"Herhangi bir dinsiz okusa ve tamam manasıyla anlasa, imana geliyor." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Ve her bir risale, tek başıyla bir mürşid-i ekmeldir. Kalbi bozulmamış herhangi genç, bir risaleyi alıp dikkatle ve teslimiyetle okusa, daire-i inkıyâda geliyor, ıslah oluyor. Herhangi bir maddiyun bir risaleyi alıp okursa, iman etmezse de hiçbir bahane bulamıyor. Herhangi bir dinsiz okusa ve tamam mânâsıyla anlasa, imana geliyor. Herhangi bir feylesof okusa, 'Bundan daha yüksek akıl olamaz ve akıllar toplansa bunun fevkine çıkamaz, akıl buna yol bulamaz.' diyor." (Barla Lahikası, 132. Mektup)
Bu cümle, bir önceki cümlede geçen materyalistin bahanesiz kalması tespitinin bir adım ötesine geçerek, Risale-i Nur’un ruhlar üzerindeki nihai ve mutlak dönüştürücü gücünü ilan eder. Önceki cümle aklın susturulmasını (ilzam) anlatırken, bu vecize kalbin fethedilmesini ve teslimiyetini (ikna) müjdeler. Bu iddialı ve umut dolu ifadeyi şu başlıklar altında tahlil edebiliriz:
1. "Herhangi Bir Dinsiz..." (Ön Yargı Duvarının Aşılması)
Burada dinsiz ifadesiyle, sadece dinin kurallarına uymayan biri değil; bir yaratıcıya, ahirete veya vahye tamamen inanmayan, dini tamamen hayatının dışında tutan bir profil kastedilir.
Herhangi bir vurgusu, bu kişinin geçmişi, kültürü, inançsızlığının derecesi veya ideolojisi ne olursa olsun fark etmediğini söyler. Hakikat evrenseldir ve doğru metotla sunulduğunda her insanda karşılık bulma potansiyeline sahiptir.
2. "...Ve Tamam Manasıyla Anlasa..." (Nitelikli Kavrayış Şartı)
İfadenin en kritik anahtarı burasıdır. Dönüşümün gerçekleşmesi, sadece sayfaları çevirmekle veya kelimeleri yüzeysel olarak okumakla mümkün değildir.
Zihinsel Prangaları Kırmak: Tamam manasıyla anlamak; ön yargılardan sıyrılarak, metnin kurduğu muazzam mantık örgüsünü kavrayarak, getirilen delillerin neye tekabül ettiğini derinlemesine idrak etmek demektir.
Mesajın Ulaşması: Risaleler Kur'an'ın bu çağa bir tefsiri olduğu için, onun mesajı bir insana tam ve berrak bir şekilde ulaştığında, o güne kadar zihnini kurcalayan tüm varoluşsal sorular (Ben kimim? Neciyim? Nereye gidiyorum?) cevabını bulur.
3. "...İmana Geliyor." (Fıtratın Hakikatle Buluşması)
İslam inancına göre her insan fıtrat üzere, yani inanmaya yatkın bir özle doğar. İnançsızlık aslında fıtrata aykırı, insan ruhunu sürekli hırpalayan ve taşıması zor bir yüktür.
Ruhun İlacı: Bir dinsiz, eserlerdeki hakikatleri tamam manasıyla anladığında, aklı sarsılmaz delillerle ikna olurken, kalbi de o güne kadar çektiği hiçlik ve anlamsızlık azabından kurtulur. Risalelerin sunduğu marifetullah dersi, ruhun açlığını tam olarak doyurduğu için, kişi âdeta kendi özüne döner ve imana gelir.
Zorlama Değil, Gönüllü Teslimiyet: Bu iman ediş, felsefi bir mağlubiyetin getirdiği eziklikle değil; aradığı hazineyi bulmuş bir insanın yaşadığı büyük bir rahatlama, sevinç ve gönüllü bir hayranlıkla gerçekleşir.
Özetle bu vecize; Risale-i Nur’un kaleme alınış gayesinin en tepesindeki hedefi gösterir: İman kurtarmak. Eserlerin, en uzak ve en katı inkâr kutbunda yer alan bir insanı bile, eğer ön yargısız bir şekilde anlamaya çalışırsa, karanlıklardan çıkarıp imanın aydınlığına ulaştırabilecek evrensel bir anahtar ve manevi bir irşad dehası olduğunu vurgulamaktadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü