"Fıtratın şehadeti sadıkadır. Fıtratta yalan yoktur; ne dediyse doğrudur..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Midenin acıkması, yemek yemenin bir ihtiyaç olduğunun en büyük bir isbatı ve şahididir. Yani midenin açlığı, yemek ve rızkın şahididir. Gözün görecek şekilde terbiye edilmesi ve görme kabiliyeti, şehadet âleminin isbatı ve şahididir. Burnun koklamaya kabil olması, kokular âleminin şahididir vs.
Kaysı çekirdeğinin fıtratı, yani plan ve programı, lisan-ı hâliyle; "Ben kaysı ağacı olacağım." der ve Allah’ın izni ile kaysı ağacı olur. Erik çekirdeği erik ağacı, karpuz çekirdeği de karpuz olacağını lisan-ı hâliyle söyler ve biiznillah öyle de olur.
İnsanın fıtratında da benzer durumlar vardır. Cenab-ı Hakk’ın insanın ruhuna koyduğu ebed arzusu, ahiretin ve ebedî bir âlemin varlığına en büyük delildir. Çünkü “Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.”
Kalbin bekaya muhabbet hissi ise, baki bir cemale işaret ediyor.
Her bir duygu, her bir latife ve her bir aza, ihtiyaç ve fıtrat lisanı ile bir âleme kati şahitlik ediyor.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Fıtrat Yalan Söylemez! (Video: Dr. B. SABAZ)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
“İki musaffâ cân” ifadesi mecazîdir.
Üstad burada “can” kelimesini mecaz anlamda kullanıyor.
Yani gerçekten “can taşıyan bir varlık” anlamında değil.
“Can” kelimesi burada canlılık, hareket, ruhî enerji, dirilik anlamındadır.
Musaffâ cân = saf ruhî kuvvet, canlı bir manevî yön.
Bunu, “bir fikrin canı vardır”, “bu sözün ruhu var” der gibi düşünebiliriz.
burada “can” kelimesi “hayat verici özellik” anlamında kullanılır.
Cezbe Allah’tandır — yani O’nun cazibesi, kulun kalbini kendine çeker.
İncizap ise kuldandır — yani o çekime karşılık verme, yönelme hâli.
Ancak Bediüzzaman burada “vicdan içindeki iki etkileşimi” anlatıyor.
Yani Allah’ın cezbesi insana ulaştığında, o ilâhî çekim, insanın iç dünyasında canlı bir etki hâline gelir.
O yüzden “can” deniyor — çünkü kalpte “hareket”, “dirilik”, “aşk”, “yaklaşma” başlıyor.