"Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad hazretleri, Mesnevî-i Nuriye’de şöyle buyuruyor:

“Otuz seneden beri iki tâğut ile mücadelem vardır. Biri insandadır, diğeri âlemdedir. Biri “Ene”dir, diğeri “Tabiat”tır. Birinci tağutu gayr-ı kasdî, gölge-varî bir ayine gibi gördüm. Fakat o tağutu kasden veya bizzât nazar-ı ehemmiyete alanlar, Nemrud ve Fir’avun olurlar.

İkinci tağut ise, onu İlahî bir san'at, Rahmânî bir sıbğat, yani nakışlı bir boya şeklinde gördüm. Fakat gaflet nazarıyla bakılırsa, tabiat zannedilir ve maddîyunlarca bir ilâh olur.”

Ene’ye tabiî olarak bakan, onun kendine malik olduğunu vehmeden insanlar kendileri için ubûdiyetin yolunu kapamakla kibir ve isyan yolunu açtıkları gibi, sebeplere ve tabiata tesir gücü vermekle onları da bu vehimlerine ortak ederler.

Aynı eserde şöyle bir ifade de geçer:

"Enaniyetten neş'et eden şirk-i hafi katılaştığı zaman esbab şirkine inkılâb eder. Bu da devam ederse küfre tahavvül eder. Bu dahi devam ederse, ta'tile, yâni Hâlıksızlığa incirar eder.” (1)

Allah’ın bir ihsanı olan nimetleri kendilerine mal edenler, Karun gibi “ben yaptım, ben kazandım” diyenler şirke düştükleri gibi, sebeplere tesir gücü vererek İlâhî eserleri onlara isnat edenler de sebepleri ve tabiatı yaratılışa bir nevi ortak kabul etmiş olurlar.

Eşyanın yaratılışını tabiata isnad edenler “şükrün geniş kapısını” bulamayarak şükürsüz bir hayat yaşarlar. Zira tabiata icat kabiliyeti vermekle kendi nefislerini bir derece kandırsalar bile vicdanlarını aldatamazlar. Hiçbir vicdan tabiata minnettar olma zilletine düşmez. Meselâ, bir meyveyi yiyen bir tabiatperest bu meyvenin ağaçtan tabiî olarak çıktığını vehmetmekle birlikte ne ağaca teşekkür eder, ne de tabiata. Vicdanı buna müsaade etmediği için, o nimeti hiç düşünmeksizin hayvan gibi yer ve şükür kapısını çalamaz olur.

Burada “Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar.” ibaresi esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi ehl-i küfür ve şirke hitap ediyor. Zira kâinattaki nimet, ikram, ihsan, tezyinat, gibi çok fiil ve icraatları sebeplere vermek, Allah’a şükretme kapısını kapamak mânâsına gelir.

Kendisini kendine malik vehmeden insanlar, ubûdiyet yolunu kapar, kibir ve isyan yoluna girer, her şeyi sebeplere verirler.

Allah’ın ihsanı olan nimetleri kendilerine mal edenler Karun gibi; “ben yaptım, ben kazandım” diyerek şirke girer ve felakete sürüklenirler.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zerre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...