“Hem madem şu dünyanın pek çok âsârı ve mâneviyâtı ve meyveleri…” Kanun-u adlin ucunun gösterildiği bu paragrafı izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Adl ismi iki mânâya geliyor: Birisi her hak sahibine hakkını vermek, ikincisi ise zalimleri cezalandırmak.

Adaletin birinci mânâsı bu dünyada bütün varlıklarda açıkça kendini gösteriyor.

“Daire-i imkânda daha ahsen yoktur.” Yani her varlık kendi mahiyetine ve göreceği vazifelere en muvafık şekilde yaratılmış, gerekli bütün cihazlarla donatılmıştır. Bunun sonsuz denecek kadar çok numunesi vardır. Sadece üç misal verelim: Kuşlar rahatlıkla uçabilmekte, balıklar külfetsiz yüzebilmekte, Güneş de gezegenlerini rahatlıkla çevresinde döndürebilmektedir.

İhkak-ı hak üzere, midenin hakkı olan rızıklar, gözlerin hakkı olan ışıklar, kulakların hakkı olan sesler bütün canlılara mükemmel ve eksiksiz olarak verilmektedir. Zerrelerin de yaptıkları hizmete ve tesbihat-ı Rabbaniyeye mükâfaten ahiret âleminin binasında kullanılması Allah’ın adalet ve hikmetinin gereğidir.

Şualar isimli eserde geçen şu cümleleri de hatırlamak faydalı olacaktır:

“Hem kâinatı bütün mevcudatıyla mizanı altına alan ve bütün ecram-ı ulviye ve süfliyenin muvazenelerini idame ettiren ve güzelliğin en mühim bir esası olan tenasübü veren ve her şeye en güzel vaziyeti verdiren ve her zîhayata hakk-ı hayatı verip ihkak-ı hak eden ve mütecavizleri durduran ve cezalandıran bir âdiliyetin haşmetli güzelliğine bak gör.”(1)

Lem’alar isimli eserde Adl isminin tecellisi olarak şu ifadelere yer verilmektedir:

“İşte, cesed-i hayvânînin hüceyrâtından ve kandaki küreyvât-ı hamrâ ve beyzâdan ve zerrâtın tahavvülâtından ve cihazat-ı bedeniyenin tenasübünden tut, tâ denizlerin vâridat ve masarifine, tâ zemin altındaki çeşmelerin gelir ve sarfiyatlarına, tâ hayvânat ve nebâtâtın tevellüdat ve vefiyatlarına, tâ güz ve baharın tahribat ve tamiratlarına, tâ unsurların ve yıldızların hidemat ve harekâtlarına, tâ mevt ve hayatın, ziya ve zulmetin ve hararet ve burudetin değişmelerine ve döğüşmelerine ve çarpışmalarına kadar, o derece hassas bir mizanla ve o kadar ince bir ölçüyle tanzim edilir ve tartılır ki, akl-ı beşer hiçbir yerde hakikî olarak hiçbir israf, hiçbir abes görmediği gibi, hikmet-i insaniye dahi her şeyde en mükemmel bir intizam, en güzel bir mevzuniyet görüyor ve gösteriyor. Belki, hikmet-i insaniye, o intizam ve mevzuniyetin bir tezahürüdür, bir tercümanıdır.”(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, Dördüncü Şua.
(2) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, İkinci Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...