"Hatta efkârca muhtelif ve istidatça mütebayin asırlardan..." cümlesini devamıyla izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Kur'an'ın şebabetidir. Her asırda taze nazil oluyor gibi, tazeliğini, gençliğini muhafaza ediyor."
"Evet, Kur'an, bir hutbe-i ezeliye olarak, umum asırlardaki umum tabakat-ı beşeriyeye birden hitap ettiği için, öyle daimî bir şebâbeti bulunmak lazımdır. Hem de öyle görülmüş ve görünüyor. Hatta, efkârca muhtelif ve istidatça mütebayin asırlardan, her asra göre, güya o asra mahsus gibi bakar, baktırır ve ders verir." (Sözler, 25. Söz, Birinci Şule, Üçüncü Şua, İkinci Cilve)
Her asrın fikri, kabiliyetleri, teknik imkânları birbirinden farklıdır. Mesela, XIX. Asır sanayileşme asrı iken, XXI. Asır bilişim asrıdır. O zamanın fikir ve konjonktürü başka iken şimdiki asrın fikir ve konjonktürü çok farklıdır.
İnsanlıkta tekâmül esas olduğu için, sürekli bir terakki ve gelişme söz konusudur. Bu yüzden insanlığın her dönemi ayrı bir fikre, ayrı bir değere, ayrı bir kabiliyete sahiptir.
Hâlbuki Kur’an’ın mesajları ve imana dair ifadeleri, her asrın fikir ve istidadına mutabık ve mütenasiptir. Âdeta o asra bakan ve o asırda nazil olmuş gibi diri ve taze bir hasiyete sahiptir. Bu yüzden Kur’an bütün zaman ve mekânı ihata etmiş ezelî ve ebedî, eskimez bir lahutiliğe sahiptir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü