"Hodbin, mağrur insanlarla ihtilata mecbur olduğumdan -Cenâb-ı Hak affetsin- mürüvvetkârane bir surette riyaya ve tabasbusa da mecbur oluyordum." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İKİNCİSİ: Ben itiraf ediyorum ki, hizmet-i Kur’âniyedeki kemal-i ihlas ve sırf livechillah için hizmeti, iki vaziyetim ihlal ediyordu. Şiddetli bir tokat yedim. Çünkü ben bu memlekette garip hükmündeyim, garibim. Hem, şekva olmasın, Üstadımın en mühim bir düsturu olan iktisada ve kanaate riayet etmediğimden, fakr-ı hale mâruzum. Hodbin, mağrur insanlarla ihtilâta mecbur olduğumdan -Cenâb-ı Hak affetsin- mürüvvetkârane bir surette riyaya ve tabasbusa da mecbur oluyordum. Üstadım çok defa beni ikaz ve ihtar ve tekdir ediyordu. Maatteessüf kendimi kurtaramıyordum. Halbuki, Kur’ân-ı Hakîmin ruh-u hizmetine zıt olan bu vaziyetimden şeytan-ı cinnî ve insî istifade etmekle beraber, hizmetimize de bir soğukluk, bir fütur veriyordu." (Lem'alar, Onuncu Lem'a.)

Şamlı Hafız Tevfik Ağabey zamanında iktisat ve kanaate riayet etmediğinden fakir bir hale düşmüş ve maddi imkânsızlıklar yüzünden, kendini beğenmiş mağrur insanlarla muhatap olmak, yani onlardan bazı menfaatler ummak zorunda kalmış. Bu da ister istemez o alçak insanlara karşı bir riya ve tabasbus hâli oluşturmuş.

"Mürüvvetkârene" tabiri, insanlarla iyi geçinme haline deniliyor. Lakin zalim ve mağrur insanlarla mürüvvet etmek, yani iyi geçinmek ancak tabasbus yani yalakalık etmekle olabilir. Yoksa mert ve halis birisinin bu adamlar ile mürüvvet etmesi mümkün değildir.

Kısacası Şamlı Hafız Tevfik Ağabey o tip insanların gözüne girmeye, onlara şirin görünmeye kendini mecbur hissetmiş ki, bu gibi pespaye haller ile Risale-i Nur gibi yüce ve izzetli iman hizmeti bir arada olmaz ve birbiri ile bağdaşmaz.

Şamlı Hafız Tevfik Ağabey bu halden kurtulmak için şefkat tokadına maruz kalıyor ve o hallerden kurtuluyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...