"Kendi vazifesi olan tebliğde dahil olmadığını ve lazım da olmadığını ve onunla mükellef olmadığını bilmekle ihlasa muvaffak olur." cümlesini izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Müslümanın vazifesi, iman hakikatlerini muhtaç gönüllere en güzel bir şekilde tebliğ etmektir. İnsanların bu tebliği güzel karşılaması, kabul etmesi hatta takdir etmesi veya etmemesi Allah’a aittir. Müslüman bu gibi neticelerden mesul olmadığı gibi, ihlas ve samimiyete de münafidir. Esas olan insanlarının teveccühünü kazanmak, güzel karşılanmak ve takdir edilmek değil, sadece Allah’ın rızasını kazanmaktır. Şayet tebliğ insanlardan ilgi ve takdir görmek niyeti ile yapılırsa, bunun hiçbir kıymeti yoktur.
“Herkes beni dinlesin, herkes beni takdir etsin, herkes bana yönelsin, herkes beni alkışlasın” düşüncesi ihlas ve samimiyet ile bağdaşmaz. İnsan her işinde ve her amelinde Allah’ın rızasını gözetmelidir.
“Vazifeni yap vazife-i İlahiyeye karşıma” prensibiyle hareket etmek, sebeplere teşebbüs ettikten sonra netice için Allah’a tevekkül etmek, onun rububiyetine karışmamak gerekir. İnsan bütün akrabalarına, arkadaşlarına ve nihayet bütün insanlara karşı şefkat beslemekle hayvanlardan çok ileri bir makam kazanıyor. Bu şefkati yerinde kullananlar, onların dertleriyle dertlenirler. Bu da bir ibadettir. Ancak, her şey gibi şefkatin de ifrat derecesi insana zarar getirir.
İnsan, karşılaştığı her hangi bir meselede kendisine bir görev düşüyorsa, alması gereken bir tedbir varsa bunu en güzel bir şekilde yerine getirir, Rabbine tevekkül eder, onun hükmüne teslim olur, takdirini rıza ve memnuniyetle karşılar. Bunu yapabilen insan tevekkül üzeredir; evhamdan kurtulur, ruh sıkıntısına ve gönül darlığına düşmez.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü