"Her okuduğum bir kelime ve dua da ve münâcât da şuurlu ve şiddetli oluyor... Tesbih ve zikri bütün mânâsıyla şuurlu bir surette söyledikleridir." Bu şuura sahip olmak için ne yapabiliriz?
- Acz ve zaaf ölçüsünde dua kabule yakın mı oluyor?
Değerli Kardeşimiz;
"Bu Ramazan-ı Şerifte acz ve zaafı ve fakr ve ihtiyacı tam hissedip, Cenab-ı Hakka iltica etmek, bir surette intibah ve heyecan ve şuur ve şiddet verdi. Ramazan-ı Şerifte şimdi okuduğum münacatların okunmasına bu hadise mühim bir kuvvet oldu. Zaten musibetler, dergâh-ı İlâhîye sevk etmek için birer kader kamçısıdır. Her okuduğum bir kelime ve dua da ve münacat da şuurlu ve şiddetli oluyor. Resmî ve ruhsuz olmuyor. Sahâbelerdeki ibadetlerinin sırr-ı tefevvuku bu noktadandır. Tesbih ve zikri bütün mânâsıyla şuurlu bir surette söyledikleridir."(1)
İbadetlerimizin keyfiyeti, imanımızın kuvveti ve tefekkürümüzün derinliği nisbetindedir. İmanımız ne kadar tahkiki, tefekkürümüz ne kadar kuvvetli ise, ibadet ve dualarımız da o nisbette canlı ve keyfiyetli olur.
Bu zamanda imanımızı tahkiki, tefekkürümüzü kuvvetli yapmanın en tesirli ve en kestirme yolu Risale-i Nurları çokça okumak, anlamak ve hayata aktarmaktır. Risale-i Nur'da ne kadar derinleşir, dua ve ibadetlerimiz de o derece şuurlu ve keyfiyetli olur.
Diğer bir husus, ibadetlerde her an şevk ve zevk aramak doğru değildir. Zira ibadetler ne kadar meşakkatli bir halette yapılırsa, o kadar sevaplı ve kıymetli olabiliyor. Yani şevk ve zevk ibadetin keyfiyet seviyesi değildir. Hatta bazı evliyalar şevk ve zevki zafiyet olarak değerlendirmişler. Yani şevk ve zevk zayıf insanları ibadete teşvik etmek için verilir, demişlerdir...
İnsan acizliğini ve fakirliğini ne kadar hissederek dua ederse, o nisbette kabule yakın oluyor. Musibet ve sıkıntılar ise, insana aczini ve fakrını hatırlatan mühim bir kamçıdır. Bunlar olmadan insan kolay kolay aczini ve fakrını hissedemiyor. Dolayısı ile duası da resmî ve ruhsuz oluyor.
Şuur ve şiddet ise, insanın acz ve fakrını anlama ve hissetme derecesidir. İnsan acizliğini ve fakirliğini ne kadar derinden anlar ve hissederse, duası da o kadar şuurlu ve şiddetli olur. Mesela, zorda kalmış bir insanın duası ile bir eli yağda bir eli balda olan adamın duası aynı derece ve keskinlikte olamaz.
Hakikaten musibetler, dergâh-ı İlâhîye sevk etmek için birer kader kamçıları hükmündedir.
(1) bk. Barla Lahikası, (225. Mektup)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü