"İnsan, enaniyetine istinad edip hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i hayal ederek, derd-i maişet içinde muvakkat bazı lezzetler için çalışsa, gayet dar bir dâire içinde boğulur, gider." İzah eder misiniz?

Soru Detayı

- Bu kimselerin “gayet dar bir dâire içinde” boğulmalarını nasıl anlamalıyız?
- Bu insanlar, dünyada mevki ve makam sahibi olduklarında yine mi dar bir dâire içinde boğulmaktadırlar?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

On Yedinci Lem’a’da geçen şu cümleler bu konuya ışık tutar:

“Hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak, kalp ve ruhun derece-i hayatına gir. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun.”

Demek ki insan, hayvaniyet ve cismaniyet dairelerinde kaldıkça dar bir daire içindedir. Bu dairelerde aldığı lezzetler, kalp ve ruhun lezzetlerine göre çok aşağı derecededir.

Nefislerine esir ve heveslerine mağlup olan insanlar, bu dar daireyi geniş tevehhüm ederler ve ondaki geçici zevk ve lezzetlerle kendilerini avuturlar.

Bilindiği gibi insanın hayvanlarla müşterek olan yanları yemesi, içmesi, çoğalması, görmesi, işitmesi, hareket etmesidir. İnsanlık akılla başlar ve iman ile insâniyet-i kübra olan İslamiyet’e ulaşılır.

Evvela, şunu ifade edelim ki enaniyetine istinad ederek Rabbine iman ve itaatten uzaklaşan insan, gayet dar bir dairede boğulmuş demektir. Otuzuncu Söz başta olmak üzere Nur’un birçok dersinde güzelce izah edildiği gibi, insana verilen benlik, Allah’ın sıfatlarını fehmetmesi için bir vahid-i kıyasi vazifesi yapar. Yani insan kendi sıfatlarına ve kabiliyetlerine bakarak ve bunları iyi değerlendirerek Allah’ın sıfatlarını ve şuunatını bir derece bilir. Böyle yapmayıp da kendisine ihsan edilen bu cihazları sadece dünyaya harcayan insan “gayet dar bir daire içinde boğulur gider.”

İnsan bu dünyaya, ebedî cennete layık bir kıymet almak için gelmiştir. Sadece dünyaya çalışan ve ömür sermayesinin tamamını bu fâni âlem için harcayan insan “gayet dar bir daire içinde” boğulmuştur, demektir.

Dünyanın kendisi gibi lezzetleri de fânidir, geçicidir. Bu lezzetler, Üstad'ın ifâdesiyle, gölge hükmündedirler. Bütün meşru lezzetlerin asılları ahiret âlemindedir. O asıllar âleminden gaflet ederek, gölgelerle oyalanan insan da “gayet dar bir dâire içinde boğulur gider.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

"Evvelki hizmetkâr, on altınla âlâ kumaştan mükemmel bir elbise alır. İkinci hizmetkâr, divanelik edip, evvelki hizmetkâra bakıp, cebine konulan hesap pusulasını okumayarak, bir dükkâncıya bin altın vererek bir kat elbise istedi. İnsafsız dükkâncı da kumaşın en çürüğünden bir kat elbise verdi. O bedbaht hizmetkâr, seyyidinin huzuruna geldi ve şiddetli bir tedip gördü ve dehşetli bir azap çekti."

Burayla da direkt alakalı bu konu.

Bu sadece İslâmın emirlerini yerine getirip namaz kılmak, oruç tutmak vs değil. Bunları yapan dahi, ahireti esas maksat yapmadan, Allahın rızası peşinde koşmadan, aklını, kalbini, ruhunu Allahtan önce dünyaya veren (Bu kişi ibadetlerini yapsa dahi gerçekleşebilir) , kalbini dünyaya bağlayan kişiyi anlatıyor. Dünyanın en yüksek makamında da olsan hayvan kadar lezzet alamazsın. Kaygılar, korkular vs. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...