"Allah neyi seçti ise, hayırlı olan odur." Hayır ve şerlerin birbiriyle imtizac etmesi, hayırda bazen şerlerin ve şer bildiğimizde de hayırların olmasını izah edebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan ekseriyetle hayrı nefsin istek ve arzularına mutabık, şerri de muhalif olan şeyler olarak değerlendirir. Yani hayır ve şerrin ölçüsünü, nefis ve menfaat olarak anlar. Hâlbuki insanın nefsi ve arzularının dairesi, çok dar ve kısadır. Kâinatta o kadar çok hikmet ve maslahat vardır ki, insanın arzuları bunların yanında nokta kadar kalır. Biz kalkıp nokta kadar olan arzularımızı kâinata miyar ve mühendis tayin ediyoruz. O zaman nefsimizin hoşuna gitmeyen her şeye, şer nazarı ile bakıyoruz. Bu da hayırları şer, şerleri de hayır zannetmemize yol açıyor.

Mesela; sel, zelzele, kıtlık ve kuraklık gibi zahiren şer gibi görünen musibetlerin bilinmeyen çok hikmet ve maslahatları vardır ki; insan bunları göremediği ve sadece nefsine gelen bazı zararları nazara alarak meseleye baktığı için, külliyen şer olarak zannediyor.

Hem meselâ yağmur yağdırılmasında binlerce güzel neticeler ve hikmetler vardır. Yağmurun biraz fazla yağdırılması durumda bazen sel baskınları olabiliyor. Bazı kimselerin evini su bastı, tarlasına zarar verdi diye; “‘Yağmur rahmet değil, şerdir” denilmez.

İnsan yağmura sadece nefsine temas eden noktadan bakıyor, umumî ve küllî noktadan baksa yağmurun şer değil, hayır olduğunu görebilecektir.

Mesela; hastalık insan nefsinin hoşuna gitmediği için, nefis onu şer olarak görür: Hâlbuki hastalığın çok ince ve latif hikmetleri ve maslahatları vardır. Hastalık insanın acizliğini ihsas ettirir, günahlarını döker, günahlara girmesine mâni olur. Bütün musibetlerin bizim göremediğimiz sayısız hikmet ve maslahatları vardır. Biz bunları nazara almayarak, sadece nefsimize sıkıntı veren bir iki vechesine bakıp, "Bu şerdir" demek, doğru değildir. Sıhhat nefsimizin hoşuna gider ama, gaflete düşmemize de sebep olabilir. Ekser insanların ebedî saadeti kaybetmelerinde en mühim sebeb sıhhattir. Ama nefse ve zahire göre maslahat ve menfaat gibi durur.

Yaratma noktasından, şer ve çirkin diye bir şey yoktur. Her şey ya bizzat güzeldir ya da neticeleri itibarı ile güzeldir. Bu noktadan bakıldığı zaman, hakikatte ve yaratma hususunda şer diye bir şey yoktur. Şerri binlerce hikmete ve maslahata binaen yaratmak şer ve çirkin değil, ancak yaratılan o şerri irtikâb etmek şerdir ve çirkinliktir.

Ateşin faydalarından biri yemeklerimizi pişirmesidir. Onun en büyük ve en mühim vazifesi ise; cehennemde kâfirleri, müşrikleri ve din düşmanlarını yakması olacaktır. Şeytan ateşten yaratıldı, kendini üstün görüp kibirlendi, Âdem’e secde etmediği için İlâhî rahmetten kovuldu ve arzusu üzerine kendisine kıyamete kadar insanlara musallat olma, onları yoldan saptırma izni verildi. Ona dokunan ve ona uyan yanar, dokunmayan, uymayan ve onunla mücadele eden ise manen terakki eder, Rabbinin rızasına nail olur.

Şeytanlar, meleklere ve hayvanlara musallat olmadığı için onların makamları sabittir. Eğer insan nefsine kötülüğü emretme vasfı verilmemiş olsaydı ve ona şeytan musallat edilmeseydi, insanların manen terakki etmeleri söz konusu olmaz, dereceleri de meleklerdeki gibi sabit kalırdı.

Bu müsabaka meydanında firavunlardan enbiyaya kadar uzun bir terakki mesafesi vardır. Nefis ve şeytanla mücadele cennet gibi ebedî bir saadeti netice verir. Eğer şeytan ile mücahede olmasaydı elmas ve kömür hükmündeki kabiliyetler aynı mertebede kalırlardı. Kabiliyetler bu mücahede sayesinde inkişaf etmektedir. Demek şeytanın yaratılmasında büyük hikmetler gizlidir.

Şerlerin yaratılması şer değildir, şerri işlemek şerdir. Ateşe dokunan yanar, dokunmayan aynı ateşte yemeğini pişirir. Elini yakan kişi, ateşin yaratılışı şerdir diyemez.

Küçük bir zarar gelmesin diye büyük bir faydayı netice verecek bir işi terk etmek, büyük bir zarardır: “Hayr-ı kesir (büyük hayır) için, şerr-i kalil (küçük şer) kabul edilir” mühim bir kaidedir.

Vatanımızın bekası ve milletimizin selameti için nice kahraman vatan evlatlarımız şehid düşüyor, içimiz yanıyor. Eğer asker ve polis şehid düşmesin diye cihad terk edilirse, yarın daha büyük felaketler yaşanır, devletin bekası tehlikeye düşer ve telafisi mümkün olmayan daha büyük şerlere kapı açılır.

Onun için hikmet ve hayır, küçük zararlara ve şerlere bakmaz, neticede hâsıl olan küllî hayra bakar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...