Block title
Block content

"İktisattan gelen kanaat, şükür kapısını açar, şekvâ kapısını kapatır. Hayatında daima şâkir olur. Hem kanaat vasıtasıyla insanlardan istiğnâ etmek cihetinde, teveccühlerini aramaz." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tutumlu olan bir insan aynı zamanda kanaat sahibidir. Çünkü kanaat ile iktisat bir birine bağlı bir birini gerektiren ve bir birini tamamlayan iki ahlaki değerdir.

Kanaat, sebeplere müracaat ettikten sonra, Allah’ın ihsan etmiş olduğu neticeye razı olmak anlamına gelirken; iktisat, verilen bu neticeyi yani ihsanı, tutumlu ve yerinde kullanmak anlamına geliyor.

Bu iki değeri yaşayan bir insan daima huzur ve şükür içinde olur. Tutumlu insan elinde ki malın değer ve kıymetini bilen ve bunun şuurunda olan bir insandır, doğal olarak bu insanda elindekilerine karşı şükretme hissi oluşur.

İsraf içinde olan bir insan elindeki malın değerini kavrayamadığı için o mala karşı şükür hissi taşımaz. Elindeki malı basit bir nesne önemsiz bir materyal olarak görür ve bu malın kimden geldiğini aklına hiç getirmez. Bu durumda şükürden de uzak kalır. Çünkü şükrün temeli nimet içinde nimeti vereni görebilmektir. İsraf ve hırs duygularının esiri olmuş insanlar ne nimeti fark eder ne de nimet içinde nimeti vereni görebilir. Şükür kapısı bu tarz insanlara tamamen kapanmış demektir.

Kanaat ehli insanlar Allah'ın pay etmesinden memnun ve razı olduğu için, başkaların payına göz dikmez hakkına yan gözle bakmaz, onların rızasını elde ederek onlardan bir şeyler ummaz.

Kanaat istiğnayı netice verir. İstiğna; ihtiyaç sahibi olmamak veya ihtiyacını kimseye arz etmemek ve kendi imkânlarıyla yetinip kimseye el açmamaktır. Birincisi Allah’a aittir ki Samed olduğu için kimseye muhtaç değildir. İkincisi ise mahlûkata aittir ki, Allah’tan başka kimseye iltica ve iltifat etmez. Bu anlamdaki kişiler maddeten belki dünyanın en fakirleri olabilir, ama maneviyat âleminin sultanlarıdır. Gönül tokluğuyla hayatlarını geçirirler, yüzsuyu dökmezler.

"Ben yaptığım tebliğ vazifesi karşılığında sizden hiçbir şey istemiyorum, ücretim ve mükâfatım sadece Âlemlerin Rabbi Allah’a aittir.” (Şuarâ, 26/109)

ile Yunus, 10/72; Hûd, 11/29; Sebe', 34/47 gibi ayetlerde Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih ve Hz. Lut gibi peygamberlerin tebliğ vazifesinde insanlardan bir şey istememeleri açıkça ifade edilmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...