"Fenn-i sarfça nasıl ism-i fail masdardan yapılır; öyle de ünvanların ve isimlerin dahi masdarları ve menşeleri sıfatlardır." ifadesini örneklendirerek açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve son derece mükemmel ünvanlar, o fâilin son derece kemaldeki sıfatlarına delâlet eder. Çünkü, fenn-i sarfça, nasıl ism-i fâil masdardan yapılır. Öyle de, ünvanların ve isimlerin dahi masdarları ve menşeleri, sıfatlardır."(1)

Masdar, fiilin şahsa ve zamana bağlı olmayan şekline denir, yani fiil köküne denir: okumak, yazmak, kitabet ve kıraat gibi.

Hasıl-ı bilmasdar, hakiki müessirden hâsıl olan fiildir. Meselâ: Bir şeye vurmak, masdardır; o vurmaktan hâsıl olan ses çıkması, hâsıl-ı bilmasdırdır. Tüfek atarak bir adamı öldürmekte tüfek atmak fiili, masdar: adamın ölmesi ve tüfekten ses çıkması da hâsıl-ı bilmasdar'dır.

Sarf ilmine göre fail mastardan türetilir, hasıl-ı bilmastardan türetilemez.

“Öyle de ünvanların ve isimlerin dahi masdarları ve menşeleri, sıfatlardır.” cümlesinin izahı ise şöyledir:

Tabiat bir sanattır, sanatkar olamaz; bir fiildir, fail olamaz; bir edilgendir, etken olamaz; bir mistardır, mastar olamaz; vehmi bir kurgudur, hakikat ve gerçek olamaz...

Mistar ustanın sanatında kullandığı bir alettir, mastar ise işi yapan hakiki fail demektir. Şimdi binayı yapan usta meydanda dururken ustanın aletine işaretle "işte binanın mucidi bu" demek ahmaklığın en acaibi olur.

Tabiat ve esbap denilen şeyler olsa olsa Allah’ın sanatlarında bir alet bir araç bir bahane olabilir bundan fazlasını bunlara vermek akla aykırı bir durumdur.

"Okumak mastarı bu kitabı okudu." denilemez, "Ali bu kitabı okudu." denilir. Aynı şekilde "Yazmak mastarı bu kitabı yazdı." denilemez, "Ahmet bu kitabı yazdı." denilir.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, On Sekizinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...