"Hem her bir zerrede, vücub ve vahdet-i Sania iki şahid-i sadık daha var. Birisi: Her bir zerre, acz-i mutlakıyla beraber pek büyük ve pek mütenevvi vazifeleri kaldırıyor." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Zerre, bütün maddi varlıkların temel taşıdır. Bu ve benzeri derslerde zerre üzerinden yapılan izahlar, zerrelerden meydana gelen her varlık için de geçerlidir. Bir çiçeğin yaprağına, bir ağacın meyvesine yahut bir canlının herhangi bir uzvuna da bu dersi tatbik edebiliriz. Mesela, insan gözü mutlak bir acz içindedir. Ne beyinle irtibatını kendisi kurmuştur ne de muhtaç olduğu ziyayı Güneş'ten kendi kuvvetiyle almıştır. Bu acziyle birlikte çok büyük işler görmekte, büyük-küçük, uzak-yakın hangi varlığa baksa onun görüntüsünü alabilmektedir.
Öte yandan bu gözün şekli, bedendeki yeri bütün gözlerle tam bir tenasüb halindedir. Bu tenasüpten umumi bir nizam çıkmaktadır. Gözde şuur bulunmadığına göre, o bu uygunluğu kendi iradesiyle tesis etmiş olamaz. Onu bütün gözlerle aynı özelliklere sahip kılan ancak “gözler âleminin” Rabbi'dir.
Göz için yaptığımız bu tahlili, onu meydana getiren zerrelere de aynen tatbik edebiliriz.Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Hem her bir zerrede, vücub ve vahdet-i Sania iki şahid-i sadık daha var.
burayı biraz açarmısınız
İfadedeki "iki şahid-i sadık" şunlardır:
Vücub (Vücub-u Vücud: Varlığı Zorunlu Olma)
Varlığı başkasından değil, zatından, kendinden olan ve yokluğu imkânsız olan demektir (Allah'a mahsustur).
Bir zerre, ne kadar küçük olursa olsun, üzerinde koca bir düzenin (kâinatın) kanunlarını, hikmetlerini ve mükemmel bir sanatın izlerini taşır. Bu zerre, kendi kendine, tesadüfen veya varlıklar zincirindeki sebep-sonuç ilişkileriyle oluşamayacak kadar karmaşık ve sanatlı bir eserdir.
Kendi varlığı mümkün (olabilir de olmayabilir de) olan bir eser, bu mükemmel sanatla var olmuşsa, onu var eden ve varlığı kesinlikle zorunlu olan, bütün noksanlıklardan münezzeh bir Vacibü'l-Vücud'un (Allah'ın) varlığını zaruri kılar. Zerre, bir sanat eseri olarak, Sanatkâr'ın varlığının zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu haykırır.
Vahdet-i Sani' (Sanatkâr'ın Birliği)
Sani' (Sanatkâr/Yaratan) olan Allah'ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tek ve biricik olmasıdır.
Bir zerre, sadece bulunduğu cismin değil, tüm kâinatın kanunlarına (yerçekimi, elektromanyetizma, atom yapısı vb.) tabidir. Bir elmadaki zerre ile bir yıldızdaki zerre, aynı evrensel sistem, ahenk ve ölçü ile hareket eder.
Bu küçücük zerre, bütün kâinat ile bu denli uyumlu, senkronize ve çatışmasız bir bağ kurabiliyorsa; bu, onu ve tüm kâinatı yaratan İlah'ın, tek ve biricik olduğunu gösterir. Eğer birden fazla yaratıcı olsaydı, o zerre üzerinde birbiriyle çatışan, farklı tarzda veya düzensiz kanunlar görülürdü. Zerredeki bu mutlak ahenk ve bütünsel birlik, Sanatkâr'ın Vahdaniyetini (Birliğini) ispatlar.
Özetle: En küçük parçacık bile, kendi mükemmel sanatıyla (ihtiyaç duyduğu Zorunlu Varlığı) ve tüm evrenle olan ahenkli bağlantısıyla (Yaratıcının Birliğini) ispat eden iki güçlü şahittir.