Fatiha suresinde geçen dua ayetleri, Allah canibinden yazılmamıştır. Allah, siz bana böyle dua edin de dememiştir? Kur'an'daki dualar, insan sözü olduğuna delil değil midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Arap edebiyatı uzmanlarının dost ve düşmanlarının da itirafıyla, Kur'an baştanbaşa İ'caz dediğimiz mucizelik esasına göre gönderildiği gösteriyor ki, onda insan kelamının zerresi karışmamıştır. Ayette bu mesele hakkında kendine güvenen Arap müşriklerine karşı açık bir şekilde şöyle meydan okunmaktadır:

وَاِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِه۪ۖ وَادْعُوا شُهَدَٓاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

"Eğer kulumuza (Muhammede) indirdiğimizden (Kur'ândan) şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sure getirin, Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz." (Bakara, 2/23)

Kur’an’ın beşerî bir üslup ile nazil olmasına tenezzülat-ı İlahi deniliyor.

Tenezzülat-ı İlahi, Allah’ın, kullarının seviyesine göre hitap edip konuşması demektir. Allah’ın insanı kendine muhatap alıp konuşması ve ona anlayacağı dilden hitap etmesi rahmetinin bir tezahürüdür. Yoksa Hz. Musa’ya (a.s) Turu Sina'da hitap ettiği gibi hitap etse idi, insanlık tahammül edip altından kalkamazdı.

Allah’ın tenezzülat-ı İlahi olarak konuşması vahiy ve ilham olmak üzere iki türlüdür. Vahiy peygamberler vasıtası ile umumi bir hitabıdır. İlham ise her mahlûku ile hususi bir konuşmasıdır. Bu iki tür konuşması da tenezzülat-ı İlahidir. Allah şayet kendine ait ilahi hitabı ile konuşsa, şu maddî âlemin ölçüleri o konuşmayı tartamaz ve tahammül edemezdi. Burada da rahmet ve hikmetin tecelli ettiği, çok zahir olarak anlaşılıyor.

Bu yüzden, biz insanlar da karşımızdaki muhatabın seviyene ve anlayışına göre tebliğ ve hitapta bulunmalıyız.

Risale-i Nur'da bu husus şöyle izah ediliyor:

"Hissiyatı bu merkezde olan avam-ı nasa yapılan irşatlarda, belagat ve irşadın iktizasınca, avamın fehimlerine müraat, hissiyatına ihtiram, fikirlerine ve akıllarına göre yürümek lazımdır. Nasıl ki bir çocukla konuşan, kendisini çocuklaştırır ve çocuklar gibi çat-pat ederek konuşur ki, çocuk anlayabilsin. Avam-ı nasın fehimlerine göre ifade edilen Kur'an-ı Kerimin ince hakikatleri, اَلتَّنَزُّلاَتُ اْلاِلـهِيَّةُ اِلٰى عُقُولِ الْبَشَرِ ile anılmaktadır. Yani, insanların fehimlerine göre Cenab-ı Hakk'ın hitabatında yaptığı bu tenezzülat-ı İlahiye, insanların zihinlerini hakaikten tenfir edip kaçırtmamak için İlahi bir okşamadır. Bunun için, müteşabihat denilen Kur'an-ı Kerim'in üslupları, hakikatlere geçmek için ve en derin incelikleri görmek için, avam-ı nasın gözüne bir dürbün veya numaralı birer gözlüktür."

"Bu sırra binaendir ki, büleğa, büyük bir ölçüde ince hakikatleri tasavvur ve dağınık manaları tasvir ve ifade için istiare ve teşbihlere müracaat ediyorlar. Müteşabihat dahi ince ve müşkil istiarelerin bir kısmıdır. Zira müteşabihat, ince hakikatlere suretlerdir." (İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi, 23-24. Ayetlerin Tefsiri.)

Yukarıda Üstad Hazretlerinin ibarelerinden de anlaşılacağı üzere, Kur'an’ın muhatap kitlesi hem insan hem de insanlar içinde avamlar olduğu için, üslup da muhatabın seviyesine göre oluyor. Kur'an-ı Kerim’in üslubu şayet yüksek ve azametli olsa idi, insanların çoğunluğu onu anlamayıp inkâr edeceklerdi. Allah rahmet ve şefkatinden dolayı kelamını insanların seviyesine tenezzül ederek göndermiştir. Bu yüzden, üslupta insanın üslubu hâkimdir, bunda yadırganacak bir durum yoktur.

Hem Allah, peygamberlerin dualarını bize misal dua olarak takdim ediyor. Kur'an aynı zamanda bir dua ve zikir kitabıdır. Peygamberler ve duaları bize "üsvetünhasenetün”, yani güzel bir misaldir.

Bu gerçek ayette şöyle ifade ediliyor:

"Şanım hakkı için muhakkak ki size Resulullahda pek güzel bir örnek vardır; Allah'a ve son güne ümid besler olup da Allah'ı çok zikreyleyen kimseler için." (Ahzab, 33/21)

Bunun yanında Kur’an’a i’câz takıldığı için insanların onu taklit etmesi mümkün ve kabil değildir. Yani bütün insanlık bir araya gelse, Kur’an’ın bir suresini hatta bir ayetini taklit edemezler. Bu da onun Allah kelamı olduğunun en büyük vesikasıdır. Bu hususun detayı hakkında sitemizden faydalanabilirsiniz.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Kuran çok insanca mı?

- Kuran’ın insan kelamı olması aklen imkânsız mıdır?

- Kuran-ı Kerim'in Allah kelamı olduğunun delilleri nelerdir?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 8.478
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

kandil
Fatihada ve Kurandaki buna benzer ifadelerde, o duadan önce gizli bir "قُلْ (de ki, söyle ki)" kelimesi vardır.Buna Arapçada mukadder (takdiri) denir.Mesela Fatihanın ilk ayetinde "Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah içindir." diyor.Halbuki Kuran Allah tarafından indirildiğine göre "Hamd benim içindir." denmesi lazımdı denilirse, Arapça edebiyat kuralı olarak "Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah içindir." den önce mukadder (gizli) bir "De ki" bulunur.Yani:"De ki:Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah içindir." İşaratül İcazda bu meselenin izahı vardır: "قُلْkelimesi, Kur'anın çok yerlerinde mezkûr veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadder olan قُلْ kelimelerine esas olmak üzere بِسْمِ اللّٰهِ dan evvel قُلْ kelimesi mukadderdir. Yani, "Ya Muhammed! Bu cümleyi insanlara söyle ve talim et." Demek besmelede İlahî ve zımnî bir emir var.(İşarat-ül İ'caz ) Yani Besmeleyi de Allah inzal ettiğine göre "Benim ismimle" denmesi lazımdı diye sorulabilir.Cenab-ı Hak "Allahın adıyla" diyor.Fakat burada "Bismillah"dan önce mukadder bir "De ki" vardır.Cenab-ı Hak bize ders vermek için " بِسْمِ اللّٰهِ dan evvel قُلْ kelimesi mukadderdir." Yani Besmeleden evvel gizli bir "De ki, söyle ki, öğret ki" kelimesi mevcuttur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...