"Hakaik-i imaniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe burhanlar zikrediyor ki, değil Müslüman uleması, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslime mecbur ediyor." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Bu âciz kardeşiniz, hem o eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın feyziyle, Yeni Said, hakaik-i imaniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe burhanlar zikrediyor ki, değil Müslüman uleması, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir." (Kastamonu Lâhikası, 111.Mektup)
Risale-i Nur'un imana ve tevhide dair getirmiş olduğu deliller, klasik ve bilinen deliller olmayıp, daha orijinal daha mukni ve daha tesirli delillerdir.
Dolayısı ile burada söz konusu husus; İslam âlimlerini imana getirmek değil (ki onlar zaten ehl-i imandır) bu delillerin kuvvet ve tesirini takdir ve kabul ettirmektir. Kaldı ki, Risale-i Nur'un imana dair getirmiş olduğu orijinal deliller; değil İslam âlimlerini, en inatçı felsefecileri bile teslime mecbur edecek bir kuvvet ve kıymettedir.
Mesela, Kelam ağırlıklı tefsirlerde tevhide getirilen delillerden, devir ve teselsül delilleri, değil ikna olmak medar-ı tenkit bile olabiliyor. Bu tefsire getirilen tenkit iman hususunda değil, delillerin kifayetsizliği ve eksikliği hususundadır.
Hülasa, "Müslüman âlimleri teslime mecbur olduğu husus" iman değil, delillerin tesiri ve kuvvetidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü