"Gençliğimiz, hak ve hakikatı öğreten malûmat ve en yüksek ahlâk istiyor." Zübeyir Gündüzalp Ağabey’in daktiloyla yazdığı bu forma hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Envar Neşriyat'ın Arşivinden sorumlu ağabeylerden aldığımız bu makaleyi aşağıya alıyoruz:

Zübeyr’in Mektubudur

Bu kısım, Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir genç şakirdi ve bir kahramanı olan Ziver kardeşimizin Ankara Dar-ül fünunundaki gençlere, Konya Nur Talebeleri namına yazıp gönderdiği bir konferanstır. Dar-ül fünundaki gençlere çok faide veren bu konferansda Nur’un has şakirdlerinin fıkralarının içine girmeğe hak kazanmış olmakla bu risaleye ilhak edilmiştir. (Said Nursî)

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Risale-i Nur’un dersiyle ve Aziz ve Kıymetli Üstadımız Bedîüzzaman’ın himmetiyle yazılabilen bu mektublar Risale-i Nur hakkında bir sohbettir. Tatlı ve zevkli bir konuşmadır. Kıymeti anlaşıldı demeye cesaret edemem. Ve böyle zan edilmesin. Çünkü Risale-i Nur'un yeni, kültürsüz, cahil ve en aciz bir okuyucusuyum. Bunun için beynelmilel şöhrete layık bir şaheserin kıymetini anlatmaya katiyyen cesaret edemez. Bu büyük şeref ancak Risale-i Nur'un münevver, âlim, fazıl, idrakli ve kavrayışlı takdirkâr okuyucularına has ve mahsustur.

Evet, matbuatımızda kitaplarımızda Kur’an-ı Kerim'in kıymetini anlatan tek bir yazı okumuştum. Sonra anladım ki Kur’an-ı Kerimi bizdeki ediplerden ziyade ecnebi büyükleri takdir ediyormuş. Amerika’da Beyaz Saray’da bütün dünyanın güneşi olan Kur’an-ı Kerim yeşil ipekliler arasında layık olduğu yüksek mevkiine konulmuştur. Mucitler, feylosoflar, doktorlar, hukukçular hatta psikologlar Kur’an-ı Kerimi esas tutarak yazılmış eserleri tetkik ediyorlar, faideleniyorlar. Mukaddes kitaptan aldıkları malumatla beynelmilel şöhret kazanıyorlar. En büyük ilim adamlarından müteşekkil bir heyet teşkil etmişler, gençlikleri için en büyük halaskar bir kitabı senelerle aramışlar. Nihayet gençliği en yüksek bir ahlak ile ahlaklandırmak ve dünyada açık fikirli ilim adamı yapmak için Kur’an-ı Kerimi okutuyorlarmış.

Bunları ayrı ayrı saymak çok uzun sürecek. İslamiyeti ve Kur’anı takdir eden yabancılar pek çoktur. Ben gibi kültürsüz birisi bunlardan ancak bir kaçını söyleyebilirim. Siz merak ederde öğrenmeye çalışırsanız Kur’anı takdir edip yabancıların faidelendiklerini göreceksiniz. Müslüman olmayan kimseler İslam kitabının kıymetini takdir edip istifade ederlerse... Uyanık Müslüman Türk gençliği daha fazla duramaz, uyuyamaz. Mabud-u zişanımız gençlerin bu içinden ulvi ve kudsi isteklerini yirminci asırda da yerine getirdi. Risale-i Nur gibi Kur’an-ı Kerim'in süzmesi olan eserleri nasip etti. Bunlar Kur’an-ı Kerim'den ayetler alınarak Kur’an-ı Kerim'in esasları dairesinde yazılmış eserlerdir. Eseri yazan Bedîüzzaman'dır. Yani bu asrın en üstün İslam alimidir. Bunu biz söylemiyoruz. Bütün ilim adamları müttefikan Bedîüzzaman denmeye layık bir şahsiyet olduğunu tasdik etmişlerdir. Peki amma ... bu kadar şöhret sahibi kudretli bir şahsiyeti herkes tanımıyor denilebilir. Evet, içimizde on beş yirmi seneden beri koministler çalışıyormuş. Böyle dahilerimizi tanıtmak şöyle dursun türlü türlü isnadlarla kötülemişler. Buna muvaffak olmak içinde bütün imkanlardan istifade etmeye çalışmışlar. İlim adamlarımızı millete fena göstermek için bütün gayretlerini sarf etmişler. Fakat bir seneye yakındır matbuatımızın kominist mikroplarla dolduğu demokrasinin memleketimizde gelişmeye başlaması sayesinde anlayabildik. Meğer aldatılmışız. Şimdiye kadar bize inandırılan din adamlarımız hakkındaki uydurma propagandaları bu hakikatleri öğrendikten sonra kafamızdan çıkardık. Menfi inançlarımızı sildik. Bütün hakiki dünya münevverlerinin faidelendikleri Kur’an’ımıza sarıldık. Kur’an’dan dilimize çevrilen eserleri okumaya başladık. Eserleri garp dillerine çevrilen Hazreti Mevlana Celaleddin, Yunus Emre, Evliya Çelebi gibi daha birçok büyüklerimizin eserlerini ve hakiki kıymetlerini gençlik nasıl bilemiyorsa, Bedîüzzaman Hazretleri gibi bir büyüğümüzü de tanımıyorlar.

Fakat böyle bir kıymetli adamın şimdide mevcut olduğunu öğrenenler kıymetini derhal idrak etmiştir. İnşallah bütün Türk milleti ve bütün dünyadan bu büyük eserinden faidelenenler çok olacaktır. Bu tahmin ve temenniyi Risale-i Nur'daki kudret kuvvet kat kat kuvvetlendiriyor. Bu asırdaki insanları saadete kavuşturacak eser Risale-i Nur'dur. Bu benim gibi birisinin sözü değil, eserleri okuyanların kat’i bir hükmüdür. Kur’an-ı Kerime sarılan dünya ve ahireti nasıl mamur olursa, Risale-i Nuru okuyup tatbik edenler de hakiki saadete erişeceklerdir. Okuyan gençlerin istikbali parlayacak ilim ve irfan sahibi olacaklardır. Okudukça ahlakımızın yükseleceğine kaniiz, buna sarsılmaz bir imanla inanıyoruz. Okudukça Allah’ımıza, anne ve babalarımıza, kanuna itaati öğreniyoruz. Bu sözler karşısında belki ehemmiyete alınmadığını ifade eden, bize set yapılabilir? Fakat okunsun tecrübe edilsin, o vakit bu hükümleri okuyanlar kendileri verecektir.

Efendimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm mübarek mescidine girebilsem minaresine çıksam Allah’ım da söyleyeceklerimi bütün cihana işitebileceği şekilde gür bir sada verse, bütün kudret ve kuvvetimle Risale-i Nur’un bugün gençliği, insanlığı fenalıktan, delalet ve hayvani hallerden kurtaracak bir şah eser olduğunu ilan ederim.

Bu Risale-i Nur'un uyandırdığı ulvi istek ben gibi yalnız dokuz on formasını okuyabilenler de bu derece olursa nur deryasına okumakla dalmış kimselerdeki isteğin kudsiyet ve büyüklüğünü tahmin edemiyorum. Risale-i Nur hakkında bir fikir edinebilmek için hiçbir yerden izahat almaya lüzum yok. Okuyun Kur’an-ı Kerim'in nuru sizin içinizde dolacaktır. İman cihetinden dünyanın cennetten daha zevkli olduğunu Risale-i Nur telkin edecektir. Dünyayı fani hayat için değil ebedi âlem için sevmeye başlayacaksınız. Namaz kılmanın en büyük hakiki bir zevk olduğunu bir kat daha anlayacaksınız. Namazda büyük ve sevgili Allah’ımızın huzurunda durmaktan o kadar fazla zevk duymaya başlayacaksınız ki, namazsız geçen günler ızdırap ve sıkıntılarla geçecektir. En sevinçli, en neşeli, en mesut anlarınızı namazda bulacaksınız. Zaten sizde bilirsiniz ki bu mukaddes vazifeyi hakkıyla yapanların dünya ve ahireti şen ve bahtiyar geçiyor.

Risale-i Nur oldukça dünyada iken cennete davet etseler Kur’an-ı Kerime hizmet etmek gibi büyük bir şeref ve mukaddes bir vazifenin saadetin dünyada olduğunu anlayarak, şimdi onu bırakıp cennete gitmek istemeyeceksiniz. Dünyanın cennet olduğu söylenince (Dünyadan şimdiye kadar ne gördük ki bundan sonra safa süreceğiz?) diyenler olur. Ama bunların yanlış düşünüp söylediklerini Risale-i Nura vakıf olduktan sonra sizde tasdik edeceksiniz. Böyle söyleyen kimseler geçici dünyanın baki ve sonsuz alemdeki saadeti kazanmak için kurulduğunu bilseler... Bilenler çok fakat zifiri karanlık bir fikir içerisinde hakikati görmeyenler bir zamanlardaki ben cahil gibi Risale-i Nur yirminci asrın Müslümanlarını bütün insanları koyu fikir karanlığından kurtarmak için müellifin kendi ihtiyarıyla değil büyük yaratıcımızın ihtarıyla yazılmış bir şaheserdir. İçindeki hakikatler bütün âleme Üstad etmektedir. Bunun için gafletten sıyrılarak okumaya başlayan her bir insanın fikirleri aydınlanıyor kalpleri nurlanıyor. İnsana bu derece iyi haller getiren Risale-i Nuru devamlı olarak okuyabilseniz içinizde geceli gündüzlü çalışmak gibi bir heves uyandıracaktır. Eğer biraz ağır davranıyorsanız nefsin tesiri altında kaldığınızı hatırlayınız. Faaliyetinizi derhal artırırsınız. Çünkü gençlik gidiyor. Bu gibi kıymeti ölçüye sığmayan eserleri okumak için beş dakikayı bile boşa gidermemek bugünkü uyanık Türk Müslüman gençliğinin en büyük hevesi ve kuvvetli bir azmi olmalıdır. Risale-i Nura çalışan mesut kimseler arasında medeniyet kat’iyyen mevzu bahs değildir ve olmuyor. Çalışanın mükafatını Allah peşin veriyor. Hakiki olabilirsek bizim on kuruşluk çalışmamızın karşılığını on milyar lira olarak verecek. Zira o cömertlerin cömerti, bankörlerin bankörüdür. Maddi kazanç beklenilen hazinenin miktarı mahduddur. Fakat Kur’an-ı Kerime hizmet edenlerin ücretlerini alacakları hazine o kadar zengindir ki en ileri fen ölçülerinin hesaplayamayacağı bir miktardır. Hamdüsenalar olsun Risale-i Nur çalışmasının mukaddes kitabımıza hizmet olduğunu öğrenen kıymetli ve sevgili arkadaşlarımız çoktur. Bu hakikate onlar gibi bende inandım. Akıl ve fikri yerinde olanlar için pek aşikâr olarak görünen bir hakikati hiçbir fert inkâr edemez. Bilakis boyun eğer. Gece uykusundan fedakarlık ederek çalışmaya razı olunmaz. Fakat Allah için bir çalışma olan Risale-i Nur çalışmalarında hiç uyunmaz bile. Mükemmel istirahat edildiğine inanılıyor, inanılmalıdır. Uykusuzluğun getireceği kırgınlıkların ve uyuşuklukların gafletinden ve nursuzluktan ve birazda fizyolojik icapların tesirinden ileri geldiğine kani olunuyor.

Bu insanlarda kendilerini nura gark edecek uykusuzluğun kuvvetli bir ışıkla hasretliğini çeker. Büyük Allah’ımız Risale-i Nur’a hizmet edenlerin ücretini veriyor dedik. Şu sağlam imanda iken Risale-i Nur’a hizmet eden birisine dense "Risale-i Nur yerine şu kitapları kopya et de Ford’un servetini sana verelim." Risale-i Nur’un satırlarından kaleminin ucunu bile kaldırmadan şöyle cevap verir:

"Dünya servet ve saltanatını verseniz kabul etmem. Büyük Allah hazinesinden hadsiz kazançları sevap defterine dolduruyor. Vaat ettiğiniz servet nihayet elli altmış sene içindir. Ma’bud-u zi’şanınki ise hem dünya hem ebediyet için büyük faideler sağlayacak şekildedir. Acaba sizin o servetiniz beni mesut edecek mi şüphelidir? Fakat Cenab-ı Allah’ın ihsan edeceği servet ile hakiki saadete kavuşacağımda bir milyarda biri kadar şek ve şüphe yoktur."

Eğer Risale-i Nur’un kıymetini anlamakta biraz da gecikmiş bulunuyorsa içi sızlaya sızlaya şöyle devam edecek.

"Şu geç uyanan biçare gençliğimi geçici zevksiz şeylere değil, ancak ve ancak insanlığa hizmet uğrunda sevgili Allah’ımıza ve Peygamberimize aleyhisselatü vesselam kavuşmak çığırında çalışmalara vakıf edebilirim. Onların milyonları için Risale-i Nuru yazmaktan geri kalamam."

Risale-i Nura bu kadar bağlanıldığını görünce dünyadan alakamızın kesildiğini zan etmeyin. Bilakis ev sahibi isek işlerimizi en evvel, talebe isek derslerimizi en önce, memur isek vazifemizi en başta yapıyoruz. Risale-i Nur okunması bu işlerimizdeki muvaffakiyeti kat kat artırarak kuvvet ve heves veriyor. Vaktin kıymetini anlatıyor. Çalışılması lazım gelen saatlerde caddede, şurada, burada bomboş dolaşıp vakit öldürmekten alıkoyor. İşlerimiz planlı ve programlıdır, zamanında istirahat, zamanında çalışmak azmini taşıyoruz.

Risale-i Nur'un kıymetini anlatmaya kat’iyyen cesaret edemem. Kıymeti okuyanların içini o kadar sarıyor ki bütün insanlar bu okuyuculardan birinin başına toplanıp vazgeçirmeye çalışsalar yine men edemezler. Çünkü Risale-i Nur aciz insanları yaratan kudretli Allah’ımızın emirlerini nakl eden bir eserdir. Telif ile vazifelendirilen Üstad'ın da hizmetçisi olurum. Hayır hayır hizmetçisinin kölesi bu bağlılığı çok görenler olabilir. Kat’iyyen hiçte fazla görülmemelidir. Kıymetli bir eser okuruz. Onu yazana karşı içimizde az çok bir bağlılık belirir. Mesela Molserden, Şekspir’den, Viktor Hugo’dan okunur. Bunların eserleri okunduğu zaman bir takdir hissedilirse ... Acaba İslam dininin rehberi olan Kur’an-ı Kerim müfessirinin şahsına karşı bağlılığın derecesi nasıl olabilir? Meşhur Gote’nin eseri kağıda yazılırsa Bedîüzzaman’ın eserleri yani Risale-i Nur altın halita üzerine işlenir. Eflatun’un Üstadı Sokrat’ın Heredot’un eserlerini tetkik için gece yarılarına kadar çalışılırsa, Bedîüzzaman’ın eserlerini okumak için hiç uyumamak gerektir. Yalnız dünyaca şöhret kazanmış bir müellefin eserine beş lira verilirse, Bedîüzzaman namındaki Risale-i Nur gibi her iki alemde de en büyük şöhret ve yüksek mevkilere layık bir dahi-i eser için bütün bir servet feda edilir ve edilmelidir. Dürüst fikirli yazarlara bağlılığımızın derecesi on ise Bedîüzzaman gibi dünya ve ahiretimize rehberlik eden bir şahsiyeta bin kentrilyondur. Hatta bu bağlılığa bir hat tayin etmek kabahat olur. Şu halde sonsuz ve nihayetsizdir.

Öyleyse gel kardeş sarılalım. Yüzümüzü ve nurundan nur almaya şiddetle ihtiyacı olan gözlerimizi Kur’an-ı Kerimin i’caz-ı manevisi olan Risale-i Nur kütüphanesine çevirelim. Orayı nokta-i nazar yapalım ve Kur’an-ı Kerime söylediklerimizi bütün kudret ve kuvvetimizle tekrarlayalım. Risale-i Nur özümüz, kalbimiz, ruh ve canımızdır. Onu beş dakikalık fırsatları bile kaçırtmadan okuyacağız, okuyacağız, okuyacağız.

Risale-i Nur'daki hususiyetler şimdiye kadar telif edilen hiçbir eserde görülmüyor. Bunu ne biliyorsun diyebilirsiniz. Ömrünü vakıf edip ciltlerle eser okuyan hakiki ilim adamlarından Risale-i Nur okuyanlar bu orjinalliği ilan ediyorlar ve şu zamanda yaşayan insanların ilmi ne kadar yüksek ve zengin olursa olsun Risale-i Nuru okumaya muhtaç oldukları kanaatine varıyorlar. Gurur, kibir ve enaniyet gibi fena hastalıklara müptela olmaktan fazla korkan âlim, fazıl ve münevverler Risale-i Nura derhal sarılıyorlar. Altmış yetmiş yaşlarında olduklarını unutup Risale-i Nura vakıf olmaya çalışıyorlar.

Risale-i Nur'un hususiyetlerinin en mühimlerinden birisini Bedîüzzaman Hazretleri şu şekilde buyurmuştur:

"Herhangi bir eser telif edilir, okunur ve malumat elde edilir, fakat Risale-i Nur aynı zamanda manevi bir ders de verir."

Evet, kardeşim Risale-i Nur'un bu hususiyeti okuyucularında göz ile görünüyor. Bir genç gençlik hevesatı mevzuunda olmayan bir Risale-i Nur forması, o formada bulunan bilgiyi alıyor. Fakat diğer taraftan da kendini kontrol ettiği zaman sefahet ve felakete sürükleyen pis ve ahlaksız kadınlara karşı olan çekingenliğinin yavaş yavaş gevşediğini, süfli muhabbetin soğuduğunu görüyor. Risale-i Nur'dan dokuz on forma okuyan genç tahrir kuvvetinin çok fevkinde olarak sahifelerle yazı yazmaya başlar. İyi olamayan konuşmasında düzgünlük hâsıl oluyor. Yukarıda bahis ettiğim gibi doktorlar, hukukçular, mütefennin, sosoyolog, psikolog ve her türlü ilim ve fen adamları içinde Kur’an-ı Kerim'den istifade etmesini bilenler olmuştur. Yirminci asır Türk Müslüman gençliği de kendini karanlık fikirli değil münevver ilim ve fen adamı yapmak istiyor. Bunun için her türlü malumatı havi eseri okuyor ve okuyacak. Hukuk, tıp ve fen fakültelerinin talebelerinden Risale-i Nuru okuyanlar kendi mesleklerini alakadar eden bahisler ararken, ilm-i içtimai ve ruhi çeşitli bilgileri de elde etmeye muvaffak oluyorlar. Edebiyat meraklıları da Risale-i Nur okuyor. Kalem, hitabet, şiir kudretleri Risale-i Nur okumadan evvel bir ise okuduktan sonra on oluyor. Herhangi bir ilim meclisindeki tartışmalarda mutlaka zaferi kazanıyor, dili, hakikati en açık bir ifade ile anlatıyor. Risale-i Nuru okuyan hâkim ve avukatların isabetsiz karar verdikleri görülmüyor.

İşte bu şahıslardan birisi hakiki medeniyet yüksek içtimaiyyatça insanlık esaslarının özü olan Risale-i Nur'dur. Külliyyatını okursanız aradıklarınızı harikuladelerini bulacak ve takdir hisleri içerisinde defalarla okumak iştiyakına sahip olacaksınız. Bu samimi tavsiyeye itaat ettim. Risale-i Nur'dan okumaya başlayınca otuz kırk romanı okumaya sarf ettiğim zamana acıdım. Amma o zamanları geri döndürmeye imkan yoktu. Edebi roman ve hikayeler okumayın demek istemiyorum, yalnız Risale-i Nuru evvela okumak çok mühim ve pek çok faidelidir. Fakat benim gibi mektep tahsiline devam edemeyecek olanlar, roman gibi şu veya bu kitapları okumakla kat’iyyen vakit öldürmemelidirler. Üniversiteye gidip edebiyat fakültesine geçecekler de yine ön plana Risale-i Nuru koymak suretiyle edebi eserler okumaları faidelerin üstünde bir faide temin eder.

Risale-i Nur'da bir parçayı ilk defa okuyan yeni nesilden bir arkadaş, Arabi kelimeler fazla, cümleler uzun diyebilir. Her şeyde olduğu gibi burada da görünse aldanmayacağız. Eski büyüklerimizin cümlelerinin hepsi uzundur. Hâlbuki Risale-i Nur'da fazla denecek kadar cümle uzunlukları yoktur. Birçok kısımları da konuşur gibi yazılmıştır. Orijinal üslubuna pek çabuk alışılıyor. Artık bundan sonra, çekici akıcı ve devamlı bir okuma başlar... İşte o zaman bu asırda eşsiz bir Üstat olan müellifinin tatlı ve bambaşka üslubunun verdiği büyük bir haz ile Nur külliyyatını bir an evvel okumak için gayret ve heves geliyor. Kur’an-ı Kerim'in manası bilinmeden okunduğu halde okuyana manevi bir tesir yapar. Risale-i Nur da Kur’an-ı Kerim'in i’caz-ı manevisi olduğu için, içerisinde rastlanan Arabi kelimeler anlaşılmasa dahi onlar manen nüfuz eder, ediyor. İlk defa okunduğu zaman ortaokul talebesi geç anlar denilecek gibi olur. Herhangi bir şeye ilk bakışta kat’i bir hüküm vermek o kadar hatalı ve zararlı oluyor ki bu görüş ve anlayış hatasının neticesi olan mahrumiyete düçar olmak tehlikesinin en fazla kendimde olduğunu fark ettim. Bunun için bir kitabı elime alıp baştan ortadan biraz okuyuvermekle bir müellifin kıymetini anlamak için iki üç eserini incelemekle bir hüküm veremiyorum. Ve verilmemesi içinde kati bir kanaate sahip oldum.

Yalnız tek bir müstesnası var oda Kuran-ı Kerim'in i‘cazı manevisi olan Risale-i Nur'dur. Evet, Risale-i Nur'dan bir parça okuyan takdirkar bir münevver o okuduğu bir parça ile Risale-i Nur Külliyatının bir şaheseri olduğu hükmünü verebiliyor, veriyor ve verecektir. Risale-i Nur okuyabilmek için fazla lügat bilmek zarureti vardır da denmez. Risale-i Nur'un öyle orijinal bir te’lifi var ki hakikatlerini hem alim hem okuyabilen ve dinleyen bir cahile anlatmak kudret kuvvet ve hususiyetine maliktir.

Risale-i Nur veciz hakikatler ve sözler hazinesidir. Bir fabrikanın en başta bulunan bir kısmına bütün bir parça konur. O parça birçok yerlerden geçer, nihayet en son bir yerden mamül bir eşya olarak çıkar. İmal edilmiş eşyalarla ilk maddeleri karşılaştırıldığı zaman, o eşyaların o maddeden meydana geldiği kolayca anlaşılmaz. Risale-i Nura çalışmak da bunun gibidir. Risale-i Nur'un uzun cümleleri ve vecizelerini hafızamıza alırsak, bunların dilimizden veya kalbimizden gayet kıymettar cevahir parçaları halinde döküldüğünü görürüz. Bunun için Risale-i Nur okuyucu veya yazıcılarına yazı söz hâl ve hareketlerinde takdire şayan bir fevkaladelik görüldüğü söylenince katiyyen kabul edemezler. Çünkü bütün fazilet ve üstünlükleri Risale-i Nur bahş etmiştir. Bediüzzaman İhlas Risalesi'nin sonunda bizlere çok büyük bir müjde veriyor. Bu kadar harika bir kolaylığı himmet etmek şimdiye kadar hiçbir müellife nasip olmamıştır kanaatindeyiz. Orada şöyle buyuruyor "Bu risaleleri birisini okuyan bu zamanın mühim bir alimi olabilir." Alim deyince altmış yetmiş yaşında bir kimse hatıra gelir. Halbuki Risale-i Nur kendisini sadakatle okuyan gençleri bir senede alim yapıyor.

Çok uzun bir zamanda elde edilebilecek bir ilmi kısa müddetle bahş ediyor. Bu nasıl olur diyebilirsiniz. Risale-i Nur okuyucusunun kalbi Kur’an-ı Kerimin feyziyle doludur. Bir sahifelik malumat o feyz sayesinde sahifelerle malumata baliğ oluyor. İşte bu şekilde şimdi (bir alim) deyince hatıra yaşlı başlı bir adamla beraber bir gençde geliyor. Sevgili Allah’ımızın bu zaman insanlarına lütuf buyurduğu bu kadar kolay ve süratle elde edilebilecek bir kültürün mevcudiyetini işiten bir genç buna malik olmak için bir dakikasını bile gaip etmemek azmiyle çalışmaktan geri kalabilir mi? Hayır, asla ve kat’an bu vatan ve millet gençliği uyanıktır, uyanmıştır, uyanıyor. Bu uyanan gençlik Risale-i Nur'la hakiki refah ve saadete eriştirecek hizmeti yapmak istidadına sahiptir. Yalnız gerek küçük gerek geniş bir ölçüde harikulade muvaffakiyete sahip olabilmesi için Risale-i Nur şahs-ı manevisinin himmetine muhtaçtır.

Sevimli kardeşim, bu kadar kıymetli eserleri bir an evvel okumak için bütün gayretinizle çalışacağınızdan eminim. Çünkü titiz ve uyanık birer gençsiniz. Şimdi içinizden manevi bir kuvvetin sizi çalışmaya sevk ettiğini fark ediyorsunuz. Samimi söyleyeyim, bu eserlerden hemen faidelenmek için eski yazıyı öğrenmeye karar verdim. Zaten kıymetli eserlerin çoğu yeni yazıya çevrilmiştir. Biz kendi kendimizi yetiştirmek zaruret ve azmindeyiz. İnşaallah devamlı, sebatlı ve azimli çalışmalarımızla her sahada yükseleceğiz.

Eski yazı öğrenin, müşkil bir şey olduğunu zan etmeyin. Kur’an-ı Kerim'in feyzi, ulviyeti ve kudsiyeti bu güçlüğü de kolaylaştırmıştır. Yirmi sahifelik bir Risale-i Nur formasıyla bir elif be gönderiyorum. Alfabeden harfleri tanıyıverin, sahifelerini fazla değil birer defa okuyun. Sonra Risale-i Nur yazılarına resim yapar gibi yazıyı kopya etmeye çalışın. Bu formayı iki üç defa tekrar edin. Yazınızın birden güzelleştiğini hayretle göreceksiniz. Risale-i Nur’un bu şekilde yaza yaza hem okumanız ilerleyecek ve hem de yazınız güzelleşecek. İhlaslı ve kıymetli bir arkadaşın aynı bu sözleri bana söylediği zaman "Öğrenilmesi çok zor denilen eski yazı yirmi sahifelik bir forma iki defa kopya edilince nasıl güzelleşir?" diye şüphe etmiştim. O da anlamış olacak ki bana "şüphelenebilirsin, fakat tecrübe et hakikati gözünle görürsün" demişti. Ben hımbıl ve tembelmişim yirmi sahifelik bir formayı ancak üç ayda tekrar üç defa tekrar edebildim. Yazımı görenler üç senede becerilebilecek bir yazı olduğunu söylemişlerdi. Hayret edecek olursanız etmeyin öyle gayretli çalışkan gençler varmış ki tatilde bir hafta içerisinde yazılarını güzelleştirdiler, yani ben gibi bir tembelin üç ayını bir haftaya indirdiler. Risale-i Nur bizlere bahşedilen bu harikulade ve mucize kolaylığı gören işiten Türk Müslüman gençliği daha fazla sabır edemez, edemiyor, edemeyecek. Kafasını ilimle kalbini nurla dolduracak ve dolduruyor. Böylelikle büyük Allah’ımızın hakiki bir kulu ve bütün dünya gençliğine örnek bir Müslüman Türk genci olmaya çalışıyor.

Risale-i Nur yazmaktaki kazançlar çok büyük ve çeşitlidir. Eski yazı pek kısa bir zamanda öğreniliyor. Yazarken malumat elde ediliyor. Risale-i Nuru çoğaltmakla Kur’an-ı Kerim’e hizmet edilmiş olduğu için bir sahifelik yazıya sahifeler adedince kazançlar lütuf buyruluyor. Yazılarak edinen bilgi de hafızaya daha esaslı bir şekilde yerleşiyor.

Risale-i Nur'un kıymetini idrak edip okumaya başlayan bir arkadaş sormuştu. Risale-i Nur iki cilt midir? Hayır, zengin bir külliyat. Hepsi yeni yazı mı? Değil, yalnız şu gördüğün ciltler, denince düşündü. Ani ve isabetli kararlar veren büyük bir adamın tavrını andırır bir şekilde çalışkanlık ve uyanıklığını ifade edici bir tarzda şöyle dedi: "Bu kadar kıymetli bir eserin eski yazılarını okumaktan mahrum kalamam, öğrenmek için hemen çalışmaya başlamalıyım." İlim ve kemalatla yatan millet ve bütün insanlığa en ulvi bir hizmeti yapmak istiyoruz, yapacağız, yapılıyor, yapılacaktır. Temiz ve dürüst arkadaşlar edinmeye meraklı idim. Bir arkadaşımla tanıştığım zaman onu evvela arkadaş namzedi olarak seçerdim. Arkadaşlığı hakiki ve ebedi olabilmesi içinde en aşağı bir iki sene tecrübe etmek anlaşıp uyuşmak lazımdır diyordum. Şimdi birisiyle tanışırken "Risale-i Nur’un sadık okuyucusu" denildiği anda, ona bütün samimiyetle bağlanıyorum. Ebedi ve hakiki bir arkadaş edinmekten gelen büyük bir sevinç ve memnuniyet içerisinde kalıyorum.

Hem de süfli ve pis zevklerden hoşlanan kimseleri zevk-i selim sahibi yapmıyor. Mendebur ve menhus zevklerden ikrah ettiriyor, vazgeçiriyor. En temiz, hakiki, ebedi ve sonu gelmeyen hazlar veriyor. Hayatı sevdiriyor. Bedbinlikten kurtarıp şuurlu bir hüdabinlik aşılıyor. Orta halli değil en ileri ve en yüksek bir insan olmak iştiyakını lütuf ediyor. Gurur ve kibir gibi pis illetleri tedavi ediyor. Vakar ve tevazu gibi faziletlerle değerlendiriyor. Hasım ve kinlileri barıştırıyor, fenalığa karşı mukabele değil iyilik yapmak sabrı ve tahammülünü aşılıyor. Siz gibi halim, selim, ahlaklı, terbiyeli, temiz, sevimli, kıymetli gençleri bozuk ve fena muhit ve sosyetenin kötü görenekleriyle çapkın, ahlaksız, terbiyesiz, pis, sevimsiz, değersiz bir insan haline gelmenin önüne geçiyor.

Bunun için sadık bir Risale-i Nur okuyucusu milyonlarla kötü insanlar arasında kalsa bozuk bir cemiyet içerisine girse ahlakını değiştirmiyor. Bilakis ahlakını daha fazla yükseltmek için nefis mücadelesine girişiyor. Risale-i Nur'dan aldığı malumatla azim ve manevi kuvvetle galibiyeti kazanıyor. kendini o bozuk cemiyete uydurmak değil ve orayı ıslah etmek azmine sahip oluyor. Büyük Rabbin yardımı ve Risale-i Nur'un verdiği derslerle en ileri ve en yüksek içtimai esaslarla mücehhez ıslah sahibi bir sosyolog gibi insaniyet çerçevesinden çıkan o cemiyeti medenileştirmeye çalışıyor.

Korkmadan, yılmadan, bıkmadan yıpranmaz bir azim ve derin bir hazla çalışıyor, yardımcısı olan büyük ve kudretinin ölçüsü olmayan Allah’ına iltica ediyor, O’na sığınıyor yalvarıyor bütün insanları insaniyete refah ve saadete kavuşturan hakiki medeniyetin banisi münteşiri ve timsali olan peygamberi Hazret-i Muhammed’den (aleyhisselatü vesselam) imdat, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisinden himmet dileyerek çalışıyor. Ve bu örnek çalışma şekli muvaffak oluyor, olacağız, olunacaktır.

Evet, kardeşim evet...yirminci asırda içtimai dert ve yaraları tedavi edecek tek esas Kur’an-ı Kerim’in tefsiri olan Risale-i Nur eczalarıdır. Bu hakikati gençleri yetiştirmek gibi bir şeref ve kıymete nail olan öğretmenler idrak etmiştir, etmektedir, edecektir. Gözümüz daima yükseklikte ve terakki etmekte olacaktır. Dünya ebedi saadeti kazanmak için bir ticarethanedir deniyor ve hakikaten de bu böyledir. Ebediyet demekte sonsuz uçsuz bucaksız demektir. Öyle ise nihayeti bitmesi olmayan bir âlem için muvaffakiyetleri kazanmakta aza kanaat etmeyeceğiz, daima fazla kazanmaya, kazancımızı artırmaya her gün defalarla yükselmeye çalışmakta azimli ve sebatlı olacağız inşaallah, inşaallah, inşaallah.

Fen bütün hızıyla ilerlemektedir, maneviyatta bununla muvazidir (paraleldir) bir saatlik yol bir dakikaya indirilmişse yarım asırda elde edilebilen ilimde bir senede kazanılabiliyor. Belki de daha kısa bir zamanda yalnız evet, yalnız ve yalnız (azimli çalışmak) hakiki ve yüksek bir insan olabilmek ve bu olgunlukta millet ve vatanımıza ve bütün dünyaya ulvi bir hizmet yapmak için Risale-i Nur yolunda koşturuldum? Hayır, koşmak değil uçmamız lazım, yani bir dakikalık okumaya müsait olan bir zamanımızı boşa gidermemek zaruretindeyiz. Okumaktaki uçmak bu şekildedir. Her zaman ve her yerde kendimizle şöyle konuşmalıyız. "Vakit gaip ediyorum. Aman vakit boşa gitmesin, vakit öldürmeyeyim ve vakit kazanmak için söyle yapayım." diye vakte çok büyük bir ehemmiyet vermeliyiz. Orada bizi idealimize muvaffakiyetlere eriştirecek azmimizi beraberce ve ittifakla haykıralım. Nurani olabilir. Gel gel işte sizin bahçedeki armut ağacına çıkalım. Armut baharlarında hepsi de bembeyaz nuru andıran sevgili Allah’ımızın bedii zevklerimizi temin için bizlere lütuf ettiği harikulade ve ilahi güzelliğin arasına girelim. Nur'un menşei olan mukaddes beldeye yüzümüzü dönelim. Platonik bir haz ve iştiyakla şöyle diyelim: Uçalım, uçalım, uçalım... Nur yolunda uçalım...

Konya Nur Şakirdleri Namına Zübeyr

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...