On Birinci Nota'yı izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bil ki, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın ifadesinde çok şefkat ve merhamet var. Çünkü, muhatapların ekserîsi, cumhur-u avamdır. Onların zihinleri basittir. Nazarları dahi dakik şeyleri görmediğinden, onların besâtet-i efkârını okşamak için, tekrarla, semâvat ve arzın yüzlerine yazılan âyetleri tekrar ediyor, o büyük harfleri kolaylıkla okutturuyor. Meselâ, semâvat ve arzın hilkati ve semâdan yağmurun yağdırılması ve arzın dirilmesi gibi bilbedâhe okunan ve görünen âyetleri ders veriyor. O huruf-u kebîre içinde küçük harflerle yazılan ince âyâta nazarı nadiren çevirir, tâ zahmet çekmesinler."(1)

Tenezzülat-ı ilâhîye; Cenab-ı Hakk'ın kelâmiyle, kullarının anlayış seviyelerine göre konuşması ve derin hakîkatleri onların anlayabilecekleri ifadelerle beyan etmesidir.

İşte Cenab-ı Hak o azametiyle birlikte, insanların seviyesine münasip bir şekilde onlara hitap eder. Derin mânâları teşbihler, temsiller ve kıssalarla anlaşılır hale getirir, cihan-şümul saadet düsturlarını hem avam hem de havassa bildirir.

Burada, “Peygamberimizin her hâli mucize olsaydı ne olurdu?” suali hatıra geliyor. Öyle olsaydı insanlara rehber ve muallim olamazdı. Aynı şekilde, Kur’ân-ı Kerim de, Üstat hazretlerinin; “tenezzülat-ı İlâhîye” tabir ettiği, insanların anlayışına uygun bir üslupla değil de, Hazret-i Musa'ya Tur-i Sina'da yapılan hitap gibi nazil olsaydı, insanlara “mürşid, rehber ve muallim” olamazdı. Kur’ân, Allah'ı tanımamız ve bizden arzularını anlamamız için inzal edilmiştir ve bu inzal bir tenezzülat-ı İlâhîyedir.

"Kur'ân-ı Hakîm, ehl-i şuura imamdır, cin ve inse mürşiddir, ehl-i kemâle rehberdir, ehl-i hakikate muallimdir. Öyleyse, beşerin muhaverâtı ve üslûbu tarzında olmak, zarurî ve kat'îdir. Çünkü, cin ve ins münâcâtını ondan alıyor, duasını ondan öğreniyor, mesâilini onun lisanıyla zikrediyor, edeb-i muaşereti ondan taallüm ediyor, ve hâkezâ, herkes onu merci yapıyor. Öyleyse, eğer Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın Tûr-i Sina'da işittiği kelâmullah tarzında olsaydı, beşer bunu dinlemekte ve işitmekte tahammül edemezdi ve merci edemezdi. Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm gibi bir ulül'azm, ancak birkaç kelâmı işitmeye tahammül etmiştir."(2)

Muhatabın seviyesine ve anlayışına göre konuşmak bir zaruret ve bir ihtiyaçtır. Kur’ân’ın muhataplarının ekserisi avam tabakasından olması, elbette üslub ve beyanın buna göre olmasını iktiza eder. Eğer Allah insanların takatlerinin üstünde bir hitap ile konuşsa idi, hiçbir insan ona muhatab olamayacaktı. Ve asıl maksad olan irşad ve rehberlik vazifesi de vuku bulamayacaktı. Bu sebeple Allah, rahmet ve hikmeti icabı olarak, insanların takatine ve seviyesine uygun bir şekilde hitap etmiştir.

Bu yüzden, biz de hitap ederken ve tebliğ yaparken karşımızdaki muhatabın seviyesine göre konuşmalıyız. Kelâmdan maksat, anlaşılmaması değil, anlaşılmasıdır. Risale-i Nur’larda bu mana ve metot temsil ve teşbih tarzı ile çok bariz bir şekilde görünüyor.

"Hem üslûb-u Kur'ânîde öyle bir cezâlet ve selâset ve fıtrîlik var ki, güya Kur'ân bir hafızdır, kudret kalemiyle kâinat sayfalarında yazılan âyâtı okuyor. Güya Kur'ân, kâinat kitabının kıraatidir ve nizâmâtının tilâvetidir ve Nakkaş-ı Ezelîsinin şuûnâtını okuyor ve fiillerini yazıyor."(3)

Netice olarak Kur’ân’ın herkesin anlayabileceği bir üslubu kullanması, muhatabına karşı ne kadar merhametli ve şefkatli olduğunu gösterdiği gibi, aynı zamanda tekrar ettiği ayetlerle de ne kadar mucizevi bir mübelliğ olduğunu gösteriyor. İnce ve anlaşılması zor meseleler yerine zahir ve herkesçe anlaşılabilecek meseleleri ders vermesi, pedagojik açıdan ne kadar eşsiz bir kitap olduğunu gösteriyor.

Dipnotlar:

(1) bk. On Yedinci Lem'a, On Birinci Nota.
(2) bk. Sözler, On Beşinci Sözün Zeyli
(3) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...