"Her milletten ziyade hırsla dünyaya saldıran Yahudi milletinin zillet ve sefaleti, bu hükme bir şahid-i katı’dır." Yahudiler güçlü ve zengin görünüyorlar, ne dersiniz?
Değerli Kardeşimiz;
O dönemlerde ya da tarihin büyük bir kısmında Yahudiler, çoğu ülkede dağınık halde yaşayan azınlıklar konumundaydılar. Avrupa'da ve Orta Doğu'da çeşitli baskılara, katliamlara ve ayrımcılığa maruz kalmışlardı. Birçok Yahudi, yaşadıkları ülkelerde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor, ciddi bir siyasi güce sahip olamıyor ve genellikle ekonomik olarak da zayıf durumdaydılar. Ticaretle uğraşan bir kesim olsa da bu durum genel bir refah ve siyasi güç anlamına gelmiyordu.
Siyonist hareket yeni yeni filizlenmekle birlikte, henüz bir devlet kurma aşamasından çok uzaktaydı ve büyük çaplı bir göç de henüz gerçekleşmemişti.
Dolayısıyla, Üstad Hazretlerinin "zillet ve sefalet" vurgusu:
Kendi vatanlarına sahip olmamaları, farklı coğrafyalarda azınlık olarak yaşamaları ve devletler nezdinde yeterli siyasi temsil gücüne sahip olamamaları anlamına geliyordu.
Yaşadıkları toplumlarda dışlanma, aşağılanma ve zaman zaman fiziksel saldırılara maruz kalmaları.
Geniş kitlelerin fakirlik içinde yaşaması, belirli ticaret alanlarında başarılı olanların azınlıkta kalmasına işaret ediyor.
Dışarıdan bakıldığında bazı Yahudilerin ticari zekası ve maddi birikimi olsa da bu durumun onları ilahi rızadan ve manevi huzurdan uzaklaştırdığı ve dolayısıyla uzun vadede toplumsal ve manevi bir zillet içine atmıştır.
"Varlık içinde yokluk" sözü de bu inceliğe işaret ediyor, para ve hazinelere nöbetçilik edip onlardan istifade edememe bir zillet ve sefalettir. Paraya ve hazinelere sahip olsalar bile onlardan gerçek anlamda istifade edememe, onların kölesi olma hâli bir zillet ve sefalettir.
Kişi maddi varlıklar edinir, ama bunları sadece biriktirir, istifade etmez veya paylaşmaz. Sanki malın kendisi ona değil, o mala hizmet ediyormuş gibi bir durum. Bu, zenginliğin getireceği manevi rahatlık ve toplumsal fayda yerine, bir tür esarete dönüşmesidir.
Malın kendisi bir amaç haline geldiğinde, ondan elde edilebilecek asıl faydalar (ihtiyaçları karşılama, huzur bulma, sadaka verme, hayırda kullanma) göz ardı edilir. Bu da bir tür yokluktur, çünkü varlık amacına hizmet etmiyor.
Maddi hırsın aşırıya kaçması, insanı manevi değerlerden uzaklaştırır. Ne kadar zengin olursa olsun, kalpteki boşluk, hırsın getirdiği doymazlık ve sürekli daha fazlasını isteme hâli, aslında bir sefalettir. Gerçek huzur ve mutluluk, paranın ötesindeki değerlerde bulunur.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Risale-i Nur’da Yahudilerle ilgili olumsuz ifadeleri antisemitizm olarak anlamak mümkün müdür?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü