allah’ın rızasına uygun bir hayat sürmezse, ahirette de cennet nimetlerinden mahrum kalır. Çünkü Allah’ın kurtuluş vaadi, onun emirlerine uyan, tövbe eden ve ibadet eden kullarına yöneliktir.

Burada ise "fasık-ı mahrum" ifadesi biraz daha özelde değerlendirmek icab eder. Yani Avrupa'nın sefih ve menfi yönünü körü körüne taklit eden Batı hayranlarıdır. Bunlar bu hayranlığının neticesi ve karşılığında ne bir lezzet ne bir necat bulabildi. Avrupa sömürgesine giren yerler bir daha iflah olmadı Afrika ve Hindistan gibi.

"Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum."

"Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalalete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum." (Lem'alar, 17. Lem'a, Beşinci Nota)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...