"Belki o rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile makusen mütenasiptir." Ayette "İnsan için ancak çalıştığı vardır." buyuruluyor. Nasıl anlamalıyız?
Değerli Kardeşimiz;
"Belki o rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile mâkûsen mütenasiptir. Çünkü çocukların iktidar ve ihtiyarı geldikçe rızkı azalır, uzaklaşır, sakilleşir."
اَلْقَنَاعَةُ كَنْزٌ لاَ يَفْنىَ hadisinin sırrıyla, kanaat bir define-i hüsn-ü maişet ve rahat-ı hayattır. Hırs ise, bir maden-i hasâret ve sefalettir." (Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a.)
Çalışmak rızkın bir şartıdır, rüknü değildir. Şayet çalışmak rızkın rüknü olmuş olsa idi, çalışmaya güç yetiremeyen herkesin açlıktan ölmesi gerekirdi. Oysa yavrular, hastalar, engelliler gibi çalışmaktan aciz olanlar da bir şekilde besleniyorlar.
Çalışmak şartı, çalışmaya elverişli olanlar için bir şart-ı adidir. Ve çalışmanın şart kılınması, insanın kendine bir meşguliyet olması içindir. Yoksa insan boş oturmaktan sıkılacak ve bizar kalacaktı. Bu yüzden Allah, çalışmayı rızka bir şart-ı adi yapmıştır.
Allah’ın iki ayrı kanunlar manzumesi vardır. Biri Kur’an’ın hükümleri; diğeri ise, şeriat-ı tekvinî ve sünnetullah da denilen tabiat kanunlarıdır. Kur’an hükümlerine itaat ve isyan edenler mükâfat ve cezalarını ekseriyetle ahirette görecekler, tekvinî şeriata uyanların yahut uymayanlar ise karşılıklarını bu dünyada görüyorlar. Mesela tembelliğin cezası sefalettir.
Beşeriyetin maddi ve manevi saadet ve terakkisini temin edecek en mühim sebep çalışma ve gayrettir. Tembelliğin İslâm’da asla yeri yoktur. İnsanın ruhen terakkisi iman ve irfan iledir. Ahiret hayatının saadeti ve rahatı hayır ve hasenatla mümkün olacağı gibi, dünya hayatının da huzur ve refah içinde geçmesi yine say ve gayretle mümkündür.
Sadece kevnî şeriata uyup İslam şeriatını terk eder isek, dünyada geçici ve yalancı bir rahatlık yaşar, ebedî saadeti kaybetmiş oluruz. Öyle ise her iki âlemde rahat edip perişan olmamak için, her iki şeriata da uymak zorundayız.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Sa’yin sevabı olur servet." ifadesi ile nasıl anlayabiliriz?
Burada kainatta her şeyin sebep sonuç zinciri içinde işlediği ve bu sebeplere uyulması gerektiği ifade ediliyor. Tembelliğin cezası yani sonucu fakirlik ve sefalet iken çalışkanlığın ve sebepler zincirine uymanın mükafatı ise servet ve zenginlik deniliyor. Yani servet ve zenginlik adetullah açısından çalışmaya bağlanmıştır.
Ben acizim zayıfım deyip çalışmayı ve sebepleri terk edersen rızık senin ayağına gelmez bu adetullaha meydan okumak anlamına gelir. Allah rızkı çalışmaya ve sebeplere riayet etmeye bağlamıştır.
İnsan her ne kadar çalışsa, sebeplere riayet etmiş olsa da rızık tamamen insanın iktidar ve çalışması ile yoktan var edilmiyor çalışmak rızkın yüz şartından sadece birisidir geri kalan doksandokuz şartı Allah’ın elindedir o dilemedikçe izin vermedikçe insan rızkı elde edemez. Ama alelekser adetullaha riayet edip çalışana rızkı ve zenginliği veriyor.
Bunun yanında zayıf ve acizleri de en güzel şekilde besliyor. Mesela bebeğin acizliği tembellik ve çalışmayı terk etmek demek değildir ki rızık ona zorlaşsın. Elinde olmadan aciz olanları Allah en güzel şekilde besleyip rızıklandırıyor. Bitki ve hayvanlarda, bebeklerde bu daha parlak bir şekilde görünüyor. Bazen insan kibir ve gurura kapılmasın, rızkı tamamen sebeplerden bilmesin diye aciz ve zayıf insanlara da zenginlik ve servet verebiliyor. Çok uyanık ve zekilerin aciz ve aptal adamların yanında çalışması gibi. Bu mana ve hüküm genel çalışma ve sebeplere riayet etme prensibini bozmuyor. O öyle bu böyle arada hassas bir denge var.
Madem rızık ile iktidar makusen mütenasip deyip çalışmayı terk edip tembellik yapmak doğru olmaz.
Ayrıca zenginlik rızıktan farklıdır rızık herkesedir ve geneldir ama zenginlik azim ve çalışmaya bağlı hususi bir durumdur. Yani rızık herkese veriliyor özellikle aciz ve zayıflara daha kolay daha güzel bir şekilde ama zenginlik öyle değil o çalışma ve gayrete bağlanmış o olmadan genelde verilmiyor.