"Hayr-ı kesir için şerr-i kalil kabul edilir. Eğer şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesiri intaç eden bir şer terk edilse, o vakit şerr-i kesir irtikâp edilmiş olur." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Elhasıl: Hayr-ı kesir için şerr-i kalil kabul edilir. Eğer şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesiri intaç eden bir şer terk edilse, o vakit şerr-i kesir irtikâp edilmiş olur."

"Meselâ, cihada asker sevk etmekte, elbette bazı cüz'î ve maddî ve bedenî zarar ve şer olur. Fakat o cihadda hayr-ı kesir var ki, İslâm, küffârın istilâsından kurtulur. Eğer o şerr-i kalil için cihad terk edilse, o vakit hayr-ı kesir gittikten sonra, şerr-i kesir gelir. O ayn-ı zulümdür."

"Hem meselâ, kangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir. Halbuki zâhiren bir şerdir. Parmak kesilmezse el kesilir, şerr-i kesir olur."(1)

Allah, kâinattaki her varlığa ve her bir unsura yüzler vazife takmış olsa, bunun doksanı hayırlı ve güzel neticeler verse, ama birkaçı da bazı küçük zararlara vasıta olsa, o zaman, o unsurun hayrı, zararına galip olmasından, sevk ve faaliyeti gerekli olur.

Şayet Allah, o unsuru birkaç cüz’î zararından dolayı men edip, faaliyetinden geri bıraksa, o doksan faydalı ve güzel neticesi kaybolacağından, asıl o zaman büyük şer olur. Bu ise Allah’ın rahmet ve hikmetine zıttır.

Onun için hikmet ve hayır, küçük zararlara ve şerlere bakmaz, neticede hâsıl olan küllî hayra bakar, ona göre yaratır. Bu mânâ "Hayr-ı kesir için şerr-i kalil kabul edilir." şeklinde tarif ediliyor. Dere kenarında evi olan zarar görmesin veya birilerin tarlasını ve bostanını sel basmasın diye yağmur yağmasa, onun binlerce güzel ve hayır cihetleri ortaya çıkmayacağı için büyük ve küllî şer olur. Bu hakikat; "şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesiri intaç eden bir şer terk edilse, o vakit şerr-i kesir irtikâb edilmiş olur" şeklinde ifade ediliyor.

Halk ve icatta şer yoktur. Şeytanın dahi yaratılışı netice itibarıyla hayırdır. Mesela; insanlar öldürülsün diye bıçaklar yapılmıyor. Ancak bıçaklar insan öldürmeye müsait bir şekilde yapılmıştır.

Aynen öyle de yaratılan her şey imtihan icabı olarak müsbet ve menfi, iki şekilde de kullanılmaya müsaid yaratılmıştır. Ancak asıl gaye, o şeyin hayra kullanılmasıdır. Söz konusu "şerr-i cüz'î"den maksat, eşyanın şerde kullanılmasıdır.

Şerlerin ve günahların yaratılması ile onların irtikâb edilmesi farklı şeylerdir. Şerlerin yaratılmasında nice ince ve latif hikmetler bulunurken, şerlerin işlenmesinde azim bir zulüm ve çirkinlikler vardır.

Bir fabrikatör, mamullerine zarar gelebilir veya satılmaz endişesi ile fabrikayı yapmaktan vazgeçse, birçok hayrı ve menfaati terk ettiği için vehham ve divane addedilir.

Cüz’î bir şerrin gelememesi için küllî hayrı terk etmek küllî bir şerdir. Öyle ise kâfirlerin kendi iradeleri ile küfre girip ebedî ateşte yanmalarına mâni olmak için mahlûkatı yaratmamak küllî bir şer olur ki, bu da Allah’ın hikmet ve iradesi ile bağdaşmaz.

"İşte, şu sırdandır ki, kisb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasıl ki, pek çok mesâlihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez, 'Yağmur rahmet değil.' Evet, halk ve icadda bir şerr-i cüz'î ile beraber hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz'î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz'î, hayır hükmüne geçer. İcad-ı İlâhîde şer ve çirkinlik yoktur; belki abdin kisbine ve istidadına aittir."(2)

Yani şerri binlerce hikmete ve maslahata binaen yaratmak, şer ve çirkin değil, yaratılan o şerre bulaşmak ve onu irtikâb etmek şerdir ve çirkinliktir. Bu sebeple insanın şerre ve günaha kabiliyetli yaratılması şer ve çirkin değil, kabiliyetin şerde kullanılması şerdir. Bu da iki şekilde olmaktadır:

Birisi; insanın kendi iradesi ile şerri tercih etmesi.

Diğeri ise; mizaç ve fıtratının bozulmasından hâsıl olan bir icbar ile şerre girmesidir. Yani insan kendi temiz fıtratını kötülüğe ve şerre öyle bir alıştırıyor ki; artık o fıtratın hayra ve güzelliğe hiçbir liyakati kalmıyor. Şer ve kötülük yaratılıştan gelen temiz fıtratın yerini alıyor. Başlangıçta kendi iradesi ile kötülüğe gider ama daha sonra fıtrat bozulup kokuşunca, artık irade onun emrine girer. Artık şerden ve günahtan başka bir şey yapmaya kabiliyeti kalmayacak bir vaziyete düşer. İşte insanın istidat ile günahı işlemesi bu manadadır. Yoksa o şerri cebren işliyor değil. İnsan fıtrî ve temiz istidatlarını, kesbi ile pis istidatlarla yer değiştiriyor. Onu onun yerine ikame ediyor. İkinci şerli bir fıtrat teşkil ediyor, demektir.

Yine Allah, deprem gibi bir unsura çok hikmet ve gayeler takmıştır. Ama bazı zelzeleler büyük yıkımlara, maddî hasarlara ve birçok insanın ölümüne sebep olabilir. Allah böyle şerler olmasın diye bu unsuru hareketten men etmiyor. Eğer men etse, o zaman ona takılan çok hayırlı ve güzel neticeler gidecek ve küllî bir şer olacak.

Deprem, sel ve yangın gibi afetler, insanların kusurlarından ve ihmallerinden dolayı büyük zararlara sebep oluyor. Lakin bu gibi hâdiseler, zahiren rahmet ve cemale uygun düşmüyor gibi görünüyor. Ama altında çok rahmet ve güzellikler vardır.

Mesela, depremde zayi olan malların sadaka yerine geçmesi, gaflet ve dalalette olanlara bir ikaz olması gibi neticeleri vardır. Aksi takdirde gafletten uyanmayan insanların ebedî hayatları tehlikede kalabilirdi. İşte bunun gibi daha bilmediğimiz nice rahmet cihetleri vardır. Bunların tahakkuk etmesi o unsurun hareketine bağlıdır. O zaman Allah neticede hâsıl olacak güzellik ve hayırlar için depremin gelmesine müsaade ediyor, ondan hâsıl olacak cüz’î zararlara ve şerlere bakmıyor, diye anlayabiliriz.

Dipnotlar

(1) bk. Mektubat, On İkinci Mektup.
(2) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...