"Hem ta mutmain olsun ki; bu fena ve zeval hercümercinde beka için pek çok aynalar var ki, Kadir-i Hakîm zaillerin hüviyetlerini onlarda tersim edip ipka ediyor." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kâinat sarayında sergilenen eşya, fenaya gidip yok olmuyor. Bütün mevcudat birçok cihetten kayıt altına alınıp, bekaya yani sonsuzluğa mazhar ediliyor.

Mevcudatın ve hadiselerin beş çeşit hıfzedilme şekli bulunuyor:

1. İlahi ilimdeki ayan-ı sabite, yani Üstad'ın ifadesi ile vücud-u ilmi ve manevidir ki her şeyin kaydı burada bulunmaktadır.

2. Ezelî ilmin bir tecellisi olan levh-i mahfuzdur ki, her şey burada da kayıtlıdır. Lakin maddi ve harici bir cisim şeklinde değil, ilmi ve manevi bir şekildedir.

3. Kiramen kâtibin meleklerinin her şeyi kaydetmesi.

4. İnsanların kendi hafızasında kaydedilmesi.

5. Cennette eşyanın aynı ile iade edilip, orada bir müze şeklinde bulunmasıdır. Evet, kâinattaki her şey ahirette bir menzil olup, hatıra nevinden aynı ile muhafaza edilecektir.

İnsan cennette dünya ve dünyadaki hadiseleri seyretmek isteyecektir. Bu yüzden kâinatın her ahvali kayıt altına alınıyor, ta ki cennet ehli dünyadaki manzaraları seyredilebilsinler...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.045
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Hll127

Cennette eşyanın aynı ile iade edilip, orada bir müze şeklinde bulunmasıdır. Bu sonuca nasıl varabiliyoruz? Delilimiz ne olabilir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

İşte bu güzel mevcudatın bir an görünmesiyle kaybolması ve birbiri arkasından gelip geçmesi, menâzır-ı sermediyeyi teşkil etmek için bir fabrika tezgâhları hükmünde görünüyor. Meselâ, nasıl ki ehl-i medeniyet fâni vaziyetlere bir nevi beka vermek ve ehl-i istikbale yadigâr bırakmak için, güzel veya garip vaziyetlerin suretlerini alıp sinema perdeleriyle istikbale hediye ediyor; zaman-ı maziyi zaman-ı halde ve istikbalde gösteriyor ve derc ediyorlar. Aynen öyle de, şu mevcudat-ı bahariye ve dünyeviyede kısa bir hayat geçirdikten sonra, onların Sâni-i Hakîmi, âlem-i bekaya ait gayelerini o âleme kaydetmekle beraber, âlem-i ebedîde, sermedî manzaralarda onların etvâr-ı hayatlarında gördükleri vezâif-i hayatiyeyi ve mucizât-ı Sübhâniyeyi menâzır-ı sermediyede kaydetmek, mukteza-yı ism-i Hakîm ve Rahîm ve Vedûddur.

Herbir şey, cüz'î olsun, küllî olsun, vücuttan gittikten sonra-hususan zîhayat olsa-çok hakaik-i gaybiye netice vermekle beraber, âlem-i misalin defterlerinde olan levh-i misalî üstünde etvâr-ı hayatı adedince suretleri bırakıp, o suretlerden mânidar olan ve mukadderât-ı hayatiye denilen sergüzeşt-i hayatiyeleri yazılır ve ruhaniyata bir mütalâagâh olur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...