Block title
Block content

"Hattâ, efkârca muhtelif ve istidatça mütebayin asırlardan,.." cümlesini devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kur'ân'ın şebâbetidir. Her asırda taze nazil oluyor gibi, tazeliğini, gençliğini muhafaza ediyor. Evet, Kur'ân, bir hutbe-i ezeliye olarak, umum asırlardaki umum tabakat-ı beşeriyeye birden hitap ettiği için, öyle daimî bir şebâbeti bulunmak lâzımdır. Hem de öyle görülmüş ve görünüyor. Hattâ, efkârca muhtelif ve istidatça mütebayin asırlardan, her asra göre, güya o asra mahsus gibi bakar, baktırır ve ders verir."(1)

Her asrın fikri, kabiliyetleri, teknik imkânları birbirinden farklıdır. Mesela, XIX. Asır sanayileşme asrı iken, XXI. Asır bilişim asrıdır. O zamanın fikir ve konjonktürü başka iken şimdiki asrın fikir ve konjonktürü çok farklıdır.

İnsanlıkta tekamül esas olduğu için, sürekli bir ilerleme ve gelişme söz konusudur. Bu yüzden insanlığın her dönemi ayrı bir fikre ayrı bir değere ayrı bir kabiliyete sahiptir.

Oysa Kur’an’ın mesajları ve imana dair değerleri, her asrın fikir ve konjonktürüne uygun ve mütenasiptir. Âdeta o asra bakan ve o asırda nazil olmuş gibi diri ve taze bir özelliğe sahiptir. Bu yüzden Kur’an bütün zaman ve mekânı kuşatmış ezeli ve ebedi, eskimez bir lahutiliğe sahiptir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...