Hizmette bazı kardeşlerimiz, diliyle insanı incitmeyi âdet haline getirmişse, ondan zarar görünüyorsa, bu kardeşimizle fazla samimi olmamak uygun olur mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nurlar; Hakîm ve Rahim ismine mazhar olduğu için, talebelerinin de hikmet ve şefkate muvafık hareket etmesi gerekir.

Hikmet; bu hususta en salim ve mükemmel yolun takip edilmesi demektir. Yani kusurları ve hataları düzeltme noktasında öyle hikmetli hareket edeceğiz ki, ne o kardeş zarar görsün, ne de cemaat zarar görsün. Hatalı insanları dışlamak, aksu’l-amel yapar ve hizmete daha büyük zararlar verilir. Bu da hikmet mesleğine pek uygun düşmez.

Nur Talebeleri şefkat ile hareket etmek zorundadır. Zira mesleğimiz şefkat mesleğidir. Hatalı kardeşleri dışlamak şefkate de aykırı bir durumdur. Şefkat; ihsan ve güzellikle ıslah etmeyi gerektiriyor. Yani hataları düzeltirken yumuşak ve güzel bir yolla düzeltmeliyiz. Kırıcı ve sert bir yolla ıslah etmek, şefkate uygun düşmüyor.

Hatalı kardeşin o eksik yönlerini fazla açmamak, o noktada üzerine gitmemek şeklinde onu hizmette muhafaza edebiliriz. Yani niza çıkacak noktalar üstünde durmamak, en güzel bir ıslah yoludur. Şayet o kardeş ehl-i insaf birisi ise, küsüp darılmayacak bir yapısı varsa, ehemmiyetli noktalara ve mühim vazifelere getirilmemelidir.

Bir kardeşimizin hatası varsa, yere batırılmaz. Belki o, istikbalde emsallerinden çok daha ileri geçip, terakki edebilir. O halde kusurlarımız ile birbirimizi batırmaya, hatalarımızı açığa vurmaya gidilmemelidir. Bu düsturlara göre hareket edersek fayda göreceğiz. Öyleyse takip edeceğimiz yol, müsbet ha­rekettir, müsbet konuşmaktır. Tatlı, makûl, yerinde ve hilmle konuşmaktır.

İnsan vücudundaki bir azadan ruh çekilse, artık o uzuv çalışamaz, felc olur. Vücud sıhhati için ruhun bütün azalarla teması şarttır. Risale-i Nurlar bizim ruhumuz, bizler de onun azaları hükmündeyiz. Bir kardeşimizin kopup gitmesi ile bir mücevherat kaybediyoruz. Giden bizden gidiyor. Bir insa­nın kolunu kaybetmesi ne ise, bizler için davamız noktasından bir insanın kaybedilmesi de odur. Bir kardeşimiz gidince bir azamız felc olur.

Bir hatip bir camide konuşur, sair camilere hoparlör bağlanır. Böylece bir ses binlerce yerlerde dinlenebilir. Bir camide hoparlör bozulursa, o camiye ses gitmez. Bu misal gibi her bir kardeşimiz bir hopar­lör hükmündedir. Bir memleketteki bir Nur talebesinde arıza olursa, oraya sesimiz gitmez olur. Hâlbuki senin maksadın her camideki cemaate sesini duyurmaktır. Öyleyse vazifemiz hoparlöre hürmet etmek ve onu muhafaza etmektir. İnsan bozulan bir alete kızmaz ve küsmez. Belki onu tamir eder. “Niye bozuldu?” diye çekiçle kafasına vurursan, külliyen onu kaybedebi­lirsin. Kızmaktan ziyade tutmak, hiddetten ziyade muhabbet ve şefkat ile tedavi etmek gerekir. Hamiyet ve dava ruhu bunu gerektirdiği gibi, masla­hat ve akıllılık da budur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...