"Hüsrev’in imzasıyla Reis-i Cumhura verilen telgraf, bir ihtimali var ki; Ankara’da Küçük Hüsrevler,.. Kur’ân’ı fotoğrafla tab’ etmek..." Burada mevzular farklı gibi, izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Benim vefatımdan sonra, benim emaneten elimde bulunan Risale-i Nur sermayesi hem mu'cizatlı Kur'anımızı tab'ettirmek için Eskişehir'de muhafaza edilen sermaye (haşiye: on bin lira), o Kur'anın tevafukla ve fotoğrafla tab'ına ait."(1)
Yukarıdaki paragraf ile sualdeki paragrafı beraber düşündüğümüzde, mevzu şöyle anlaşılabilir. Bu da suale inşaallah bir cevap mahiyetinde olur.
Hüsrev Ağabeyimizin güzel hattı ile yazmış olduğu Kur'an-ı Kerim; Üstadımızın Kur'an-ı Kerim'in gözle görülen mu’cizesinin ve tevafukunun zuhur edebilmesi için tarif ve tayin ettiği ölçü ve kıstaslar muvacehesinde ortaya çıkmıştır. Yani sadece gözünün gördüğüne inanan avamın ve bazı insanların; Kur'an-ı Kerim'in Allah kelamı olmasına dair apaçık ve rahatlıkla müşahede edilen yazılışındaki i’cazı ve mu’cizeliği, bu şekilde Muazzez Üstadımız'ın tensib ve takdiri ile rahmetli Hüsrev Ağabeyimizin hüsn-ü hattı sayesinde ortaya çıkmıştır.
Isparta Nur talebelerinin mektubunda bu mazhariyet şöyle ifade edilmiştir:
"Risale-i Nur'un kahraman bir kâtibi olan Hüsrev'e 'Yaz' emir buyurulmasıyla, Levh-i Mahfuz'daki yazılan Kur'an gibi yazılması..."(2)
Bu fevkalade bir hizmettir. Üstteki paragrafta anlaşıldığı üzere, Üstadımızın vefatından sonra bu tevafuklu Kur'an'ın neşredilmesi ve tab’ edilmesi düşünülmüş, bu hizmet için de Risale-i Nur'un kazancından hâsıl olan bir miktar, bu niyetle Eskişehir’de muhafaza edilmiştir.
Hüsrev Ağabey ise, Risale-i Nurları aynı hassasiyetle el yazması tarzında çoğaltıyor ve fevkalade yayılmasına vesile oluyordu. O zaman yazmanın daha mühim olması hasebiyle Üstadımız ağabeyleri bu hizmete teşvik etmiştir.
Bu hizmeti birinci derecede hakkıyla ifa eden ve yayılmasına ciddi vesile olan ise Hüsrev Ağabey ve onun yetiştirdiği talebelerdir. Zamanla bu talebeler bu metotta ve anlayışta gelişmiş, hizmeti büyütmüş ve Risale-i Nurları yazma merkezli bir ekol teşkil etmişlerdir.
Hüsrev Ağabeyimiz tevafuklu Kur'an'ı, Üstadımızın tayin ve tespit ettiği tarzda yazıp ikmal edince; bir an evvel tab’ edilip basılması için biraz acele hareket edilmiştir. O zamanın şartlarında bu gibi hizmetler suç sayıldığından, alenen ve resmen basmak mümkün değildi. Belki de bu sebebe binaen Üstadımız vefatından sonra basımını münasip görmüş idi. Hüsrev Ağabeyimiz ise tek çıkar yol olan bu nadide eseri Reisi Cumhurun makamına takdim edip müsaade alabilmek için harekete geçtiği anlaşılıyor. Bunun için de cumhurbaşkanını bilgilendirmek için Isparta'dan bir telgraf çekmiş.
Ankara'da bulunan ve kendisine tabi olan talebeleri de harekete geçirerek, bu telgrafın mahiyetini Cumhurbaşkanlığına arz etmek üzere Ankara'da tab’ etme hazırlığı başlamış olabilir. Onu da Üstadımız "Ankara'daki Küçük Hüsrevler" diye ifade etmektedir.
Bu mesele duyulunca Üstadımız meraklanıyor, konuyu bu şekilde nazara vererek işin aslını, esasını, gönderilen telgrafın mahiyetini ve muhtevasını talebelerinden öğrenmek istiyor. Mesele bundan ibaret olsa gerek...
Dipnotlar:
(1) bk. Emirdağ Lahikası-II, 145. Mektup.
(2) bk. Şualar, On Birinci Şua, On Birinci Meselenin Haşiyesinin Bir Lahikası.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü