Hz. İsa'nın Deccal ile mücadelesinin izahının olduğu yerdeki ikinci ve üçüncü cihetteki devletlerden Almanya anlaşılıyor; ancak İkinci Dünya Savaşı'nda mağlup olmuş, nasıl anlayabiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ahir zamanla alakalı müteşabih hadis-i şeriflere hakikat nokta-i nazarından bakılmalı ve tevilleri öylece yapılmalıdır. Ahir zamana taalluk eden meseleler Hz. İsa (as), Mehdi (as), deccal ve süfyanlara nazar, imanın nuruyla ve basiretin gücüyle olmalıdır. Çünkü dinin müteşabihata taalluk eden kısmı; işin erbabını, manevî âlemden müktesebatı olanları, hakikat canibinden ve kader perspektifinden bakanları alakadar etmektedir. Zahire bakan, nakil ile iştigal eden, hâdiseleri siyasîlerin temayülleri ile değerlendiren, meselelere gazete manşetleriyle ya da tarih penceresinden bakanlar; hakikatten, ilahi muraddan ve gayeden uzaklaşırlar.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri asrın müceddidi ve müçtehidi olması hasebiyle; ahir zamana taalluk eden ve müteşabihat nev’inden olan rivayetlere onun te’vili açısından bakmak elzemdir. Zira sahib-i rüşd ve dava odur.

Müteşabihatla alakalı ve ahir zamana taalluk eden rivayetler; hakikat veçhesi ve gaye nokta-i nazarından bakılmakla ancak istifade edilebilir. Zira zevahir bakanları şaşırtır ve hedefte sapmalar teşekkül ettirir.

Risale-i Nur eserlerinde bu gibi meseleler değerlendirilirken; bazı izahlar ve teviller zamanla ve sebeplerle alakalıdır. Yani değişkenlik söz konusu olabilir. Zira bazı meseleler vardır ki hususidir, âmm telakki edilmesi mahsurlu olduğu gibi, âmm telakki edilenlere de has manalar vermek aynı şekilde mahsurludur.

Meselâ; Muazzez Üstadımız kapitalizm ve komunizm ile alakalı olarak “şimdilik biri necis, diğeri encestir” buyurmuştur. Necisliğin yani kapitalizmin lideri Amerika, encesliğin yani komünistliğin lideri de Rusya’dır. Üstadımız encese bedel necisi tercih etmenin daha muvafık olduğunu ifade eder. Ancak bu, zamana ve şartlara bağlı bir tercihtir. Bugün itibariyle baktığımızda şartlar o kadar değişmiştir ki; ences, necisle mübadele edilmiştir. Yani Türkiye olarak Ruslara yaklaştık, Amerika’dan mahiyeti itibariyle uzaklaştık. Zaten “şimdilik” tabiri; ifadenin umumi ve âmm olmasını engellemektedir.

İşte söz konusu suale cevap verirken, bu mantıkî yaklaşımları nazara almak icap eder.

Evet, Hz. İsa (as)’ın nüzulü bir hakikattir; neticesi ise insanlığın zulümden, küfürden ve zulmetten bir derece kurtulmasıdır. Bunun da müsebbibi hakikatte İsa (as)’ın sırrıdır. Ancak zevahirde ise; devletlerin, milletlerin ve rejimlerin kendi aralarındaki mücadeleleri ve muhasebeleridir. Bu mücadelelere ve muhasebelere muvakkat bakarsak; ahir zamanla alakalı rivayetlerin hakikatlerini anlayamayız. Zira henüz daha yolda devam edilmektedir.

Hakikat açısından bakmak;

1. Allah’ın takdiri ve tensibine itibar etmek,

2. Neticeyi bekleyerek müşahede etmektir.

Hz. İsa (as)’ın nüzulü ve Hristiyanlığın tasaffisi, bakılması icab eden birinci hakikat veçhesidir. Hak dinlerin galebe çalıp, neticede dünyanın ve insanlığın tozdan, gubardan ve her türlü batıl itikatlardan kurtulup hakikatle ve adaletle yüzleşmesi ise bunun neticesidir.

Şu anda, Osmanlı’nın yıkılışından itibaren başlatılan mücadele hâlâ devam etmektedir. Mücadelenin başlangıcındaki hakikat, imanla küfür mücadelesidir. Bunların mümessilleri iman davasında Hz. İsa (as) ve Mehdi (as)’dır. Küfür davasında ise komünizm, maoizm ve bu rejimin devletler ve liderler bazında görünenleridir. İşte sebeplerden ari olan dünyadaki bütün hâdiselere bir Müslüman hakikat canibinden bu şekilde bakmalıdır ki; ahir zamanla alakalı rivayetlerin zevahirine takılmasın ve hakikatleriyle hemhâl olabilsin. Bu başlamıştır, devam ediyor. Kader bu yolun her iki zıt tarafında da imtihan icabı taşlarını döşüyor, merhalelerini geliştiriyor.

Bu gelişmeye ve merhalelere baktığımızda, hak tarafın galibane devam ettiğini görüyoruz. “Vel âkıbetu lil müttakin” sırrıyla netice yine inananların olacak, Allah (cc) nurunu tamamlayacak ve muradını tahakkuk ettirecektir.

Meselelere hakikat canibinden bakış budur.

Bizim kafamızı karıştıran ve zihnimizi bulandıran hâdiseler, Osmanlı’nın yıkılışından bugüne kadar veya istikbalde müşahede edeceğimiz hâdiselerdir. Bunlar ise galebe nöbeti ile cereyan ettiğinden, zaman ve mekânla veya sebeplerle kayıtlı olan hâdiseler, bizleri yeise ve ümitsizliğe düşürmemelidir. Zira yolun ve yolculuğun icabı budur. Bazen inişlidir bazen çıkışlıdır. Mü’min işin ruhuna, aslına ve neticesine bakar.

Hz. İsa (as)’ın nüzulünün anlaşılması hâdisatın diliyledir. Birinci ve ikinci cihan harplerinde bu mesele bir derece müşahede edilmiştir. Hassaten ikinci dünya savaşında Hz. İsa (as)’yı temsilen Almanya’nın ve İtalya’nın ruh ve çekirdek olduğu taraf; dinsizliği ve küfrü temsil eden Rusya ve Bolşeviklikle çarpışmışlardır. Diğer milletler inançları ve menfaatleri icabı bu mücadelenin saflarını teşkil etmişlerdir. Neticede bu çarpışma NATO Paktı ve Varşova Paktı olarak ayrılmıştır. İkinci Cihan harbinde bu iki pakt henüz daha tahakkuk etmediğinden, Hz. İsa (as) ve hakkı temsil adına Birinci Dünya harbinde Osmanlılar ve Almanlar, İkinci Dünya harbinde ise İtalyanlar ve Almanlar meydana çıkmışlardır.

O zamanlar gazetelerde, siyasî konuşmalarda ve halkları taraftar yapmakta Alman ve İtalyan siyasîleri; hak dini hassaten de İslam’ı temsil etme iddiasında bulunmuşlar. Müslümanları ve inananları himaye edenler olarak kendilerini öne çıkartmışlardır. Bu sebeple İslam âlemi ve hassaten Türkî cumhuriyetlerdeki binlerce Müslüman Almanların ve İtalyanların cephesinde ittifakla bu mücadeleye dâhil olmuşlardır. Başta Almanlar ve İtalyanlar olmakla beraber; davalarının dinsizliği ve hassaten Bolşevikliği ve komünistliği lağvetmek olduğunu ifade etmişlerdir. Hz. İsa (as)’ın nüzulünün sebepler tahtında, hadisatın dili ile hikmetini ve hakikatini göstermişlerdir

Ancak ikinci cihan harbinden sonra Almanlar mağlup olmuş, iktidarlarını ve imkânlarını kaybetmişlerdir.

Kader İsa (as)’ın nüzulünün hikmetini ve hakikatini savaşlar üzerinden, Almanları ve İtalyanları öne çıkararak bir derece göstermektir. Bununla beraber, İkinci Cihan harbinden sonra NATO Paktını teşekkül ettirerek bu defa da siyasetle ve iktisadî güçle, Hz. İsa (as)’ın nüzul hakikatini ve davasını NATO üzerinden, hassaten de Amerika üzerinden bir derece göstermiş ve tevilini zuhur ettirmiştir.

Mühim olan hak davanın hakikat olarak devamıdır. İnsanın elbiselerinin değiştiği gibi; hakikatin suretlerinin değişmesi, hakikatin değişmesini göstermez. Eskiden Almanların liderliğini yaptığı bu dava, daha sonra Amerika ile el değiştirmiştir.

Gerek Türkiye ve gerekse Hristiyan âlemi ve Müslümanlar olarak Amerika’nın liderliğinde NATO’ya sığınmakla bir derece nefes almış ve hayatiyetlerini devam ettirmişlerdir. Bu da tarihî bir hakikattir. Elbette bu vazifeyi ifa edenler, yaptıklarının neticesinde menfaatlerini de takip edeceklerdir. Bu hususta Üstadımızın çok güzel bir değerlendirmesi vardır.

Soruyorlar “Dünyadaki iki cereyanı nasıl görüyorsun?”; biri komünizm diğeri kapitalizm. Yani biri Varşova diğer NATO.

Üstadımız “şimdilik biri necis diğeri encestir. Tahir-i mutlak desatir-i İslamiyet'tir. Diyorlar ki iki cereyana da lanet olsun. Biz İslam düsturlarını isteriz. Üstadımız buyuruyor ki; evet lakin, bize bulaşmış olan encesin temizliği hesabına, necis encesle uğraşıyorsa, ona da necis deyip üstümüze sıçratmak maslahat olmasa gerektir. Yani bir hınzır seni boğuyor. Bir ayı da onu boğuyor. Ayının da böğürüne dürtüp üstümüze çekmek akıldan ziyade cünundur. Zaten böyle bir cinnet-i müstevliye dünyaya dağılmıştır.”(1) Bu ise komünizmdir.

Hadis-i şerifte Hz. İsa (as)’ın şahs-ı manevisinden minare boyu kadar küfrün ve Bolşevikliğin büyük olması; komünizmin İslam âlemini ve Hristiyan âlemini istila ederek, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği gibi bir güce ulaşacağına alamet ve işarettir. Nitekim öyle de olmuştur.

Düne kadar Rusya’nın yıkılmasına, Çin'in kapitalizme doğru kaymasına sebebiyet veren ve mücadele eden NATO ve onun başını çeken Amerika dinsizlikle mücadelesini devam ettire gelmiştir. Bu mücadele, zahiren ve avami bakışla görünmez. Bu mücadeleyi görmek isteyen hakikat canibinden ve kader planından bakmalıdır.

Bu manada meseleye rasat eden Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ Lahikası’nda din-i hakkı arayan büyük devlet tabiri ile Amerikan misyonerlerine yapmış olduğu tavsiye ile artık Almanların yerini Amerika’nın aldığı görülmektedir.

Fakat bugün Amerika da zayıflamaya başlıyor. Belki de miadı dolduktan sonra Rusya gibi bölünüp parçalanacaktır. Çünkü Hz. İsa (as)’ın davasının ve vazifesinin; sureti ve görünüşü tamamlanmak üzeredir. Bundan sonra İslam medeniyeti zuhura başlayacaktır.

Batı ve Avrupa medeniyeti çökecektir. Bu zafiyetler ve çatırdamalar başta Avrupa ve Amerika olarak çöküşün tezahürleridir.

İslam medeniyetinin zuhuru ise, mehdiyyetin son merhalesidir.

İslamiyet’in metbu, Hristiyanlığın tâbi makamında kalmasının alametleri başlamak üzeredir.

Muazzez Üstadımızın “İslam medeniyetinin, Avrupa medeniyetinin inkişaından, inkişaf edecektir” diye ifade ettiği hakikatin tezahürleri başlamak üzeredir.

1) bk. Rumuz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

dost mehmed
Allah razı olsun. Sorulara bu kadar kısa zamanda cevap yazdığınız için de teşekkür ederim. Allah hizmetinizi daim eylesin.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...