"İhkak-ı Hak" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Herkese ve her şeye hakkını vermek.”

“Her mahluka, varlığı için gerekli her şeyin en güzel şekilde verilmesi”

Adaletin iki temel esası var: Birincisi, ihkak-ı hak, yâni her yaratığa, her hayat sahibine varlığı için gerekli her şeyin en güzel surette verilmesi. Diğeri ise, her ferdin lâyık olduğu mükâfatı yahut cezayı görmesi...

Birinci şık, bütün varlık âlemini kaplamış durumda. Her neye bakılsa bu hakikat açıkça görünüyor.

“Cenab-ı  Hak, her şeye lâyıkını veriyor ve maslahata göre veriyor.” 

Bir varlığın mahiyeti neyi gerektiriyorsa, ona lazım olan her şey eksiksiz veriliyor.

Meselâ,, serçe kuşunun mahiyetine göre kendisine bir beden verilmiş, kanatlarla donatılmış, çeviklikle düşmanlardan korunması sağlanmış. Aslanın mahiyetine göre kendisine pençe verilmiş, güç verilmiş, avını parçalayıcı dişler ve çiğ eti hazmedecek mide verilmiş. Bu iki misale bütün canlı türlerini ekleyebiliriz. Bütün bu varlıkların mahiyetlerini ve cihazatlarını birlikte düşündüğümüzde adaletin bu birinci şıkkının tecellisini bütün varlık âleminde bütün açıklığıyla görüyor ve okuruz. 

Kendi bedenimize nazar edelim: Organlarımızdan hangisinin yerini veya şeklini beğenmiyoruz? Hangisinin vazifelerine itirazımız var? Sayılarını noksan mı buluyoruz fazla mı? İki kulağa karşılık bir ağzımız var. Ayaklarımız altta, başımız üstte yer almış... Bu İlâhî tanzime kim itiraz edebilir!...

İnsanoğlu adaletin bu tecellisi üzerinde çok durmuş ve onu anlamada hayli yol kat’etmiş... Astronomi’den Biyoloji’ye, Tıp’tan Jeoloji’ye kadar yazılan bütün eserler, bir bakıma bu hakikatın tefsiri...

İşte, akıl ve vicdan emrediyor ki, adaletin birinci yönünün sonsuz bir hikmetle işlediğini gören insan, âhirete bakan ikinci yönüne karşı da iman ile teslim ile mukabele etsin...

Gel gör ki, tatbikat böyle olmuyor!.. Nice insan, âhiretteki tecelliyi bu dünyada arıyor... Zaten, adalet tartışmalarının çoğu da bu yanlış arayıştan kaynaklanmıyor mu?”

Peygamber Efendimiz’in (asm.) doksan dokuz Esmâ-i Hüsna’yı saydığı hadis-i şeriflerini okuduğum zaman Adl isminden önce ve sonra gelen isimler dikkatimi çekti. Adl’den önce Basîr ve Hakîm; Adl’den sonra ise Lâtif ve Habîr isimleri sayılmıştı...

Şöyle düşündüm:

‘Her şeyin her şeyini her an gören’ ve ‘yaptığı her işini hikmetle yapan’ Allah, elbette mutlak âdildir.

‘En ince şeyleri bilip kullarına sezilmez yollardan lütuflarda bulunan’ ve ‘her şeyin iç yüzünden haberdar olan’ Allah, elbette sonsuz derecede âdildir.

Diğer isimleri de aynı şekilde tefekkür edebiliriz:

Rahmân ve Rahîm olan Allah, şüphe yok ki kullarına adaletle muamele eder...

Kahhar ve Cebbar olan Allah, muhakkak ki adaleti en iyi tatbik edendir...

Gaffar ve Settar olan Allah, kulunu cezalandırırsa, artık o kul bunu hak etmiş demektir...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...