Bir kenara çekilip kendini ibadete vermek, vazife ve hizmetini terk etmek doğru mu? Sosyal hayata girmeye zaruret mi var?
Değerli Kardeşimiz;
Üstad, Kastamonu Lahikası'nda bizlere bir rotayı şöyle çizmiştir:
"Her şakirdin vazifesi, yalnız kendi imanını kurtarmak değil; belki başkasının imanlarını da muhafaza etmeye mükelleftir. O da hizmete ciddî devamla olur."
Ayrıca Hulusi Ağabey'in, Üstadımızın bir sorusuna verdiği ve Barla Lahikası'nın başında geçen mektubu da okumanızı tavsiye ederiz.(Barla Lahikası, 1.Mektup)
Üstadımız; "Benim vazifem bitmiştir, o yüzden bir kenara çekilip kendi ahiretimle meşgul olmak istiyorum" demektedir. Hulusi Ağabey ise beş ayrı sebeple hizmete devam etmesi ve bir kenara çekilmemesi gerektiğini ifade etmektedir.
Sahabe mesleği olan bu hizmetimizde bir kenara çekilip kendi ahiretini düşünmek doğru değildir. Şefkat tokatları risalesinde, Üstadımız kendine ait tokatlardan bahsederken, en mühim sebep olarak da; "Ne zaman ki ahiretimi düşündüm..." ifadesi ile ele alınan, bir kenara çekilme meyli olduğunu söyler. Aksi takdirde nur hizmeti değil, tarikat hizmeti olur. Bunda da kişi tercihinde serbesttir.
Kaldı ki, insan fıtraten medeni olarak yaratılmıştır. İnsanlar ile iç içe bir hayat kaçınılmazdır.
İnsan medeni-i bitaptır, fıtraten medenidir, sosyal bir varlıktır. İsteseniz de istemeseniz de içtimai hayatın içine girmek mecburiyetindesiniz. İçtimaî hayata bizi sevk eden hizmet değil ki, hizmeti bırakmamız halinde kendinizi tecrit edesiniz. Tam aksine, hizmetimiz bizi günahlardan muhafaza ediyor. Sosyal hayatın dışında kalmakla hayatın devam etmesi imkânsızdır.
İnsan tek başına yaşayamaz, diğer insanlarla bir arada yaşamaya mecburdur. Zira insan, kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz. Onun için diğer insanlarla birlikte yaşaması, yardımlaşma ve böylece hayatını devam ettirmesi zaruridir. “İnsan fıtraten medenîdir.” sözü bu manayı ifade etmektedir.
“Kimin himmeti yalnız nefsi ise; o insan değil… Çünkü: İnsanın fıtratı medenîdir, ebnâ-yı cinsini mülâhazaya mecburdur. Hayat-ı içtimaiye ile, hayat-ı şahsiyesi devam edebilir.” (Tarihçe-i Hayat)
İnsanların ilim, irfan, sanat, ticaret ve çiftçilik gibi mesleklerle uğraşmaları ve birbirleriyle yardımlaşmaları medeniyetin güzelliklerindendir. Onun içindir ki, insan, hem kendisine hem de diğer insanlara faydalı olmak için çalışır, herkesle ülfet, muhabbet ve ünsiyetle geçinir. Diğer insanların maddî ve manevî hukukunun muhafazasına çalışır.
Medenî insan, yardımlaşma, istikamet, adalet ve uluvv-i himmet gibi güzel ahlâkları hayatına mal etmek için gayret gösterir. Güzel ahlâklar, ferdî ve içtimaî hayatın nizam ve intizamının vesilesidir.
İnsanlar meslek, meşreb ve istidat itibariyle çok muhteliftirler. Hem kendisinin hem de diğer insanların saadet ve selametlerine hizmet eden, vatan ve milletin terakki ve tekâmül etmesi için gayret gösteren medenî, âlicenap, fedakâr ve faziletli insanlar olduğu gibi, sözüm ona şehirde yaşayıp, sadece şahsî menfaatlerini gözetmekle bedevilerin bedevisi olan, medenileşmemiş insanlar da vardır.
Şunu da unutmayalım ki, içtimaî hayatın dışında da imtihan devam edecektir. En büyük düşmanımız olan nefis ve şeytan her yerde saldırılarını devam ettiriyorlar. Ayrıca Allah bizi imtihana tabi tutmakla, kendimizi tekâmül ettirmek, ebedî saadeti kazanmak için dünyaya göndermiş ve şeytanı bize musallat etmiştir. Allah irade etseydi, bizi dünyaya göndermez, imtihana tabi tutmaz ve cennette yaratır, Ancak murad-ı ilahı öyle olmamıştır.
Tek çare yine hizmettir. Zira başkasını kurtarma azmi ile kendimizi de korumuş olacağız inşaallah.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir. (Nur Sûresi, 24:54.)sirrina mazhar olup ..hüsn-ükabul ve hüsn-ü tesir ve teveccüh-ü nasi kazanmak noktalarinin Cenab-i Hakkin vazifesi ve ihsani oldugunu ve kendi vazifesi olan tebligde dahil olmadigini ve lazim da olmadigini ve onunla mükellef olmadigini bilmekle ihlasa muvaffak olur.Yoksa ihlasi kacirir.(20.Lem`a Birincisi).Cünki samimi bir ihlas, serde dahi olsa, neticesiz kalmaz.Evet ihlas ile kim ne isterse Allah verir.(20.Lem`a ikinci sebeb)."Cenab-i Hakkin rizasi ihlas ile kazanilir".Kesret-i etba`(sayi coklugu)ile ve fazla MUVAFFAKIYET ile degildir.Cünkü onlar Vazife-i Ilahiyyeye ait oldugu icin istenilmez; belki bazen verilir.Evet, bazen bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-i riza olur.Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medar-i nazar olmamali.Bazi Peygamberler gelmisler ki,mahdut birkac kisiden baska ittiba edenler olmadigi halde, yine o Peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almislar.Demek hüner kesret-i etba` ile degildir.Belki hüner, Riza-yi Ilahiyi kazanmakladir...(20.Lem`a ücüncü sebeb).Ihlasin Formülü dedigim bölüm,yani ihlas nasil kazanilir paragrafi 21-Lem`a dörtüncü düstur ikinci sebeb bölümünde müthis bir sekilde Üstadimiz anlatmis.Ayrica Cenab-i hakkin en büyük ihsani ihsanini hissettirmemekdir.Heyecanim yok diyorsun kardesim.Bence bu makbul bir alamettir.Kusurunu gören terakkidedir.Allah kabul etsin.Bahtiyarsin güzel kardesim.Durmak yok,Ümitsizlik yok okuyacagiz yasacagiz ve anlatcagiz son nefesimize kadar.Allah bizi bu yoldan ayirmasin.Canimizi hizmet esnasinda alsin.Amin