"İmanda öyle bir rica ve bir teselli var ki, yüz bin ihtiyarlık bir tek şahsa gelse, bu imandan gelen teselli mukabil gelebilir." İzah eder misiniz?
- Bir insanın başına yüz bin ihtiyarlık gelebilir mi?
Değerli Kardeşimiz;
“İman bir intisaptır”, Allah ile kul arasında bir bağdır. Bu bağ ne kadar kuvvetli ve sağlam ise, insanın hadiselere ve musibetlere karşı dayanma ve sabretme gücü de o nispette kuvvetli olur.
Hadiseler hastalıklar, musibetler ve ihtiyarlık, hayatın ağır yükü, iman ise o yükü kaldıran veya hafifleten en büyük kuvvettir.
"ÜÇÜNCÜ NOKTA: İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî îmanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve îmanın kuvvetine göre, hâdisatın tazyikatından kurtulabilir..." (Sözler, 23. Söz, Birinci Mebhas)
İnanmayan insan küfür karanlığında kalmıştır. Ne kendini okuyabilir ne de kâinatı. Her organının, her hücresinin ve her duygusunun ayrı birer mucize olduklarını hiç düşünmez. Sadece onları dünyanın geçici menfaatlerinde ve zevklerinde kullanmakla yetinir. Düşünmeden yaşar veya yaşıyorum zanneder.
İman nuruyla kendini okuyan insan büyük bir şeref kazanmıştır. Bu bahtiyar insan kendi varlığı konusunda şöyle düşünür:
"Ben Allah’ın eseriyim. Hayatım Onun Muhyi isminin tecellisi, şeklim, sUretim onun Musavvir isminin tecellisi, her organımın ve her hücremin faydalarla dolu olması onun Alîm ve Hakîm isimlerinin tecellileri. Ve ben varlığımda tecelli eden her bir ilahi isimle ayrı bir rahmete mazhar olmakta ve ayrı bir şeref kazanmaktayım. Bunların her biri için ayrı bir şükür borcum vardır."
Allah’a iman etmekle böyle bir üstünlüğe ulaşan kişi, “Rabbine nasıl şükür ve ibadet edeceği, neleri konuşup neleri söylemekten kaçınacağı, neye bakıp neye bakmayacağı” gibi nice suallerinin cevabını da imanın diğer iki rüknünde, yani kitaplara ve peygamberlere imanda bulur. İşlerini, hareketlerini, düşüncelerini ve ahlakını Kur’ân’a göre tanzim etmeye ve bu konuda yegâne rehber olan Allah Resulüne (asm.) mutlak manada itaat etmeye başlar. Böylece iman şerefine, salih amel ve güzel ahlakı da ilave etmiş olur.
Bu bahtiyar insan, her şeyi ve her hadiseyi Allah’ın yarattığını ve takdir etiğini bilir. Mahlukata karşı ne aşırı bir minnet duygusu taşır ne de onlardan gelecek zararlardan fazlasıyla korkar. Bir kul olarak kendine düşen vazifeleri hassasiyetle yerine getirdikten sonra, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a tevekkül etmekle mahlukat âleminden gelecek zararlara ve tehlikelere lüzumundan fazla ehemmiyet vermez. Hava âlemini onun emrinde bilir, fırtınadan korkmaz. O unsurun cansız ve iradesiz olduğunu, kendi başına hiçbir icraat yapamayacağını çok iyi bilir. Ancak, bir ayet-i kerimede haber verildiği gibi, o unsurun vereceği zararların, sadece âsi insanlara mahsus kalmayıp birçok masumlara da dokunabileceğini dikkate alarak, Rabbine sığınır ve rahmetine iltica eder.
"Yüz bin" ifadesi imanın ne kadar büyük bir kuvvet olduğuna bir işaret etmek için kullanılmıştır; yoksa insana yüz bin ihtiyarlık verilecek değildir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü