Hüve Nüktesi'nde, hava zerrelerinin telsiz, radyo vs. dalgalarını ilettiği yazılmış; hâlbuki elektromanyetik dalgaların yayılması için havaya ihtiyaç yoktur. Bunu nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur’larda sesin hava zerreleri ile nakledildiği ifade ediliyor. Bunun, sesin hava dalgaları ile nakledildiği görüşü ile tenakuz teşkil eden bir tarafı yoktur. Zaten hava dalgaları da hava atomları ile yapılmaktadır.

Risale-i Nur’lar bir fen kitabı olmadığı için, ondan birtakım fennî izahlar yapmasını beklemek ya da fenden bahseden eserler ile mukayese etmek doğru değildir.

Bilindiği gibi, sesin nakli hava ile olmaktadır; havasız yerde ses de olmaz. Kablolu telefonla görüşme yaptığımızda, havadaki ses titreşimleri mikrofon yoluyla elektrik akımına dönüştürülür. Bu akım, karşı taraftaki kişinin kulaklığında tekrar hava titreşimine, yani insan kulağının hissettiği sese dönüştürülür.

Televizyonla, internetle yahut telsiz telefonlarla ses nakli ise elektromanyetik dalgalarla sağlanmaktadır. Müsbet ilimlerde mütehassıs ilim adamlarının ekseriyeti, manyetik dalgaların boşlukta da yayılabildiklerini söylerken, diğerleri bu yayılmanın esir maddesiyle olduğunu söylüyorlar.

Esir, “görülmeyen, latif ve elastikî” bir maddedir. Bizim boşluk dediğimiz her yer, aslında bu madde ile doludur. Önceleri ilim adamları esir maddesini hiç kabul etmezlerdi. Şimdi ise, bir kısım ilim adamları, azınlıkta kalmakla birlikte, esiri kabul etmektedirler.

Esir maddesini kabul edenlere göre, bir atomun çekirdeği ile elektronları arasındaki boşluk da, yıldızlar arasındaki boşluklar da esir ile doludur. Bu görüşe göre, havanın ses dalgalarını iletmesine benzer bir şekilde, elektromanyetik dalgalar ve ışık da esir denilen bu teşekkül sayesinde iletilmektedir.

Şu var ki, bu faaliyetler havasız yerlerde de cereyan ederler; hatta daha kolaylıkla ve daha süratle.

Nur Külliyatı’nda geçen çok ehemmiyetli bir kaide vardır:

“Mânâ-yı harfi, kasdî hükümlere mahkûm-u aleyh olamaz ve o mânâ-yı harfînin inceliklerinde tedkikat yapılamaz. Fakat mânâ-yı ismî, sadık, kâzib, her hükme mahal olur.” (Mesnevi-i Nuriye)

Buna göre, bir hâdiseden Allah’ın varlığına, birliğine, ilim ve kudretine delil olarak söz ediyorsanız, ondaki bazı bilgilerin asrın fennine uygun olup olmaması neticeyi değiştirmez.

Meselâ, Üstad hazretleri, yeryüzünde dört yüz bin nev’i nebatat ve hayvanatın birlikte yaratılmalarına, terbiye görmelerine, silahlanmalarına, tâlim ve terhislerine dikkat çekmekle İlahî irade ve kudretin haşmetli icraatını nazara verir. Daha sonra bu rakam bir buçuk milyon olarak nazara verildi, şimdi ise üç milyondan söz ediliyor.

Meselemiz, hayvanların yahut bitkilerin tür sayısını tespit etmek olsa, bu konuya “mânâ-yı ismiyle” bakmış oluruz. O takdirde, rakamların doğruluğu ehemmiyet kesbeder.

Üstadın nazara verdiği mesele, türlerin sayısı değil bu kadar tür canlının mükemmel bir nizam içinde birlikte yaratılmaları ve idare edilmeleridir.

“Hüve nüktesi”ni de bu şekilde değerlendirmek gerekir. Havada bu kadar çok işin birlikte görülmesi İlâhî hikmet ve kudretin en açık bir delilidir. Bunların bir kısmının bizzat hava zerrelerince, bir kısmının ise esir maddesiyle yahut doğrudan manyetik dalgalarla tahakkuk etmesi neticeyi değiştirmez.

“Esir” maddesini kabul etmeyip, manyetik dalgaların boşlukta da yayılabileceğini müdafaa eden ilim adamları da “hüve nüktesini” okuyup, manyetik dalgalara o nazarla bakmalı ve o dalgaların sonsuz işleri birlikte görmelerinde tecellî eden İlahî irade ve kudreti hayretle seyretmelidirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

seres60
Kardeşim boşlukta yayılan bir şeyi acaba atomlar yayabilirmi? Yaymayabilirdi.Mesela o atomlar ; 1.Sağa sola parça parça aktarabilirdi, veya 2.dengesiz yayabilirdi, veya 3.ayna vasıtası gibi hiç yaymayabilirdi. veyahutta 4.çok dengesiz haller sergileyebilirdi. Amma görülüyorki bütün zerreler Rabb-i Rahimlerine emirber olmuş "Lebbeyk Rabbim" deyip şaşırmadan emre her an itaat ediyorlar.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
himyata
bu münasebetle şunu ifade etmek istiyorum ki; fununu ekvanında ıslahı elzemdir. bahusus zamanımızda tedris edilen fen kitablarının manayı harfi ile KUR'ANIN ALLAHDAN BAHSETMESİ GİBİ o fenlerden bahsetmekte zatı sıfatı ve esmaülhüsnayı talim ve tedris ederek imanımızı kuvvetlendirmeliyiz. felsefe değil kur'an medeniyetini talim edelim. himyata
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
1991
Üstad bir eserinde uzay boşluğunda esir maddesinin elektiriği ilettiğini söylüyor. Elektromanyetik dalgalar da elektirik gibi düşünülebilir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Mustafa NUTKU
Risale-i Nurlar her yaş, bilgi, tahsil, zeka, anlayış, cinsiyetteki insanlara verilen küllî iman dersidir. Bu ders, üniversitede fizik veya başka bir fen dersi verir gibi verilirse, ancak çok sınırlı bir insan topluluğuna verilmiş olur. Halbuki tüm insanların bu derslere ihtiyacı vardır. O zaman, Kur'an'ın da bu mevzudaki uslubuna uygun olarak, dersin umuma hitap edecek tarzda verilmesi icabeder ve öyle verilmiştir. Kur'an'ın kâinattan bahsetmesi nasılsa, Risale-i Nur'un kâinattan bahsetmesi de öyledir. Her ikisinde de asıl maksat: Fizik, kimya, biyoloji, jeoloji vd gibi fen derslerini üniversite seviyesinde vermek değil; tüm insanların anlayabilecekleri üslup ve seviyede kâinattan misaller vererek tevhîd hakikatini ders vermektir. Risale-i Nurların fenlerden bahsetmesine, Kur'an'ın fenlerden bahsetmesine dikkat ederek ve onunla karşılaştırarak bakmalıyız. Çünkü, müellif kendisinin ancak tercümanlık yaptığını ve Risale-i Nurlar’ın aslında kendi malı olmadığını söylemektedir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
dalyandadas
Hava zerreleri ayet-ül kübra da anlatılırken yani oksijen ve hidrojenden oluşan dediğine göre kasdettiği esir olmaması gerekir . Ayrıca risale-i nura fen kitabı olarak da bakmak gerektiği kanaatindeyim..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
esertekin
Yorumcuların, soruyu dikkate almadığı anlaşılıyor. Bu soruya "elektromanyetik dalga" nın ne olduğunu bilmeden yorum yapmak, manasız tutarsız ifadelere ve savunmalara yol açıyor. Soruya en makul cevap zaten ilk bölümde verilmiş. Gelelim şahsi mütaalamıza: Telsiz vb dalgalar, atomlar vasıtası ile yayılmaz. Hava gibi bir maddenin olmadığı feza da da sorunsuz yayılır. Ancak Maddenin olduğu her yerde yayılamaz. Misal, beton bloklardan, kalın metal duvarlardan, su içinde uzun mesafelerden, yoğun manyetik alanlardan vb maddenin yani zerrelerin bulunduğu bir çok yerden, bazan hiç geçemez, bazen kısmen geçer, bazen de deforme olarak geçerek, yayılır. Ama tüm hayat alanımızı işgal etmiş olan havadan sorunsuz geçer, yayılır. Burada, havayı, telsiz dalgalarını taşıyan değil, belki her yerde iletilmesine "izin veren" zerre ortamı olarak yorumlamak daha makul olabilir. Havanın da, kurşun, demir gibi elektromanyetik iletime izin vermediğini sorun çıkardığını hayal edin, maddi anlamda yaşanacak sorunun boyutunu düşünün. Bir diğer konu "zerre" kelimesinin "atom" karşılığı kullanılması ki bu da kanaatimce uygun değil. O gün için en küçük olan "atom" idi, Bu gün ise, "foton", "kuant" vb maddenin farklı versiyonu kabul edilebilecek zerreler artık biliniyor. Dolaysı ile, üstadın zamanındaki fen bilgisi ile bu yorumu yaptığını kabul edip, ifadelerini yorumlar ile zenginleştirmek en doğrusu olsa gerek. Öte yandan, "esir" in bütün kainatı kapladığı bilinen bir "madde" olduğunun "ehl-i ilimce" ispatlanmış olduğu, "telsiz dalgalarının maddesiz iletilemeyeceği" ifadeleri de fünunu müspete açısından doğru bir ibare değildir. Madde değil ama, bel ki maddenin bir tezahür şekli olarak "enerji formu" olabilir demek lazım. Şahsi bir mütaala: Havanın, emr-i ilahiye itaati olarak, hava moleküllerinin, varlığını normalde hissetmeyeceğimiz kadar gevşek, zayıf, seyrek dağılmış bir zerreler topluluğu olmasına rağmen, 300 tonluk bir uçağa havada tutarak, fiziki kanunlar üzerinden adetullah kanununa itaatı ile bunu tezahür ettirdiğini acizane düşünüyorum.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
kazakx
Bu soruyu soran kisi Huve Nuktesini iyi okumamis. Huve nuktesinde buna benzer bir ifade yok. Iki bolum var ki belki bu soruyo cagristirabilir. Birinci kisimda radyo ve telgrafcilarla kiyas yapliyor: "...veyahut o (هُو) “Hû”daki havanın, belki unsur-u havanın herbir parçasının herbir zerresi, bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar mânevî şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun ve onların umum dillerini bilsin ve aynı zamanda başka zerrelere de bildirsin, neşretsin.". Insan teknolojisinde ne kadar kompleks bir yapiya ragmen, havanin ses naklindeki kolayligindan bahs ediyor. Ikinci kisimda ise hava unsurunun, sesin disinda baska ozelliklerine atifta bulunuyor ki bunlar da bilimle celiskili degildir: "unsur-u havanın sair ehemmiyetli vazifelerinden biri de elektrik, câzibe, dâfia, ziya gibi sair letâifin naklinde şaşırmadan, muntazaman, asvat naklindeki vazifeyi gördüğü aynı zamanda bu vazifeleri dahi gördüğü aynı zamanında". Burada elektrigin nakli (yildirim), cazibe (atom ve molekullerde van der waals cekim gucu), dafia (iyonlasmis havanin itmesi veya yuksek basinc yoluyla baska atomlari itmesi) ve ziya (isigin cesitli dalga boylarinin atom ve molekullerle etkilesimi ve atomdan atoma isigi ve isiyi yaymasi gibi) nakiller tamamiyla gunumuz bilimiyle aciklanabilir. Hatta risalelerin degisik yerlerinde Bediuzzaman hazretleri kainat boslugundaki esir maddesinde bahs eder ve isigin ve cekim gucunun esir ile nakl edildigini iddia eder ki bu da gosteriyor ki eser sahibi bu konulara vakif. Keske bu soru daha kapsamli ele alinsaydi, cunku bu sekilde cevaplandirilmasi cevabi verenin konuya ya vakif olmadigini gosteriyor veya soruyu anlayamamis ve genel bir cevap verilmis.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...