Block title
Block content

Hayatın, kainatın en parlak nuru olması ne demektir, açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nasılki ziya, ecsâmın görülmesine sebeptir ve renklerin bir kavle göre sebebi vücududur. Öyle de hayat dahi mevcudatın keşşafıdır."(1)

Hayat, insanın duygu ve azalarının çalışmasında bir elektrik görevi yapıyor. Nasıl elektrik olmadan hiçbir  elektronik eşya çalışmaz ve işlevini yitiriyorsa,  aynen bunun gibi, insanın fıtratına takılmış olan bütün latife ve duyguların da çalışmasını hayat sağlıyor. Hayat olmaz ise, bütün duygu ve latifeler işlevsiz ve nursuz kalır. Mesela insan, aklı ile kainat üzerinde yazılı olan mana ve hikmetleri ancak hayat sayesinde keşfedebilir. Zira aklı ve muhakemeyi çalıştıran hayattır. Hayatın kainata nur olmasının bir manası da budur.

İkinci bir mana ise, hayatın kainat içerinde en parlak bir nur olması, tevhide en kati ve en sağlam bir delil olmasındandır. Mesela, bir arının hayatının oluşması ve devamı için bütün kainat çarklarının işlemesi ve hareket etmesi gerekir. Güneş, su ,hava, toprak, elementler, hassas bir sistem ve düzenle, uyumlu ve ölçülü bir şekilde beraber hareket etmeden, arının hayatı oluşamaz. Bu yüzden arının hayatının teşekkülü  için bütün kainat ve kainattaki sebeplerin hassas ve ölçülü bir surette çalışması ve hareket etmesi gerekiyor. Bu sebeplerden bir tanesi vazifesini terk etse, hayat oluşmaz ve devam etmez.

Mesela, güneş olmasa hayat olmuyor, su olmasa yine olmuyor, toprak olmasa yine olmuyor, yıldız ve galaksiler sistemli ve dengeli hareket etmeseler yine hayat olmuyor. Zira bir yıldız zerre kadar yörüngesini şaşırsa, bütün kainat fabrikasını yerle bir edecek ve hayata gerekli olan her şeyi dağıtacak.  Demek çok uzakta hayattan alakasız gibi duran bir  yıldızın da hayata bir katkısı ve müdahalesi vardır.

Bu da gösteriyor ki, hayat bütün kainattan süzülüp gelen bir damla, bir meyve, bir neticedir. Küçük bir arı hayat sayesinde bütün kainatla alakadar olup, bütün sebeplerin bir muhassalası, bir neticesi oluyor. Yani arı basit bir cüz iken, hayat sayesinde bütün kainatla alakadar külli hükmüne geçiyor. Arı hayat sayesinde bütün o külli unsurlara efendi oluyor, o azametli şeyler arıya hayat sayesinde hizmet ediyor.

 İşte hayatın üstünde bütün kainatın hakkı ve hizmeti olması, nihayetsiz mühürleri, sınırsız imzaları gösteriyor. Yani hayata sahip olmak, bütün kainata sahip olmakla mümkündür. Demek arıya hayatı kim veriyor ise, kainata da sahip olan odur. Zira arı ile kainat muttasıl ve birbiri ile sıkı bir bağ içindedir. Arı ile kainat arasındaki her bir bağ, Allah’ın hayat üstündeki sayısız bir mührü, bir imzası oluyor. Hayat öyle bir sanat, öyle bir mühür ki,  onu Allah’tan başka kimse yapamaz ve taklit edemez.

 Özetleyecek olursak; arıya hayatı verecek Zatın, arının hayatında hizmet eden bütün unsurlara ve sebeplere müteveccih birer yüzü ve bakar birer gözü ve geçer birer sözünün bulunması, yani bunların hükmü ve tasarrufu içinde olması gerekir. Yoksa arıya hayatı bahşedemez. Bu sebepledir ki, Allah her bir sebebin yanında ve arkasında sonsuz ilim, irade ve kudreti ile hazır ve nazırdır ve hepsi onun kudret avucunun içinde küçük çakıl taşları gibidir. Görmeyen, bilmeyen ve gücü olmayan bir zatın bütün kainatı istihdam ederek arıya hayat bahşetmesi mümkün değildir. Bu da hayatın kainat içinde en parlak ve en mükemmel bir nur ve delil olduğunu bize ispat ediyor.

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, Birinci Maksat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...